Yaşam Büfesinde “WHYHIGHONEWHY”

“…Kırk yılda koç olamayacağını; koç olarak kabul görmeyeceğini anlamayan balondaki yalancı kuzu, sünnetçinin vitrinindeki çalar saat gibi…Adam sünnetçinin dükkanının önünden geçerken vitrindeki çalar saate bakmış ve dayanamayıp içeri girmiş. Sünnetçiye sormuş: “Sen sünnetçi değil misin ?“. “Sünnetçiyim” demiş sünnetçi ve adam sorusuna devam etmiş “Peki öyleyse neden vitrinine çalar saat koydun ?“. Sünnetçi adamın yüzüne bakmış, azıcık sessiz kalmış ve “Ne koysaydım yani ?” demiş… Akademik ünvanların bu denli yerlerde süründüğünü ve bu denli taşıyamayan yalancı boş korkuluklara giydirildiğini hiç görmemiştim bu yaşıma kadar. Çok yazık…”

ZM68 Veli Kurt’un Öyküsü ve TED’gillerden özetler (Bunker; Adam; Barry; Isaac ve Neil)

Merhaba

Dün Seferihisar’a gittik. Hem başsağlığı ve hem de geçmiş olsun demekti amacımız. Zaman nasıl geçti anlayamadık. Keyif aldık. Sevindik. Sevgili Alev’i Kuşadası beraberliğimizden daha iyi gördük. Şanssızlık içindeki şanslara (İtalya’da rahatsızlanmak ve filtre taktırabilmek… Ya ülkemde olsaydı…) birlikte şükrettik.

Balondaki kuzu ve çocukluğumun masalındaki “Tülü Kuzu” bu yazımın iki ana karakteri. Yazımın başlığını İngilizce okuyup söylediklerinizi Türkçe anlayın. İngilizce okurken dörde bölün ve Türkçe olarak da üç sözcük olarak seslendirin. Soyadı “Kerim” olan “Fenasi” beyin adını bir defada söylemeyin. Acıtır. “Tali” beyin “Şef” olması pek fazla acıtmaz; isterseniz yüksek sesle haykırın. Yazımın başlığındaki bu seslenişin kime dönük olduğunu da bulmaya çalışın. Hocanın yandaşı, hocaların hocası olan bu adam kırk yılda beklentilerine kavuşamayacağını anladığında ne arıyormuş ? Dillendirdiği tek sözcüğe bakın ve “adalet”in birgün kimlere de gerek olacağını ve asıl önemlisi dilenmekle olmayacağını görün. Madem arayışın bu denli netti, neden Kemal’le birlikte sen de yollara düşmedin; eline bir pankart alıp boy göstermedin. Hem beceriksiz ve hem de beceriksiz düzenbaz. “Montaj yapmayı bilmem ki...” diyebilecek kadar yaptığının arkasında duramayan omurgasız…Özrü kabahatinden büyük olgunlaşmamış bir bencil yapının yansımasında kızarmayan yüzün arkasında kopan hırs fırtınalarında durmadan çalan saatin yarattığı ahlaki erozyonlar… Yılmaz haklı Keko ile mücadele falan yapılmıyor; yeniden yapılanıp yerleşiyorlar ve 1725 sokakta birbirlerine düştükleri durumun izlerini silmeye çalışıyorlar. Bu düşüncelerden sıyrılmalıyım. Elimde neler var bir bakayım.

Mayıs ayında keyifle anılarımıza yerleşmiş olan ve profesyonelce montajı için sevgili Cihan’ın ellerinden öpen “ZM68″ kayıtlarım var. Cihan’ın sanatkâr yapısının eseri olacak olan “şahaserini” beklerken, video kayıtlarından sırasıyla bazı kareleri seçmeye çalışıyorum. Saraylı Hayrettin’in açılışından sonra Alev’le aynı sahneyi paylaşan ve “hadi bize eyvallah !”  diyerek iki dakikada “Bize öykünü anlat” sunumu için örnek olan ben; ardından sevgili Ersin ve daha sonra sıra atlayarak sevgili Kurt Veli’nin karelerini bir araya getirdim. Neden Kurt Veli ?

Kurt” ve “Kuzu” benim çocukluğumda annemin bana hep anlattığı tek masalın iki kahramanıydı. Şimdi de 68 den bu yana Nazilli’den Çat’a uzanan mesleki yaşamın çilelerinde bir dönem milletvekili olan bir HDP’li zamanın vali yardımcısının insani jestine hayran oluşumla; balondaki sahtekar kuzunun benim masalımdaki kuzuya neden benzemediği şaşkınlığı arasında ruhumun çırpınışlarında kahroluyorum. Fakültedeki derslerimden “Bahçe Mimarisi”nden üç kavram kalmış aklımda:

1.Harmoni

2.Balans

3.Asosiyasyon

Birbirine benzer gibi görünse de anlamları farklarını, yerlerini ve değerlerini bu konunun uzmanı ve hocası olan Prof.Dr.Ümit Erdem arkadaşım en iyisini, doğrusunu bilir. Yazımı okuyup da lütfederse ben de hatalarımı düzeltir ve daha doğrusunu yazarak mesajıma güç ve değer (!)  katabilirim. Önemli olan ağaçlar, havuz, çimenler, bahçe süsleri, renkler, türler, şekiller ki hepsi bu üç kavramda buluşmalılar. İlki “Harmoni” ve bence “Uyum” demek.  Havuzla çim, mermerle kamelya, selvi ile jakaranda; tombulla uzunlar; dar ve genişler vb birbiriyle uyumlu olarak yer almalılar. Balondaki düzenbaz kuzu bu uyumu anlayamadığı için hâla vitrindeki çalar saat olarak duruyor. İkincisi “Balans” yani “Denge”. Birbirine uyumlu olan bahçenin mimarisinin parçaları gerek görüntü ve gerekse yer, yön, mekan ve ortamda dengeyi korumalılar. Gerek baskınlık açısından ve gerekse uyumdaki ahengi korumak açısından uyumluların nicel değerleri de bahçede korunmalı. Bunu koruyamadıkları için 1725 sokakta çıkan kavga her yere yayıldı ve akla kara, it iziyle at izi birbirine iyice karıştı. Bizim balondaki düzenbaz kuzunun balans ayarı da ancak vitrindeki çalar saat olmaya yetecek kadar oldu. Üçüncüsü olan “Asosiyasyon” da aslında “uyum” gibi bir anlama sahipse de bence burada esas etken “huy”; huyların uyumu. Hangi huy ? Hani can çıkmayınca çıkmayan huy ve bedeli katar katar tee uzaklara uzanan huy… Görünüşte birbirine uyumlu olanlar, boy pos, renk, ton açısından göze keyif verenler bakalım sembiyotik (ortaklaşa) bir yaşam için benzer ya da birbirini destekleyen yaşamsal fonksiyonlara sahipler mi ? Görünüşün altında yatan beklentiler, istekler, arzular, tutkular, hırslar birbiriyle uyumlu mu ? Birkaç yıl öncesine kadar, 1725 sokakta kavga çıkıncaya kadar kolkola ilerlerken kekoya övgüler yağdırırken uyum tamdı; balans ayarı kaçınca bizim balondaki düzenbaz kuzunun artık, bundan böyle kurt olamayacağını anlaması gerekirdi. Böyle buyurdu Zerduş…

Tülü Kuzu” masalımdaki kuzu masumdu; masumiyetin simgesiydi. Ne yazık ki yaşam büfesinde yeterince uzun ömürlü olmadı. Şimdilerin kuzusu, vitrindeki çalar saatten öteye bir yer alamayacağını bildiği halde “madem öyle işte böyle” diyemiyor. Yazık. Halbuki “Tülü Kuzu“nun sonunda kuyunun dibinde “yandı bacaklarım” diye feryat ederken kurt; annesi “Yan geber, yan geber” diyordu ki bir televizyon karesi düştü gözlerime “evlerine ateşler düşsün” diye lanetler yağdırıyordu yoldaşlarına. Burada bırakayım; bırakabilirsem. Yazıma eklediğim montaj filmde yer alan beş TED’liye değineyim kısaca:

* Bunker Roy Bey’in “Yalınayaklar Koleji“nin tamamını mutlaka izleyin ve “elleriyle ve haysiyetiyle çalışmanın ve topluma sunabilecek bir beceriye sahip olmanın; yeni profesyonel tanımının ne demek olduğunu” mutlaka özümseyin.İnanıyorum ki Hindistan’daki bu atılımdan ülkemdeki Köy Enstitülerine, “Bozkırdaki Çekirdek” e uzanacak yolunuz.

* Adam Foss isimli uzun saçlı “sıradışı savcı”nın suç ve ceza kavramlarına bakışını ve “yetersiz savcılar elinde kurban gitmemek için gayretleri” düşünüp ülkemiz için umutsuzluk özlemlerinizi giderin.

* Barry Schwartz beyin “zeka ve bilgelik” kavramlarının birbirlerinden kopup da ayrı düştüklerinde neler olabileceğini ülkemizin bugününe bakıp da “kurtuluş için” dua edin.

* Isaac Lidsky‘nin yaşam öyküsünden beş konudan hangisinin doğru olmadığını görün; hem de “kör adamın gönül gözünden“.

* Neil Pasricha‘nın futbolcu “omuz kıran dev adamının örgü örmesini” ruhunda yatan inceliği anlamaya çalışın; incelikten, insanlıktan yoksun balondaki düzenbaz kuzu ve benzerlerinin elinde bir bilinmeze giden ülkem için yine duacı olun.

…ve tüm bunlardan sonra ZM68 den dostumuz, arkadaşımız Veli Kurt’un yaşam öyküsünü; balondaki düzenbaz kuzunun vitrindeki çalar saat oluşuna; baş kekonun ellerine sarılırken hâla bu ortamda nasıl koçluk beklediğine ve içindeki taşmayı nasıl maskeleyemediğine aklınıza fazla takmadan “ya sabır” çekin veya “satmışım anasını ben bu dünyanın” diyerek “yaşadığınız her günün hak ettiğinizden bir fazlası olduğuna inanarak bugününüze şükredin“…

Demem o ki; hayat kısa; öyleyse ….

Öykücü