Yaşam Büfesinde “SEKİPlus”

“….Bir arkadaşımız yakınlarda yeni bir otomobil aldı ve en uygun sigorta ettirme koşullarını bulmak için tüm önde gelen sigorta şirketlerini aradı. Fakat bu arada günde bir şişe votka içtiğini, esrar çekmeden yatmadığını ve kabarık bir sabıka kaydı bulunduğunu itiraf etmek gibi safça bir kusur işledi. Sonra da hiçbir sigorta şirketinin geri dönüp onu aramamasına şaştı. Bunun üzerine aklımıza mükemmel bir iş fikri geldi. Alkolikler, esrarkeşler ve sabıkalılar sigorta şirketi…Peter Lewis Progressive Corp. bu amaçla kurdu. Bu şirket sigorta şirketleri arasında altıncı sırada ve en kârlılarından biri. Şirketin başarıyla devamı için Peter anahtar kişi (Çekirdek Yetkinlik) ve yaşı yetmişin üzerinde. Peter’ı çok iyi korumak gerek ve şirket ona öylesine bağımlı ki Wall Street analizcileri onu sağlık denetimi yapmak için zorladılar. Ne var ki Bay Lewis doktora gitmeyi hiç sevmiyordu. Doktora yalnızca bir not gönderdi ve bu notta şu üç şey yazılıydı: 1.Kendimi iyi hissediyorum; 2.Her gün bir buçuk kilometre yüzüyorum; 3.Bekarım, onun için yatağa bol bol hanım atıyorum…Ve Peter beyin New York’taki dairesinde kalp krizi geçirdiği haberi geldi (Sonuna Kadar Delifişeklik)…”

 

Zor bir yıl başladı. Karar verme süreci uzuyor. Geç kalmamak gerek. Bir yıl daha oransal çarpıklığa katlanmak uygun olabilir. Biraz fazla sert oldu gibi ise de…

Merhaba

Peter bey kalp krizinden öldü mü; yoksa gazi olarak işe devam etti mi ? bilmiyorum. Neden şimdi bu yazıma böyle bir giriş ?

İki gün önce Netgillerde organize bir toplantı yaptım. Toplantı öncesindeki bir ay içinde tarafları yedi kere dinledim. Duyduklarımı iyi analiz etmeye çalıştım. Ortak bir noktaya varmak için yerimi ve rolümü değiştirdim. Bu dinleme sürecinde yeterince etkin olmadığımı gördüm. Daha doğrusu etkin olmaktan özellikle kaçındığımı anladım. Buna neden bulmak, sebep söylemek ya da mazeret üretmek zor değildi. Ne var ki; zaman geçiyordu. Yılın ilk ayı tamamlanmıştı. Buna rağmen henüz yeni yılın temel koşulları netleştirilmemişti. Yılın zor olacağı açıktı. Zorlukların orta yerinde mutlu olmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu anlamak için Huancho Dauren’in “Bilgenin Kanatlı Sözleri“ne bakmak beni teselli etmiyordu. Bir şey yapmalı…

Toplantı öncesinde Park Yaşam’da etrafımdaki gelişmeler baktım. On beş yıldan fazla bir süre önce önce evde başlayan daha sonra rahmetli Ayşe’nin dükkanında profesyonelleşen başlangıcı anımsadım. Kerem ve Bora’nın ortaklığındaki “BOREM” ile bilişim sektörüne resmen adım atılmıştı. Kısa sürede hevesler yükseldi. Dalyan’da yeni bir binanın deniz manzaralı güzel bir ofisinde yeni masalarla iş büyümüştü. Ne var ki elektrik yoktu. İşimizin ise elektriksizliğe ve elektriğin gelmesini beklemeye tahammülü yoktu. Durum tıpkı 2010 yılında ABG ile Azerbeycan‘a yaptığım iş gezisindeki pamuk çiftliğindeki duruma benziyordu. Ne çok hazırlanmıştım. Filmler yaptım. LCD Projektör götürdüm. Ses düzeni götürdüm. Her şey güzeldi. Ancak çiftlikte elektrik yoktu. Bereket ki 2005 Paris öğretisini anımsayıp Hazar Denizi kenarında, Aralık ayının son haftasında “Konuşma Halkası” düzeninde görüşlerimizi paylaşmıştık. İşe yaradı mı ? İkna edebildik mi ? Bizim dışımızdaki etkiler, tehditler daha mı baskındı ? Bu soruları yanıt bulmak, yanıt vermek için yazmadım. Sadece açılımları unutmamak için kayda geçirmek istedim. Her neyse. Karşıyaka Kız Enstitüsünün yanındaki Ayşe’nin dükkanından Dalyan olmadı; bu kez Arslan ile Hostcini olduk ve Karşıyaka’da batar kata sığındık. Buradaki yakın markajla ticaretin, satışın, pazarlamanın inceliklerini öğrendik. Henüz uykusuz geceler artmamıştı. Daha sonra yine İzmir’e; bu kez İkinci Kordon’a gittik. Veri Merkezimiz büyümüştü. Ancak ofis ve veri merkez beraberliğinde en önemli sıkıntı soğutmayı yeterince yapamamaktı. Yönümüzü “Temsil Plaza“ya çevirdik. Dört katkı binamızın bodrumuna veri merkezi kurduk. Büyüdük. Hostcini ile rakipleri yakınlaşmaya başladı. Teknoas ile birleştik. Bu kez daha büyük bir Temsil Plaza binasının çatısına veri merkezimizi daha da geliştirerek yapılandık. Uzun sürmedi. Işıkkent’e taşındık. Çok masraf, yatırım yaptık. Mükemmel bir veri merkezimiz oldu. “Kesintisiz Kolaylık” için her temel gereksinim için “n+1″ formülünün bedeline katlandık: Ne gerekiyorsa bir fazlası… Ve CDN ile İstanbul yolcuklarımız oldu. İstanbul’a açıldık. Maçkolik’le Erdem Yurdanur (Kerem ve Semih’in Erdem Abileri) tanıştık. Beraberlik ticari bir yapıda başarıyla, keyifle sürdü. Ve devamında “Masomo / Kafa Topu” beraberliği çok hızlı gelişti.

Ayşe’nin dükkanından Yunt Dağının Kanatlarına ve Arslan’ın batar katından Semih’le Işıkkent’in yatak odalı “n+1″ lik veri merkezine uzanan yoldaki engeller ve sıçramalar bize neyi, nasıl öğretti ? sorusunun yanıtı yine Kerem’in paneldeki kapanış konuşmasındadır. Büyüyüp gelişmenin bedelidir “Uykusuz Geceler” ve “Hiç bir emek boşa gitmemiştir“. Netgillerin türevleri, yan ürünleri oluştukça SEK İkilisinin mükemmel uyumu tüm beraberlikler için de örnek olmaktadır. Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkmamayı da öğrenmek gerekir. Ancak bu örnek kimi zaman beklentilerdeki çıtayı yükseltmektedir. Sanılmaktadır ki tüm ortaklıklar benzer güzelliklere sahip olacaktır. Olmaması için hiç bir engel yoktur aslında; ancak önce iç savaşı yok etmek gerekir. On yıl önce Ayşe’nin dükkanından Işıkkent’e uzanan yolculuğun bir adım öncesinde Netdirekt olmanın temeli atılırken beraberliğin olası çatışmalarından korkularımız, kuşkularımız fazlaydı. Meğer hepsi boşunaymış. Çünkü kader ya da doğru seçim ve kararlar öylesi mükemmel bir beraberlik ortaya çıkardı ki; hemen her gün nazar değmesin diye dualarımız var. Binlerce şükür. Temelinde dürüstlük, açıklık ve esas olarak da hakkaniyet duygusu baskın. Hem güçlü yönleri çekişmeden, kişiselleştirmeden kullanmak ve hem de zayıf yönleri yüksünmeden tamamlamak ve hemen her şeyden tam bir görüş birliği içinde ve de tartışma yaratmadan emin olmak, karar almak ve de keyif almak ancak bu kadar mükemmel olabilirdi. Bu bütünleşik ve laf aramızda sevgi ile de perçinleşmiş beraberlik nedeniyledir ki ne Yunt Dağının Kanatlarının sıkıntılı sürecinde ve ne de Londra’nın müzakere masasında hiç bir zaman en küçük bir görüş ayrılığı yaşandığına tanık olmadım. Böylesi birliktelikler her kula, her ikiliye nasip olmaz. Demek ki biz çok şanslıyız.

Bu yazımı uzunca eklentilerle tamamlamıştım. Erdem abilerinin blogundan övgü dolu sözleri aktarmıştım. Saatler sonra “yayımla” tuşuna bastığımda hata verdi; yayımlanamadı. Emeklerim boşa gitti gibi geldi bana ki belki de kısa kesmemi gerektiren bir uyarıydı. Şimdi yeniden yazıyorum. Önce yazımın başlığındaki SEKİPlus‘ın “SEKİ” sini açıklayayım. Kırk yılı aşkın bir zaman önceydi. Enstitü Hububat Hastalıkları Laboratuvarında asistandım. İlaca odaklı “Zirai Mücadele” ile Tohuma odaklı “Zirai Araştırma” enstitüleri çekişme içindeydi: Biz sizden daha önemliyiz. Ege’de ikisinin de başında aynı yaşlarda genç, dinamik, hırslı iki araştırıcı vardı: Dr.Coşkun Saydam ve Dr.Kaşif Temiz. Hem gerçek birer dost ve arkadaştılar ve hem de “önem/öncelik” kapma yarışında gerçek birer rakiptiler. Bugün her ikisi de rahmetli; her ikisi de kalpten vefat etti ve her ikisini de çok severdim. Tohumcular kendi önemlerini daha iyi korumayı biliyorlardı. Her ne kadar Bay Soner Yalçın‘ın komplo teorileri arasında ağırlıkla yer alsa da onlar Rockefeller Kaynaklarıyla daha etkili çalışmalar yapıyorlar ve yurt dışı bağlarını sürekli güçlü tutuyorlardı. Biz ilaççılar ise içe kapanık “do it yourself/kendin çal kendin oyna” örneği ağır aksak yola revan oluyorduk. Bütünleşmek en doğru yoldu. İlaç ile dayanıklı ürün çeşitlerini kombine etmek hem emekleri daha değerli kılacaktı hem de yaratılmış hastalıklara dayanıklı ürün çeşitlerin tarladaki ömürlerini uzatacaktı. Örneğin konumuz Buğdayda Karapas Hastalığı olduğunda tohumcular dayanıklı çeşitleri geliştirmek için etmen fungusun (Puccinia graminis tritici) doğada, ülkemde yaygın olan ve hastalandırma yetisi kuvvetli olan ırklarını izole ediyorlar ve test ve ıslah çalışmalarıyla dayanıklı yeni buğday çeşitleri ortaya çıkarıyorlardı. Ben ise ilaççılardan biri olarak “Buğday Pas Hastalıkları ile Ekonomik Düzeyde İlaçlı Savaşım Olanakları” konulu bir projeyi geliştirmek için çırpınıyordum. İşte bu amaçla dağı taşı dolaşırken yolum iki kez SEKİ Yaylasına düştü. Fethiye’nin bu yaylasını ben çok sevmiştim. Bu bilimsel geziden amacım etmen fungusun kışı üzerinde geçirip yaşam çemberini tamamlayan iki evrenin kanıtlarını göreceğim Berberis bitkilerini bulabilmekti. Rahmetli Dr.Saydam ve sevgili Öğüt ile birlikte aradığımızı bulmuş ve dergimizde yayımlamıştık. Bunun anlamı şuydu: Ey tohumcular ve ilaççılar bütünleşin ve dayanıklı çeşitle ilacı kombine edin. Yapabildik mi ? Yaptık da yeterli oldu mu ? Sürdürüldü mü ? Soruların yanıtlarını aramıyorum. Amacım yaşamıma ve mesleğime kırk yıl önce giren SEKİ ile bugün Londra sonrası yeniden anımsadığım SEKİ ve eklentileri olan “Plus” giller…Buna da Sayın Erdem Yurdanur’un blogundan alıntı yaparak yanıt vermek için devam edeyim:

Masomo Şampiyonlar Liginde by ERDEM YURDANUR on ŞUBAT 7, 2019 • ( 16 )

Oyun şirketimiz Masomo’nun tüm hisselerini, 30 Ocak 2019 tarihi itibariyle, İngiltere’nin önde gelen oyun firmalarından Miniclip’e sattığımızı duyurmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum…

Satışın finansal rakamları hakkında ne yazık ki hiç bir şey paylaşamayacağım, ama her iki tarafı da son derece mutlu eden bir anlaşma oldu. Bizler Masomo’yu 3 yıl daha yönetmeye devam edeceğiz ve bu süreçte zaten var olan Kafa Topu 2 (Head Ball 2) isimli oyunumuzu daha da geliştirmenin yanında yeni oyunlar çıkaracağız. Miniclip bu süreçte tecrübesi ve dünya çapındaki geniş kullanıcı kitlesi ile bize büyük bir ivme kazandıracak. Zaten 50 milyondan fazla indirilen oyunumuzun çok daha yüksek sayılara ulaşacağından hiç şüphemiz yok. Masomo’nun bugünlere gelmesinde payı olan arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. Bu başarı kolay ve tesadüfler sonucu gelmiş bir başarı değil, gerçekten her aşamasında zeka, yaratıcılık, ekip kalitesi, güven, azim ve çok sıkı çalışma var.

Önce Türkiye’deki arkadaşlarımdan başlayayım.

En başta hiç kuşkusuz İbrahim Akman’a teşekkür etmem gerekiyor. Kendisi henüz 33 yaşında olmasına rağmen, bu başarının en büyük mimaridir. Kafa topu oyununun fikir babası, bütün ekibin yöneticisi, oyunun her noktasında emeği olan İbrahim, aynı zamanda kendini geliştirmeye son derece açık, büyük hayaller kuran, tuttuğunu koparmak için etik kurallardan hiç taviz vermeden çalışan, paylaşmayı bilen gerçek bir lider. Bu satış sürecinde Miniclip kurucularının da hayranlığını kazanan İbrahim, bence önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin gururu olacak en önemli kişilerden birisidir. Kendisiyle sadece 3 yıl önce tanışmış ve ortak olmuş olmamıza rağmen, ağzımdan çıkan her kelimeyi dikkatle dinleyen, özümseyen, gerektiğinde karşı çıkan ve bana da çok şey öğreten bir abi-kardeş ilişkisi kurduk. Eminim ki bu ilişki daha uzun yıllar devam edecek ve birlikte çok daha büyük başarılar ve keyifli anlar yakalayacağız. 

İbrahim ile tanışmamı sağlayan Yasar Semih Alev ve Kerem Copcu, benim yıllarca birlikte çalıştığım, Mackolik hosting altyapısını yıllarca büyük bir başarı ile yürüten Netdirekt firmasının da sahipleri. Semih, hiç çekinmeden söyleyebilirim ki benim gördüğüm en sıra dışı yazılımcı. Bilmediği bir teknoloji varsa bile bilmiyorum demekten çekinmez ve gerekirse günlerce kapanıp en iyi şekilde öğrenir. Kafa Topu oyununun en büyük özelliği olan karşılıklı iki kişi tarafından real-time oynanmasını sağlayan teknolojiyi geliştirmesi aslında bu başarının başlangıç noktası diyebilirim. Kerem de dünyanın her yerinde başarı ile çalışan oyunumuzun yüzlerce serverinin network altyapısını kurmasının yanında, şirketimizin İzmir ofisinin tüm finansal ve idari işlerini de yürüterek yazılım ekibinin üzerinden büyük bir yük aldı. Aynı zamanda her zamanki olumlu duruşu ve gülümseyen yüzü ile morallerin yüksek olmasını sağladı. Semih ve Kerem, iyi ki varsınız hayatımda, iyi ki ortak olmuşuz, çok teşekkür ediyorum sizlere ve eşleriniz Müşerref ve Zeynep’e...”

…Ve Erdem abilerinin övgü dolu teşekkürleri Murat, Erman, Erda, Ayşegül, Mehmet, Çağatay, Canberk ve Rudi’den geçen gün Netdirekt kafeteryasında tanıştığım Mehmet Ali ile Muhasebe Müdüremiz Müjde’ye kadar uzanıp daha sonra İngiltere bacağına değiniyor.

“…Masomo’nun İngiltere bacağının hikayesi ben ve Oliver ile başlıyor aslında. Mackolik’i satın alan Perform’un kurucu ortaklarından olan Oliver, hem gerçek bir dost hem de dürüstlüğü, insancıllığı, zekası, ilişkileri ile bulunmaz bir insan. Birlikte başlattığımız ve isim babası olduğu Masomo dışında, başka yatırımlarımız da var ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu arada merak edenler için Masomo, Mass Social Mobile kelimelerinin ilk iki harflerinden oluşuyor ve Afrika dillerinden birisinde eğitim anlamına geliyor. Thank you Oli, for your friendship and support…

Bu süreçte özellikle İbrahim, Kerem, Semih, Murat ve Adam’ın çok şey öğrendiklerini düşünüyorum. Önceki Mackolik satışındaki tecrübemin çok yararını gördüm. Masada ne zaman taviz vermek, ne zaman dik durmak ve gerekirse kalkmak gerektiğini canlı olarak onlara da gösterebildiğimi sanıyorum. Büyük bir satranç oyunu oynamış ve kazanmış gibi hissediyorum kendimi doğrusu. Simdi oyunun ikinci yarısı başlıyor ve 3 yıllık bir earn-out döneminde artık Miniclip ile birlikte çalışıyor olacağız. Hepimizin çok şey öğreneceğine eminim. Üç yılın sonunda bizi neler bekliyor bilmiyoruz ama ben sonrasına da planlar yapmaya başladım bile. Çünkü Miniclip ve Tencent ile artık başka bir ligdeyiz. Bu ligde fırsatların çeşidi ve sonu yok. Masomo ekibindeki herkes için ufuk çok açık…

Tüm bu gelişmelere sadece tanık olsam da kimi zaman kafeteryada yoğunlaşan ve yine ardışık uykusuz gecelerin ardından neler yaşandığını, nelerle baş etmeye çalışıldığını ya da nelerin hazzı ile yüzlerin güldüğünü anlamamış olsam da yatırımlara baktıkça, açılımlara şaştıkça güzel şeyler olduğunu özümsemeye çalışıyordum.

Sağlık ve esenlik dileklerimle SEKİ’nin temel dörtlüsü olan “Semih‘in yazılımdaki becerilerine (Sakin Fırtına); Erdem‘in abilikle bütünleşik promosyon (tutundurma) ve pazarlama becerilerine; Kerem‘in dünyanın dört bir yanında satış odaklı alt yapıyı kurma becerisine ve “Çekirdek Yetkinlik” olan İbrahim’in yaratıcılık ve disiplinle yoğrulmuş becerilerine hayran olmamak elde değil. İşte bu dörtlüye ben kırkı yıl önce çıktığım SEKİ Yaylasından 2019 un zor koşullarındaki SEKİPlus müjdesine ulaşmış olmaktan dolayı gurur duyuyorum; kıvanç duyuyorum ve yollarının açık ve aydınlık olması dileklerimle daha nice hak edilmiş güzelliklerin yaşanacağına inanıyorum. “Plus”gillerin de kimbilir ne öyküleri vardır. Belki bir gün onları da yakından tanırım.

Başarı öykülerinizi bekliyor olacağım.

Öykücü