Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “Melez Azmanlığı”

YaÅŸam Büfesinde “Melez Azmanlığı”

“…Franklin bir çocuÄŸa bir elma vermiÅŸ, çocuk çok sevinmiÅŸ. Bir elma daha vermiÅŸ, çocuk daha çok sevinmiÅŸ. Bir elma daha verince, çocuk sevincinden deliye dönmüş. Ve bir elma daha verince, çocuk dört elmayı elinde tutamamış, sonuncusunu yere düşürmüş… Bu sefer aÄŸlamaya baÅŸlamış çocuk…”

Merhaba

Güzel bir gün. Kimi zaman çiselese de hava bugün Bursa-İzmir arasında en keyifli yolculuklarımdan birini yaptım NezuÅŸ’la beraber. Yollar sakindi. Pencereyi açtığımda ılık bir hava yüzüme çarpıyordu ve kimi zaman güneÅŸ yüzünü gösteriyordu. Sanki bir Eylül günüydü. GeniÅŸ yapraklı aÄŸaç türlerinin yaprakları sarı, kızıl arası renkte henüz aÄŸaçları terk etmemiÅŸti. Fellini edition’la duble yolda kimseyle ve hatta kendimle yarışmadan nasıl geldiÄŸimi anlamadım MaviÅŸehir’e. Üçgün önce Bursa’ya doÄŸru giderken de huzurluydum. Birara Netdirekt’in çalınan kabloları canımı sıktıysa da Kerem’in sesinin rengi içimi rahatlatmıştı. Aykut’un yardımlarıyla ucuz atlatılacağını sandığı bu hırsızlık olayının da mutlaka öğrettikleri vardır diye düşünüyorum. Yeter ki ders alıp daha önemli kayıplardan sakınabilelim. Akıllı adam da bunu yapar ve onların dördü de hem akıllı adamlar hem de akıllı adamların akıllı eÅŸleri. Bize de böylesi yakışır. Ne diyelim “hem sadakamız olsun hem de güvenlik ÅŸirketine dikkat edelim“. Belli mi olur kimin hırsız kimin de dost olduÄŸu. Kimi zaman korkularla ve hatta kötü niyetlerle davrananlar para verip hizmet aldığımız taÅŸeronlardan da çıkabilir. Zaman kötü. Koru d… En küçük bir ihmal ya da zincirin zayıf halkası hesaplanması çok zor zararlara neden olabilir. Gözümüzü dört açacağız. BaÅŸka çaresi yok. Biraz önce sevgili Alev’in “Nardogan’ın kutlu olsun” baÅŸlıklı mesajını zenginleÅŸtiren sevgili hocamız Hilmiye Çığ hanımefendinin adını görünce hemen çocuklarımla paylaÅŸtım. Sanırım bu iletimi almadan genç profesörümüz aradı telefonla. Onda bu aralar öykü çok. Beklentileri geciktikçe görüyorum ki nefesi daha bir güçlü çıkıyor ve heyecanlanıyor. Ocak ayı sonuna kadar dolu olan ameliyatları yanında yapı ve kadro iliÅŸkisine ait uyarısı da nice turfa müneccime vurucu dersler veriyor gibi. Öyküleri duyanlar ne kadar dinleyip de iÅŸin farkına varıyorlar bilinmez ise de yine aynı mesaj “hiçbir emek boÅŸa gitmeyecektir” ve hemen ardından da “bu dünyada herÅŸey birbirine baÄŸlıdır ve ipin ucunu çektiÄŸinde neleri yerinden oynattığını bilemezsin”. Vay canına ! Bu son sözleri ben bir yerlerde duymuÅŸtum. Geçen sene ABG un yıllık toplantısında her masaya kiÅŸi sayısı kadar çoÄŸaltıp dağıttığım bir sayfa vardı. Bu sayfa toplantıya baÅŸlarken göstereceÄŸim bay Covey’in filmlerinden birinin tüm konuÅŸma metniydi. Åžimdi onu arÅŸivimden bulup buraya yazmalıyım. Ara verip arÅŸivime dönüyorum.

LiderliÄŸin DoÄŸası” isimli mükemmel öğretici olan kısa filmde bay Covey’in söyledikleri aynen şöyle:

The real voyage of discovery consists not in seeking new landscapes but in having new eyes (Marcel Proust) Asıl keşif gezisi yeni yerler aramak değil, yeni gözlere sahip olmaktır.

How do you see path find ? Yolu nasıl görüyorsun ?

What matters most to them ? Onlar için önemli olan ne ?

What matters most to you ? Senin için önemli olan ne ?

Do you hear the unheard ? Duyulmayanı duyuyor musun ?

Do you see the unseen ? Görülmeyeni görüyor musun ?

Bu sorulardan sonra Bay Cansen’in haftada iki gün yaptığı gibi “sözün özünü ekleyir Bay Covey” ve diyor ki “Liderler yolu görür”.

Sorular bu kadar mı güzel olabilir ? Bu sorulara gerçekten, kendini aldtmadan dürüst yanıt verebilenlerin sayısı acep ne kadardır ? Kaçımız kaçamak yanıtlarla yan yollarda kayboluruz ? Ve yolu gören liderlerin gözlerine bakıyor bu kez Bay Covey ve devam ediyor :

You can’t depend on your eyes when your imagination is out of focus (Mark Twain). Hayal gücün net değilse gözlerine güvenemezsin.

How do you see the connection (ALIGN)? Bağlantıları nasıl görüyorsun ?

Can you see the forest ? Ormanı görebiliyor musun ?

Can you see the forest for the trees ? Ağaçlar için ormanı görebiliyor musun ?

Can you see the forest and the trees ? Ağaçlar ve orman arasındaki farkı görebiliyor musun ?

When things work together, things work. Farklı şeyler birlikte çalışırsa işler yürür.

Leaders see the connection. Liderler bağlantıları görür.

Farklılıklarla zenginleÅŸen beraberlikler beni bugün bu yazımda “melez azmanlığı” düşüncesine eriÅŸtirdi. Filmi izlemeye devam ediyorum ve sözleri buraya aktarmaya çalışıyorum. Şöyle diyor:

When one tugs at a single thing he finds it attached to the rest of the world (John Muir). Herkim doğada var olan herhangi bir şeyi çekerse, bunun dünyanın geri kalanına bağlı olduğunu farkeder.

How do you see the others ? Başkalarını nasıl görüyorsun ?

You have the POWER. Remember-so do they. Gücün var. Unutma onların da var.

Release the potential. Potansiyeli serbest bırak.

Realize the potential. Potansiyeli farket.

Reward the potential. Potansiyeli ödüllendir.

Leaders see the others. Liderler başkalarını görür.

“WooooW !” Bu iÅŸ gittikçe felsefi bir durum alıyor. Åžimdilik burada bırakayım.

Sevgili Alev’in yılbaşı aÄŸacı konusuna getirdiÄŸi açıklama beni tatmin etse de odama bu yıl başı da aÄŸaç dikmeyeceÄŸim… İşte tam bu sözcükler aldı beni  “…odam kireç tutmuyor, kumunu karmayanca…” ya götürdü. Bir süre oralarda dolaÅŸtı ruhum ve neler aradı kimbilir ! Aradığını buldu mu acep ? Bu sözcüklerle de iki hafta önce Antalya’da geçen sekiz günümü ve onca günü dolduran öğrenme ve ustalık yolculuklarımı anımsadım. O bir haftayı aÅŸan süre Rixos Lares’in hem odaları hem de yürüme yollar ruhumu tazeledi. Bir toplantı salonu bu kadar amaca uygun olabilirdi. İyi bir karar vermiÅŸler bu yeri seçerken. Kırküç yıla baktım ve ENS/SYN/ABG/PLN dörtlüsünden en fazla keyif aldığım damıtılmış iliÅŸkilerle öğrenme hevesi yüksek beraberlikler yaÅŸadığımı anladım. Video karelerine bakıyorum ve gerçekten de “no gain without pain/emeksiz yemek olmaz” ın en canlı örneÄŸini sevgili Efe’nin hep gülen gözleriyle destekleyerek anlattığı “Batı Yakasının Hikayesi nde görüyorum. Genç Soner’in yarı yılı aÅŸan tek odalık Meksika çiftliÄŸindeki karyolasının görüntüsünde beynime çakılıyor Xenia Etkisinin yeni çeÅŸitlerin oluÅŸturulmasındaki ek faydaları… Nazım abimin dediklerini düşünüyorum “Hiç bir say boÅŸa gitmez !”. Çok haklı. Gitmiyor. Gitmeyecek. Melez azmanlığından yararlanma amacı mesleÄŸimden önce günlük yaÅŸamımda vardı Soma’nın arnavut kaldırımlarında 26×200 Miele bisikletimin sürekli patlayan lastiklerine soluksiyon sürerken 1950 li yılların ortalarında . Ya develerin yularlarının altından geçerdik yolun karşısına çocukluk haylazlıklarımızla ya da anası mı eÅŸekti yoksa babası  mı diye bakardık katırın dik kulaklarına. O zaman bildiÄŸimiz türler arası melezdi cefa çekmenin simgesi olan, katır. Daha sonra Ziraat MühendisliÄŸi okurken bu iÅŸin bilimsel yönünü de öğretmiÅŸti sevgili hocam Prof.Dr.İ.Demir “Bitki Islahının Genetik esasları” isimli dersinde. Kader beni 1985 yılının İşçi Bayramı’nda Emekli Sandığı’ndan alıp da SSK lı yapınca yan odamdan gelen sesler yine “Melez Azmanlığı” üzerineydi. Bay Edo Lin yönetiminde Funks’lı yolculuklarımız sevgili A.C.Akın’la Çine taraflarına düşünce elimizdeki stickerları (yapışkan lefleat/tek yapraklı broşür) yapıştırmak için bir çayırda sahipsiz kalmış bir katırın peÅŸinden koÅŸuyorduk. Ne günlerdi ama. Atilla daha sonraları Londra’ye yerleÅŸti. Sanırım bugünlerde yüne Türkiye’ye dönmek istiyor (ya da döndü).

Antalya’daki sekiz günde neler dikkatimi çekti ?

Önceki danışmanlığıma benzer yüksek hedeflerin heyecanları vardı. Farklı olan heyecanların arkası doluydu. Heyecanların belirlediÄŸi rakamlar geçmiÅŸten gelen geliÅŸmeye uyumluydu. Ham hayaller deÄŸildi. Grubu gaza getirme görselleri deÄŸildi. Adım adım geliÅŸmenin anlatımı da rahmetli Jobs’un dikkat çektiÄŸi gibi “geleceÄŸe uzanan noktalar geçmiÅŸe bakarak birleÅŸtiriliyordu“. Bunun alt yapısı vardı. “Hayal” sözcüğü kabul görmüyordu. En hafif ÅŸekliyle “kuvvetli ihtimaller”e razı oluyorlardı. Bu kez patronluÄŸu simgeleyen sevgili ÖY yürketen konuÅŸuyordu. HerÅŸey bir tarafa konuÅŸuyordu ve konuÅŸan kiÅŸiden zarar gelmeyeceÄŸine inancım tamdı. Ne kadar da tezatlar. Geçen sene bugünlerde de Antalya’daydım. Yine hep sahnede ve her konuÅŸmacı öncesinde kısa filmlerle verilecek mesajı pekiÅŸtirmeye çalışıyordum. “Kırk kere söylersen olur” deyiÅŸine inanarak grup dalga geçse de kırk kere söylemekten çekinmiyordum. Söylediklerimi de üç ana mesajda odaklayıp duruyordum. Bunlar kurumun vizyonu, misyonu ve deÄŸerleriydi. Bu kez iki hafta önce Antalya’da beyaz kağıda yazdığım dört kiÅŸinin sıralı “P”leri vardı. Bu “P”lerle hem kiÅŸilerin roller gereÄŸi verdikleri mesajların kalıcılıklarını artırmaya çalışyor ve hem de aralara korsan bildiriler sıkıştırıyordum. Bu “P” leri yana ekleyeceÄŸim dört slaytta sunarak açıklayacağım. Åžimdi yazıma burada bir nokta koyayım ve arÅŸivimden dört uygun fotoÄŸraf bulup “P” lerin görsellerini hazırlayayım.

Hazırladım ve yazıma ekledim. Kalıcılığı için kiÅŸilere ve sunumlarının içerik ve çerçevesine baÄŸlı kalarak uydurduÄŸum “P”lerin tümü birden yaÅŸam büfesinde self servis olan baÅŸarılara eriÅŸmek için SSTC nin temel kriterlerine uyumun ÅŸart olduÄŸunu anlatıyor. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana elinde fenerle K.Genç bile az.

Yazımın girişindeki öykünün ana mesajını vererek yazımı bitireyim:

“…Franklin bir çocuÄŸa bir elma vermiÅŸ, çocuk çok sevinmiÅŸ. Bir elma daha vermiÅŸ, çocuk daha çok sevinmiÅŸ. Bir elma daha verince, çocuk sevincinden deliye dönmüş. Ve bir elma daha verince, çocuk dört elmayı elinde tutamamış, sonuncusunu yere düşürmüş… Bu sefer aÄŸlamaya baÅŸlamış çocuk.

Hayat böyledir iÅŸte… Hayal etmediÄŸiniz bir mutluluÄŸa eriÅŸtikten sonra, onun bir lokmasını dahi kaybetmek bizi üzer. “Keyifler deÄŸildir yaÅŸamı deÄŸerli yapan. YaÅŸamdır, keyif almayı deÄŸerli kılan”

Ne diyelim sağlık olsun ! Yeni bir yıla az kala tüm öğrenme ve ustalık yolculuklarınızın hep aydınlık yollarda keyifli geçmesi dileklerimle.

Öykücü