“… Sonuç dediğimiz Rio, çoğu zaman kimsenin görmek istemediği bağ içi küfe taşımanın birikimidir…”

“Adıyaman’dan Rio’ya uzanan yollarda küfelerimizde ne taşımıştık ?”
Merhaba
Bu kez Alaçatı Yaşar Aksoy (ki babası rahmetli Cemal Abi kısa süre beraber çalıştığım Bornova ZMAEnstitüsü’nün kuruluşunda rahmetli kurucu müdür Nihat İyriboz ile birlikte çalışan Cumhuriyetin ilk ziraatçılarındandı) Kitap Kafeden aldığım kitap “Dijital Minimalizm” oldu. O kitaptaki “solitude” sözcüğünü çok sevdim (*).
Bu sözcük beni aldı 1986 yılındaki Manisa’da Gediz Nehrinin kenarındaki Terzi Mustafa’nın bağına götürdü. Bu bağda Bornova ZMAE uzmanları tarafından (Dr.MA) TPS ilacımızın ruhsat amaçlı biyolojik aktivite denemesi yapılmıştı. Deneme olumlu olarak sonuçlanmış ve uzmanlar raporlarını yazmak için bağı terk etmişlerdi. Ancak ben CZM** olarak stajyerim ÖY ile birlikte bağda verim ve kalite analizleri yapmak için çalışmalarımızı sürdürdük. Fotoğraflardaki görüntüler aslında Manisa’dan Rio’ya uzanan yolda Adıyaman seleksiyonu sonrası eleğin üstünde kalanların yolculuğunun yapı taşlarından birisidir ki tam bir “Kelebek Etkisi” örneğidir.
Bence bu yazıma başlık ettiğim yalnızlık ile “yalnızlık yoksunluğu” arasında çok ince ama önemli bir ayrım vardır.
- Yalnızlık bazen kopuştur.
- Solitude ise bilinçli içe çekiliş, zihnin nefes almasıdır. Ve ilginç olanı; benim SSTC sohbetlerimde sık sık ortaya çıkan şey şudur: İnsan bazen en derin düşüncelerini tam da sessiz anlarda duyabiliyordu.
SSTC & Herkesin Bir Rio’u Var (Emek Etiği)
Paylaştığım şu cümle de aslında bunun bir tam bir örneği “Sonuç dediğimiz Rio, çoğu zaman kimsenin görmek istemediği bağda küfe taşımanın birikimidir.”… Bu cümlede yalnız başarı yok; görünmeyen “Emek Etiği” var. Çünkü modern dünya genellikle:
- Rio’yu görmek istiyor,
- Madalyayı görmek istiyor,
- İhracat şampiyonluğunu görmek istiyor. Ama:
- Sıcak bağdaki tozu,
- Küfe taşıyan omuzdaki ağrıyı,
- Bunca emeğin uzandığı belirsizliği,
- Sabır sınavının sınırlarını,
- Tekrar tekrar denemeyi görmek istemiyor.
SSTC’nin mesajlarında bana en güçlü görünen taraflarından biri “sonuç” yerine “oluşum sürecini” görünür hale getirmesi oldu tüm öğrenme ve ustalık yolculuklarımda. Belki bu yüzden o iki küfeli fotoğraf bende sadece bir anı değil, bir düşünce sisteminin ifadesi. Daha da ilginci, yazımın girişindeki cümlede “Rio” bir şehir olmaktan çıkıyor ve bir metafora dönüşüyor. Şöyle ki; Herkesin bir “Rio”su var:
- Bir kariyer zirvesi,
- Bir şirket kuruluşu,
- Bir akademik unvan,
- Bir iç huzur noktası,
- Hatta bazen sadece kendiyle barışması. Ama şurası kesin ki o Rio’ya giden yol çoğu zaman bağın tozu toprağında, alında ve sırttaki biriken terlerde ve güneşten kavrulan yüzlerin içinde başlıyor; özetle kimsenin alkışlamadığı bir yerde.
- Bu yüzden çift küfeli ÖY le birlikte bizzat yaşayıp sonuçlarını gördüğüm “staj” benim anlatımlarımda çok önemli bir tema.. Çünkü staj dönemleri insanın:
- Küfeyi nasıl tuttuğunu,
- Yük altında yüz ifadesini,
- Gönüllü emeğini,
- Merakını,
- Dayanıklılığını çıplak biçimde gösteriyor. Ve bazen gerçekten: “adam olacak çocuk” yoğun emekli stajda belli oluyor.
Stajında iki küfe taşıyan ÖY; altı yıl sonra SSTC yolcusu olup, 2009 dan sonra tüm çalışanlarını SSTC öğrenme yolculuğuma katarken kendi Rio’su olan PLN de bugün neler yapıyor ? Bilginin zekatını veriyor mu ?
(devam edecek)
Öykücü (dictum meum pactum)
(*): Solitude: Dijital Minimalizm (Cal Newport / Cansen Mavituna): Türkçe’de “yalnızlık, ıssızlık, tekbaşınalık” gibi anlamları varsa da sözü edilen kitapta kastedilen “kişinin düşünceleriyle başbaşa kalmak ve odaklanabilmek için gönüllü ve geçici bir süreyle kendini insanlardan soyutlaması. Bu nedenle çeviride “Gönüllü Yalnızlık” olarak düşünülmüştür.
(**) CZM: Cibalı Ziraatçı Mustafa












