“…Bayram sofrasında bir soruna telefonla kendiliğinden hemen çözüm üreten oğlum o sırada konuşmalara tanık olan küçük kızına dönüp “merak etme; sana söz verdiğimi de alacağım” dediğinde Musto Dedesi’nden aldığı prensipleri ruhuna yerleştirmiş olan en küçük Copcu “Önemli değil; birine yardım edip dua almak daha önemli” dedi ve bunları duyan SSTC Ustası Musto Dede “LAL (L4) (*)” amaçlı torunlarına mesaj bırakma arayışlarında ne kadar şanslı olduğunu şükür ve şükranla görüyordu; daha ne ister insan !…”
Musto Dede & Nezuş Babaanne, oğulları Eray ve kuzenleriyle ettikleri şükür ve şükran duasının ardından Ekmel’in şarkılarıyla moral bulmaya çalışıyorlar
2.Eksantrik Mili ile Cubic Etkilerin insan yaşamında nasıl bir benzerliği olabilir ?
Neredeyiz ? Nereye gidiyoruz ? Neler yapıyoruz ? Nasıl yapıyoruz ? Neden yapıyoruz ? Hızlı mıyız ? Ne kadar hızlıyız ?
Merhaba
Bu yazım için seçtiğim metafor “Eksantrik Mili“… Ne alaka ! dediğinizi duyar gibiyim; biraz sabır lütfen…
“Ortogonal Parçalama”yı metafor olarak ele aldığım önceki yazımın finali şöyle olacaktı; Bayram Yemeğinin spontane mesajının etkisiyle kısa kestim. Şimdi “Ortogonal Parçalama” ile insan hayatındaki sapmaların modeli nasıl değiştirebildiğine değinerek önceki yazımın finalini tamamlayıp yeni bir çerçeveye geçeyim.
“Ortogonal Parçalama” metaforunun en güçlü tarafı şu olabilir: İstatistikte “önemsiz” görünen küçük sapmalar bazen modelin geleceğini değiştirir. İnsan hayatında da küçük alışkanlıklar, küçük ritüeller, küçük cümleler nesillerin yönünü değiştirebilir. SSTC’nin “Pusula-Saat-Ayak izi” sembolleri de tam burada birleşiyor:
- Pusula → yön
- Saat → ritim/zaman
- Ayak izi → nesiller arası cubic etki
Ve gerçek LAL sorusu şudur:
“Ben gittikten sonra hangi davranışım torunlarımın içinde yaşamaya devam edecek?”
Cubic etkilerle motorun eksantrik milinin çalışmasının benzerliğini düşünüp bu yazımda eksantrik milini seçtim ve yukarıdaki uyarıda şunu görüyorum: Dikkat etmezsen çarpılırsın ! Ve bence bu çok güçlü bir benzeşimdir. Çünkü eksantrik mili düz bir dönüşü doğrusal olmayan bir harekete çevirir; daha doğru ifadeyle dönmeyi sağlayan milin üzerindeki çıkıntılar hareket verecekleri nesneden bazen uazklaşır bazen yaklaşır..Yani:
- Mil döner,
- Ama supap aynı hızda ve aynı doğrultuda hareket etmez;
- Kimi an yavaş,
- Kimi an hızlı,
- Kimi an duraksar,
- Sonra yeniden ivmelenir.
İnsan ilişkilerindeki “cubic etkiler” de biraz böyledir. Bir davranışın etkisi:
- Sabit hızla ilerlemez,
- Bazen görünmez,
- Bazen gecikmeli büyür,
- Bazen kritik bir eşikte aniden hayatı değiştirir.
Bu nedenle “Dikkat etmezsen çarpılırsın” sözü burada çok anlamlı oluyor; çünkü eksantrik milinde zamanlama kaçarsa:
- Piston supaba çarpar,
- Motor zarar görür. İnsan ilişkilerinde de:
- Sözün zamanı,
- Sesin tonu,
- Yaklaşımın açısı,
- Ritim uyumu kaçarsa, ruhlar birbirine çarpabilir.
Eksantrik Milinin özelliklerini insan hayatının gelgitlerine yerleştiren SSTC Ustası Musto Dede torunlarına “Bilginin Zekatı” ya da “LAL: Bir İz Bırakmak” adına diyor ki:
Evlatlarım
Hayatta herkes döner ama herkes aynı ritimde çalışmaz. Motorun eksantrik mili gibi insan ruhunun da görünmeyen zamanları vardır. Bazı kapılar erken açılırsa zarar verir; bazıları geç açılırsa fırsat kaçar. Sevgi bile yanlış anda bastırılırsa boğabilir. Öfke ise küçükken kontrol edilmezse yüksek devirde motor dağılır.
Bu yüzden insan ilişkilerinde sadece güç değil senkron (uyum) gerekir. Çünkü hayatın en büyük kazaları çoğu zaman kötü niyetten değil, uyumsuz zamanlamadan olur.
Ve unutmayın;
Dikkat etmezsen çarpılrsın; ama dikkat edersen, aynı mekanizme muazzam bir hareket üretir.
İyi motorlar gibi iyi insanlar da RİTİM, DENGE ve ZAMANLAMA ile çalışır…”
Motora bu kadar dalınca bir adım daha ilerlemek istiyorum;; ancak derine mi dalarım yoksa esastan mı saparım emin değilim. Yine de kendime dur diyemedim ve devam ediyorum.
Neden “Üst Ölü Noktaya (ÜÖN) Beş Derece Kala” ateşleme yapıyor sistem ?
Dört zamanlı motorda ateşleme, sıkıştırmanın pikinde değil ÜÖNya beş derece kalınca gerçekleşiyordu Fakültede rahmetli hocam Prof.Dr.Emin Mutaf ve arkadaşlarının edindiğim bilgiye göre… İyi güzel de dijital çağda çalışan motor birden duruverirse artık bir tornavida ile sorunu gidermeden uzak bilgimle sessizce bakakaldığım motorda neler nasıl senkronize oluyor acaba ?
Kafayı yemezsem (ki Maça Kızı oynamadığımıza göre böyle bir tehlike yok) metaforu derinleştirdiğimi düşünüyorum. Çünkü artık yalnız “hareketi” değil, “zamanlamanın hassasiyetini” ele alıyor olacağımı hissediyorum. İlk anda mantıksız gibi görünse de dört zamanlı motorda ateşlemenin ÜÖN’den biraz önce yapılmasının nedeni şudur:
- Yanma anlık değildir.
- Kıvılcım oluşur, alev yayılır, basınç yükselir.
- En büyük itki tam piston aşağı inmeye başlarken elde edilmek istenir. Yani iyi mühendislik şunu bilmektedir:
“Doğru şeyin doğru anda başlaması yetmez; etkisinin doğru anda zirveye ulaşması gerekir.”
İnsan ilişkileri de çoğu zaman böyledir.
- Bir öğüt erken verilirse direnç doğurur.
- Geç verilirse fırsat kaçırılır.
- Sevgi zamanında gösterilmezse anlamı zayıflar.
- Takdir gecikirse etkisi söner.
Dijital çağda ise esas değişen şey “ateşleme mantığı” değil, zamanlamanın yönetim hassasiyeti oldu. Eskiden:
- Mekanik avans sistemleri,
- Yaylar,
- Vakum düzenleri vardı.
Şimdi:
- Sensörler (eskiden müşir derdik; hararet müşiri, yağ müşiri)
- ECU (**)lar,
- Anlık veri,
- Adaptif algoritmalar var (ama ben yine de Tesla’nın adaptif hız kontrolunda “ya durmazsa” diye içimin yağlarının erimesini hâlâ aşamadım; benden daha akıllı olduğunu kabul etmiş olsam da…) Motor artık yükü, sıcaklığı, devri, yakıtı okuyup ateşlemeyi sürekli optimize ediyor.
İnsan dünyasında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor: Eskiden ilişkiler daha mekanikti; şimdi ise sürekli veri akışı içinde adaptif hale geldi.
Dikkat burada tehlikeli bir taraf var gibi geliyor bana:
Dijital çağ “hassas zamanlama” kazandırırken, “derin sezgi” kaybettirebilir.
Çünkü
- Sensör çok,ama sükûnet az.
- Veri çok, ama hikmet az.
- Anlık reaksiyon çok, ama içsel ritim az.
Bu benzeşimlere ve ayrılıklara bakan Musto Dede torunlarına bir sonraki yazısında hangi mesajları verecek ?
(devam edecek)
Öykücü (brevitatis causa)
(*): LAL (L4): Leave A Legacy (Bir İz Bırakmak) L4: Legacy (Miras)
(**): ECU (Electronic Control Unit), Türkçe adıyla Elektronik Kontrol Ünitesi, otomobillerde ve diğer motorlu taşıtlarda yer alan, motorun ve diğer kritik sistemlerin çalışmasını yöneten merkezi bilgisayardır. Genellikle “aracın beyni” olarak adlandırılır. ECU, araçtaki sensörlerden gelen verileri toplar, analiz eder ve ilgili parçalara komutlar göndererek sistemlerin en verimli şekilde çalışmasını sağlar. Temel görevleri şunlardır:Şanzıman Uyumu: Otomatik vites geçişleri ile motor torkunu senkronize eder Yakıt ve Ateşleme: Hava-yakıt karışımını ayarlar ve ateşleme zamanlamasını kontrol eder. Performans Optimizasyonu: Turbo basıncı, rölanti devri ve emisyon oranlarını yönetir. Güvenlik ve Sürüş: ABS, ESP, çekiş kontrolü ve hava yastığı gibi güvenlik sistemlerini koordine eder.













