Yaşam Büfesinde “Kirpi Kardeşliği”

“…Kirpiler üşüdüklerinde birbirlerine sokulurlar. Yakınlaştıklarında vücut ısılarıyla birbirlerini ısıtırlar. Fazla yaklaşırlarsa okları birbirini yaralar. Bu durumda uzaklaşırlar. Böylece uzaklaşma, yakınlaşma deneyimleriyle ısınacak kadar yakın, yaralanmayacak kadar uzak mesafeyi bulurlar. Buna “keep your distance/Mesafeni koru“… denirse de o kadar kolay değil…Ya 1725 sokakta birbirinden uzaklaşırsın; ya da 1507 sokakta birbirini yaralarsın, hatta öldürürsün…Mesafeyi koruyabilselerdi bu hale düşmezdik ki kurbağa testi gibi öldüğümüzü bile anlayamazdık. Bu nedenle buna da şükretmek gerek ki bir gün gelir iyi olur inşallah…”

NTN yıllık toplantısından esintiler ve Sultana Sultanlarıyla zor yıllar için bir mesaj

Merhaba

Bugün İzmir gerçek bir kış soğuyu yaşıyor. Ara sıra böyle oluyor. Kimileri için bu soğukta üşümek yerine Sabuncubeli’nde kar topu oynamak keyfi oluşuyor. Kimileri de bu soğukta Ankara yollarına düşüyor. Bize de sağ salim dönüşlerini beklemek düşüyor. İnşallah Afyon taraflarında 2010 yılında yaşadığım sıkıntıyı yaşamazlar. Doğru dürüst zincir takamayınca “Fellini Edition”ın sol ön teker tamponunu parçalamıştı zincirin serbest kalan ucu. Çoğu zaman da zincirler gibi elleri bağlayamayıp da serbest kalırlarsa zararlı bir yerlere uzanıyorlar. Yeterince karmaşık oldu mu bilmem !

Yazıma önce “R Faktörü” demek istedim. Ünlü kardeşlerin zorlukları paylaştıktan sonra refaha, feraha, bolluk ve rahatlığa eriştiklerinde birbirlerine düştüklerini anımsadım. Aynı yolun üzerinde biri camiye daha yakın olmak üzere aynı iş kolunda aynı kalitede hizmet ve ürün verirken biri isminin yanına “R“i ekleyiverdi. Ben bu “R” nin arapçasını yıllar önce duyduğumda pek bir anlam yükleyememiştim. Önce “Alamet i Farika” olarak lugatıma girdi. Daha sonra “Tescilli Marka (TM)” oldu ki ben onu hep “Türk Malı” demek olduğunu sandım. “R”li olsa ne olur; “R” siz olsa ne olur derken bu kez yazımın başlığı “Babayasa” olsaydı dedi zihnimin ters köşesinde yere çömelmiş olan adam (!). Belki de rahmetli Özal’ın “Bir kere ile bir şey olmaz” sözünün ya da “Alışırlar, alışırlar kıç üstü otururlar” demesini düşünmeliydim “Babayasa” olsun isterken. Ne de olsa ataerkil aile yapımız sürüyor ve ananın sözü pek fazla geçmiyor. Böyle olunca da bir defa değil bin defa bile olsa ali ata da binse Ankara’nın koltuğunda İstanbul’un boğaz sefası sürülmek de istense sonuç değişmiyor. Yasanın yapısı baba değil de ana olunca akıl oyunları ayak oyunlarına dönüyor ve ali bildiğini okuyor. Çünkü onun da “R” si var tescilci başı olarak (Registered by Registrator). Böyle “R“leriniz olursa kardeş de olsanız, ünlü de olsanız, pidelerinizin tadı aynı da olsa maçın başında 1/0 yeniksiniz demektir. İşte bunlardan sıyrılamadan Netgillerin küçük kardeşinin hızlı büyüme sürecinde “Zor Yılların Sancılarını Yaşamak” kaçınılmaz görünüyor. Ne yaparsak, nasıl yaparsak 2018 yılı deneyimlerinden 2019 eylemlerini daha verimli, daha başarılı, daha keyifli kılabiliriz ?

İşte bütün mesele bu: “to be or not to be”…!

* Bugün: %65+%36=%101 (Oh My God !) > Bir yıl boyunca her ay %1 zarar veya %65+%22=%87 (Zararın neresinden dönersen kârdır) > İki yıl boyunca %13 kâra razı olmak min. %25 kârlılığı hedeflerken… Olmaz böyle şey ve verimlilik artışı şart !

* Ekim 2012 NDT birleşme sonrası verimlilik beklentileri artıyor; mecburcular… Welch’e kulak veriyoruz ve 20/70/10 ile her yıl çıtanın altında kalan %10 luk kesimle vedalaşmak, çıtaya teğet geçen %70 le DANS ederek devam etmek ve çıtanın üstünden aşan %20 e yatırım yaparak uzun soluklu bir beraberliği sürdürülebilir kılmak…İşte bütün mesele bu “olmak ya da olmamak”.

* Ekim 2012 ve NTN 2019 zor yılda yükselen hedefler, düşen kârlılıklar, ülkesel kriz öncülleri, artan rekabet baskısı, azalan destekler altında “yeni iş formülü” olarak 1 x 1 x 1=1 den 1/2 x 1 x 3=3 düzeye erişmenin yollarını bulma gayretleri ki formülün çarpanları “çalışan sayısı; çalışanın gelirleri ve performans“… Formülün çıktığı ise verimlilik ya da üretkenlik veya uzun lafın kısası “ciro/kârlılık“… İşte bütün mesele “to be or not to be”

Yirmi beş yıl önce, 1994 yılına ait ajandamı Çeşme çatıdan alıp geldim. Sayfalarına baktım. Neler gördüm neler ? Satsan zarardasın, satmasan olmaz. En çok satan bizdik. En çok zarar eden biz olduk. Çok satmanın keyfi ile Budapeşte’deki IPM2 toplantısına katıldım. Dolar 14bTL dan başlayıp da 42bTL na çıkınca ve 38bTL na çıpalayınca Macaristan’dan sedye ile dönmüştüm. Çünkü sıkıntıdan zona olmuştum. Hem çok satmanın zararı hem de %2000 lere çıkan gecelik faiz oranlarıyla repo yapmanın dayanılmaz cazibesi ile kamu kuruluşları söz verdikleri ödemeleri de yapmıyordu. Biz ya onların kapısında medine fukarası gibi para yalvarıyorduk ya da ofiste pinekleyip Vehbi’den rucû şiirleri okuyorduk.  Bu tür şiirler ilk mısraında cellatı çağırıp kafa kestiren ikinci mısraında bir kese altınla ödül getiren şiirlerdi. İlk mısralardan birkaçı aynen şöyleydi: “Kulaklarından tutam dibine kadar sokam;.. Bezm i hammam edelim sürtüştürem ben sana;…” Öyle bir havadaydık ki ikinci mısraları okuyacak ödüle uzanacak mecalimiz kalmamıştı. Halbuki bu cesareti gösterebilseydik “Kulaklarından tutam dibine kadar sokam / Sahtiyandan çizmeyi olasın yola revan” ile tümünü görecektik. Böylece sokulan şeyin siyah parlak çizme içine ayak olduğunu anlayacaktık. Bu nedenle 2019 yılının zor koşullarında ilk anların olumsuz gibi görünen adımlarının devamı gerçekleştirebilmek önemli.

Evet zor bir yıl olacak. Yönetim şirketin sürdürülebilir büyümesi için çareler düşünmektedir. Yoksa 2018 gibi dostlar alış verişte görsün diyerek yürümez bu kervan. Çalışanlar başarı için, hedefe ulaşmak için, rekabet gücünü ve itibarı korumak için, yasalar, etik değerler ve kurumsal şirketler çerçevesinde daha fazla inisiyatif kullanmak zorunda kalacaklardır. Bu ifade beni yine “Drive” a götürüyor. Çünkü koşullar zordur; olanaklar azaltılmıştır; piyasa koşulları sertleşmiştir…Bunun sonucunda ayakta kalmak, hayatta kalmak zorlaşmıştır ki “rekabet üstü olmak” uzaklaşmaktadır. Kendi kulvarını oluşturma fırsatı gelişmektedir. İşte bu koşullar Bay Pink’in üç temel kavramını öne çıkarıyor. İngilizceleriyle “MAP” olan üç temel kavram:

1.Özerklik;

2.Ustalık ve

3.Amaçtır ki sözün özü;

2019 yılının zor koşullarında daha büyük bir amacın parçası olduğunu duyumsayan çalışan, özerkliğini geliştiren inisiyatiflerle ustalaşacaktır. Peki ustalık nedir ?

Ustalık; bir zihniyettir.

Ustalık; acı çekmektir.

Ustalık; bir asimptottur; bitmeyen bir öğrenme ve verimlilik yolculuğudur; yolculuğu kendisidir.

Yine Bay Daniel‘e göre çalışan daha büyük bir amacın parçası olmak yolunda gayret gösterirken şirketler nasıl davranırlar ?

* Amaca ulaşmak için kârı kullanırlar veya,

* Kişisel çıkarların ötesini vurgularlar ya da,

* Çalışanın bir amacın peşinde kendi bildiğince gitmesine izin verirler.

Koşullar zor; havuç ve sopanın modası geçiyor; takdir iyi ama karın doyurmuyor ki ödül gerekli; eyvalllah ! Ya içsel motivasyon ! Heves ve heyecan…Sanayi ya da Endüstri gelişmeleriyle S1.0, S2.0, S3.0 ve S4.0 diyerek büyük veri, nesnelerin interneti, hizmetlerin interneti, akıllı fabrika ve asıl önemlisi “yapay zeka” ile gelişmeler gruplandırılırken bakalım Motivasyon 1.0, > 2.0 ve > 3.0 nasıl gelişecek ?

M1.0, insanların biyolojik canlılar olduğunu ve yaşamak için mücadele ettiğini varsayıyor. Maslow’un piramidinin tabanındaki iki katman ki ülkemde hâla en geçerli olan dışsal teşvik bu.

M2.0, insanoğlunun çevresindeki ödül ve cezalara kayıtsız kalmayıp tepki verdiğini savunur. Bizde hâla çok önemli…

M3.0, üçüncü bir güdümüzü öne çıkarır; öz motivasyon. Bu öğrenme isteğimiz, yaratma gayretimiz ve dünyayı (çevremizi) daha güzel bir yer haline getirme için Daniel beyin “MAP“i demek ki bir gün hepimiz için, şimdilik bazılarımız için önem ve önceliği gelişiyor. Çalışırken, yönetip yönetilirken, iletişim ve ilişkilerimi geliştirirken sözüm olsun, izim olsun istiyorum. Beni önemsediklerini bilmek, görmek, hissetmek istiyorum. Bunun için özerklik ve ustalık beklentilerim var. İyi güzel söylüyorsun da…

Özmotivasyonu geliştiren bir iş yeri kültürü yaratmak için Jim Amcaya kulak verirsek şu dört öneriyi görürüz:

1.Cevaplarla değil, sorularla ilgilenin.

2.Diyalog ve tartışmaya girin ama zorlamayın, baskıdan uzak durun.

3.Otopsileri kimseyi suçlamadan yapın.

4.”Kırmızı bayrak” mekanizması oluşturun. Diğer bir deyişle bir sorun olduğunda çalışanlar ve müşterilerin konuyu size söylemelerini kolaylaştırın.

Kendinizi motive edin; “otomotiv olun“. Bunun için

1.Hedeflerini belirleyin ve kişisel hedeflerinizle kurumsal hedefleri bütünleştirin.

2.Faaliyetlerinizi sevmenin bir yolunu bulun; severseniz işiniz kolaylaşır. Satışı, tekniği, destekleri eğlence yapın. Platon’a kulak verin: Hayat oyun gibi yaşanmalıdır.

3.Ustalaşma fikrini aklınızdan çıkarmayın. Bu yolda öğrenmeyi sürekli kılın; hedef çıtanızı yükseltin. Unutmayın ki çıktığınız yolda engeller yoksa o yol sizi hiç bir yere götürmez.

4.Kendinizi doğru şekilde ödüllendirin: Kendinize enerji aşılayın. Yapabilirsiniz. Size hiç bir dilek verilmemiştir ki; gerçekleştirmek için gerekli olan güç de beraberinde verilmemiş olsun. Siz yeter ki isteyin. Güç sizde.

Bakalım NTN çalışanı ve yönetimi 2019 un zor koşullarında yükselen hedeflere, öngörülen başarı ölçütleriyle ve 2025 e uzanan engebeli yolda ”sürdürülebilir büyüme” ile neleri yapacaklar ve planlama ile değerlendirme arasındaki on iki aylık dönemde fırsatları yaratmak ve eyleme dönmek için “yönetim ve koçluk becerileri” ile ödül çıtasını aşmaya proaktif olarak nasıl yardımcı olacak…

İşte bütün mesele… to be or not to be / olmak ya da olmamak…

Sağlık ve esenlik dileklerimle.

Öykücü