Yaşam Büfesinde “Yunuslar (2)”

(Devam ediyor): “…Bugün ülkemin en çok ihtiyacı olan hangisi> 1. Mikrofinans mı? ; 2. ODİ’siz sosyal yapı mı? ; 3. Yerelden kendine yeten topluluklar mı?…Bu seçmeli sorudan sıyrılmaya çalışırken “Üç Yunuslu 3 R Üçgeni” fikri de canlanıyor gözümde: Yunus (Muhammed)– Yunus (Emre) – Yunus (Balık) ve anlamları: (Ekonomi, Sevgi, Zekâ). İki ile üç arasında seçimde zorlandım; 3 le başlayıp 2 ye ulaşmak ütopya mı ?…”

Nerde kalmıştık ?

GAT Dünyasında 3 Yunuslu 3R Üçgeni: Klasik Hayırseverliğin Ötesi

Ütopya olmak zorunda mı ?

Merhaba

Yine titreyince gönül telleri ve DOİ ile ıslanınca gözler maziden teselli arayışlarına girdi yüreğim. Bu da beni daha doğru sözcüğe götürdü: İstikamet ki “Yön”den farkı aynı çizgi üzerinde iki yönlü yaşamı “Yaşamı Resetleyebilmek

Dediğim gibi; 3 ile başlamak → 2’ye ulaşmak; yani, Yerel kapasite kurmak → Sorunu gereksiz hale getirmek ben bunun, hayalci bir sıçrama değil; sağlıklı toplumsal dönüşüm mantığı olduğunu düşünüyorum.

Neden ütopya değil? Çünkü birçok kalıcı başarı böyle doğuyor:

  • Eğitim verilince → Cehalet azalıyor (her ne kadar uzun adam cehaleti tercih etse de…)
  • Meslek kazandırılınca → Yoksulluk azalıyor (duydum ki işsiz üniversite mezunu CV’sini kısaltıyormuş)
  • Kadın güçlenince→ Aile refahı artıyor (Roy Dayı “Güneş Nineleri” ile bunu yapıp bizi de ziyaret edip teklif etse de ülkemde ne yazık ki bırak refahı kadının yaşamını hala güvence altına alamıyoruz; İstanbul Sözleşmesi de neymiş !)
  • Mahalle örgütlenince → Dış yardım ihtiyacı azalıyor (Bunu akgiller çok güzel yapıyor olsa da artık atacak makarna paketi de çay paketi de kalmadı. Kimsenin Millet Bahçesine gidip bedava çay içip takla atacak hali kalmadı)
  • Bu bir süreçtir; sonuç bir anda gelmez; kapasite birikir, ihtiyaç küçülür (ülkemde üzümler hala koruk, helvadan vaz geçtim; pekmez yapmaya yetecek mi şu ahir ömrümüz ?)
  • Bunun karşıtı ütopya değil, sabırsızlıktır (Olmuyor, işte olmuyor, sabreden derviş de artık muradına ermiyor)
  • İnsanlar bazen hemen sonuç görmek ister (kim istemez ki; hayat kısa, yol uzun ve dikenli…)
    • Bugün yardım et
    • Yarın sorun bitsin… Yok öyle bir dünya. Hep aynı sorum: “Bu dünya nasıl bir dünya ?” On yedi yıl önce rakip olma yerine güçlerini bütünleştiren ve “Kesintisiz Kolaylık” sözü veren Netgillerin neden gündüzü gecesi kayboldu ve “Uykusuz Geceler” le nasıl “Masomo Yolları” açıldı ?
    • Buradaki formül tıpkı “Tarım”da olduğu gibi:
      • Tohum ek (3: Yerelden kendine yeten topluluklar) → bakımını yap → hasat et (2: ODİ’siz bir dünya)
  • Sabır ve süreklilik ki buna verilebilecek daha gerçekçi isimler; ütopya yerine:
    • Vizyon
    • Kuzey Yıldızı
    • Yön duygusu
    • İmkânsızı küçülten plan
    • Uzun vadeli gerçekçilik olabilir.

Seçtiğim “ütopya” sözcüğü ile aslında sormak istediğim şuydu:

“İnsanı sürekli taşıyarak mı yaşatacağız, yoksa yürümeyi öğreterek mi?”

Benim “3 ile başlamak, 2’ye ulaşmak” ile değinmek istediğim konu “Medeniyet Yaklaşımını” gösterebilmektir. Biliyorum, “Ütopya”, olmayan yerdir ve benim umudum ve beklentim: “Henüz var olmayan ama kurulabilir bir yerdir” ki buna inşa projesi demek daha doğru olur.

Güzel gidiyordu duygular ve sözcükler; ama yetinmedi ruhum. Yine bir üçgen arayışına girdi. Bu arayşımı “Yunuslardan Biri” tetiklediği gibi şekillendirdi de… Yunus (M) Amcanın “Mikro Kredisi“nden yola çıktım; Roy Dayının “Yalın Ayaklar Koleji“ne uğradım ve kendimi Tonguç Baba’nın “Köy Enstitüleri“nde buldum. Gördüğünüz gibi aynı sokaklarda dolaşmanın girdabından kurtulamıyorum. Bunu bilinçli özseçimimle yapıyorum. Biraz da aynın dediği gibi oluyor. Ayının bildiği kırk türküymüş ve kırkı da bal üstüneymiş… Yine de armudun iyisini yermiş…

Şimdi bütün mesele ODİ’den de vaz geçmeden üç yerine dört olan bu öyküleri bir üçgene nasıl yerleştireceğimi bulmak… Olmak ya da olmamak; işte bütün mesele…

Hatırladım; benim sadece “Stratejik Üçgenlerim” yok ki bir de “Pusulam” var ve Köy Enstitüleri işin içine girince ( ya da halay başı olunca) üçgen derinleşmiş bir dört yönlü pusulaya dönüşüyor. Pusulanın köşelerinde:

  • Muhammad Yunus Amca: Ekonomik güçlendirme – Sermayeye erişim
  • Odi Abi: Sorunu ortadan kaldırma vizyonu
  • Bunker Roy Dayı: Yerel kapasite ve topluluk yetkinliği
  • Tonguç Baba: Köy Enstitüleri: Eğitim + Üretim + Yurttaşlık

Seçimde biraz tarafgir olucam ve “Tonguç Baba – Yunus Amca – Roy Dayı” ile üçgen kursaydım, açı ortayında ne olurdu ?

Ben iki kelimeyle “İnsan Onuru” derdim.

İster üçgen (daha iyi anlaşılsın diye seçtiğim metafor) ister pusula; dört model de farklı yoldan aynı merkeze gidiyor. Şöyle ki;

  • Yunus Amca, Yoksula kredi verirken: “Sen yapabilirsin.”
  • ODİ abi, Yardımı gereksiz kılarken: “Sen muhtaç kalmamalısın.”
  • Roy Dayı, Yerelde beceri kurarken: “Çözüm sende de var.”
  • Tonguç Baba,Enstitü kurarken: “Köylü yalnız emek gücü değil, akıl gücüdür.
    • İnsan nesne değil, öznedir.

Bu yaklaşımı kurumsal-stratejik dil olarak düşünürsem merkez şunlardan biri de olabilir:

  • Öz yeterlilik
  • Fırsat adaleti
  • Güçlendirilmiş vatandaşlık
  • Kalkınmacı merhamet
  • Üreterek özgürleşme

Bir de geometrik mecazla bakarsam; dört köşe ne kadar uzak görünse de bütün açıortaylar bana şunları söylerdi:

  • İnsana acımak değil,
  • İnsanı ayağa kaldırmak.

Yetmedi bir de şiirsel cevap ararsam: Merkezde ne Yunus vardır ne Odi ne Roy ne Enstitü ve…

Başını eğmeden yaşayabilen insan vardır. Kredi – Eğitim – Beceri – Dayanışma ve merkezde: Onur

Bunu Türkiye için güncelleyip bir soruyla yazımı sonlandırayım:

Köy Enstitüleri bugün yeniden doğsaydı dijital çağda nasıl görünürdü?

(devam edecek)

Öykücü (ab imo pectore)