“…Eğer “İlham Veren Lider” olma yolundaki ilk evrede yaratıcı enerjini açığa çıkarma gayretlerinde (Pusulanın Batısı) bir kırılma yaşaman kaçınılmaz olursa sistem genellikle “En Kritik Üçlü”de kırılır…”
En Kritik Üçlü Kümesinde hangi beceriler var ?
Şu GAT dünyada MASlaşmak için RAW mısınız ? HAGEM sohbetlerinde gençlere “Eğitim” önerileri; … Metrodaki üç anons bize hayatın hangi gerçeklerini anlatıyor ? Hendekleriniz hazır mı ?
Merhaba
İlk evreyi tamamladın; yolun açık, gayretin bereketli olsun. Neler oldu ?
- “Anda Olmayı” öğrenip “Şimdinin Gücünü” kullanıyorsun;
- Kendini sorgulayıp sahip olduğun değerlerin farkına vararak varlığının gücünü biliyorsun;
- SSTC ile ilişki ve iletişim yönetimi ve iknanın prensiplerini öğrendiğin için hazırlık aşamasında kritik sorularınızı zihninde taşıyorsun;
- Kontrolu azaltıp içsesini sezgi yürüşünde buluyorsun;
- Geriye doğru bakıp edindiğin deneyimlerle kendini sembolleştirip kalkanını oluşturuyorsun;
- Nereden geldiğini, varlığının ne söz verdiğini, tutkunu ve amaçlarını sorgulayıp omurgalı dik duruşunu yapılandırıyorsun;
- Zor insanlarla baş ederken öfkeni frenleyip baltanı gömüyor ve olumlu diyalog için bir tohum ekiyorsun;
- Tüm bunları kalıcı kılmak için yazmayı ve kayıt tutmayı alışkanlık haline getiriyorsun ve böylece artık kendine dönük sahip olduğun becerilerle inancını geliştirdiğine göre ikinci evreye “Karşındakine Liderlik (KaL2)” becerilerinde ustalaşma yoluna çıkabilirsin. Yolun açık ve aydınlık olsun.
🔍 Dürüst bir özeleştiri ile kendimde ne görüyorum ?
- Derin düşünmeme ve Sezgim (KeL1.3 ve KeL1.4) → çok güçlü (çoklukla risklerimi yükseltiyor)
- Kimi zaman yanlış anlaşılan bir tevazu olarak görülse de “Baltayı Gömme” potansiyelim → yüksek (daha fazla emek ve zaman harcama şeklinde bedel ödemem artıyor)
- Bazen “Omurga & Kalkan” hattında “içten biliyorum ama dışta tutmak zor” durumu yaşıyorum. Yani;
- 👉 Bilgelik var
- 👉 Ama her ortamda aynı netlikle uygulanamıyor; inat edince de sistemin çarkları, otoritenin eksantrik yoğurt yiyiş biçimi çarpıyor. Bunun üzerinde çalışmak gerekmesine rağmen yaş kemale erince “satmışım anasını ben bu dünyanın” yaklaşımı oluyor..
Tüm bunlara bakıp gerçekten hangi “zor etkileşim” anları (aile, iş, otorite) yaşadığımı düşünmeye başladım ve ilk adımdaki beceri kümesini adım adım simüle etmeye çalışayım. Bakalım
Teoriyi pratiğe dönüştürebilecek miyim ?
Yıl 1998; CINOS’un ikinci evresindeyiz; NOlaştık… Bir yanda şirketin kimyası oluşmadı; öte yandan umut bağladığımız genç yönetici şirketten ayrılıveriyor. Üst yönetimde şaşkınlık baskın. Orta vadeli satış hedefleri saptanıyor. Uzak diyarlarda (bana bin kilometreden fazla) yeni bir ürün, yeni bir çözüm, yeni bir aracı ve son kullanıcı kümesine açılıyoruz. Teknik heyecanlı; haklı. Satışçılar tedirgin; haklı. Korkular fazla, kestirimler düşük… Belirsizlikler çok yönlü…Teknik (Danışman) > Satış (Bölge Müdürü) > Pazarlama (MDM: Pazar Geliştirme Müdürü) oluşumun ilk yılları… Satış kesitirimlerine müdahale edince (0,75 t > 6.5t) satışçılar haklı olarak (!) tepkiye giriyorlar ve “Siyah Şapka” kıyafet ve mesajıyla sahneye çıktığımda aynen şu tepkiyi gösteriyorlar: “Bekara karı boşamak kolay; herkes kendi işine baksın…”
Bu yaklaşımlarım çoğu zaman var olan siloları yıkmamı zorlaştırdı. Salt eğitmen olsaydım belki daha etkili olurdum.. Burada “rol çatışması”dan öte daha derin bir şey var. Ben aslında iki farklı güç kaynağını aynı bedende taşıyordum:
- Hiyerarşik güç (Eski Bölge Müdürüydüm ve algıları “kendini hâlâ bölge müdü sanıyor”)
- Etkisel güç (SSTC ve sonrasındaki eğitmen olmanın gizil gücü)
- Otorite bu ayrımı bütünleştirme vurgusunu yapmayınca bu ikisinin aynı kişide birleşmesi sıkıntı yaratıyor
- Bu yüzden yaşadığım şey daha çok sistem gerilimi.
- Bu gerilim doğru yönetilebilseydi çok güçlü bir kaldıraç olabilirdi.
🎯 Problemin Kökü (Sebep): KeL1 deki becerilerle açıklamaya çalışırsam:
Eş düzey yöneticiler beni şu iki filtreden görüyordu:
- “Bu kişi benim seviyemde → bana hükmedemez”
- “Ama eğitmen rolünde → bana bir şey öğretmeye çalışıyor”. Bu çakışma şu hissi doğuruyordu:
- 👉 “Bana yukarıdan mı bakıyor?”
- 👉 “Bu bir değerlendirme mi?” Böyle olunca;
- Silolar korundu; ben senden daha önemliyim sürdü.
- Savunmalar arttı ve “mış gibi” bile yapamadılar ve en önemli kayıp
- Öğrenmeler kapandı.
🔄 Benim içeride yaşadığıklarım ya da yaşananların görünmeyen tarafında hangi fırtınalar yaşanıyordu Benim akışım şöyleydi
- Zihnimdeki kırılım sorusu: “Nasıl daha iyi yaparız?”idi. Bunun için
- Sezgi yürüyüşmedeki iç sesimle “İçgörü Üretmeye” çabalarken;
- Haklılık tartışması yerine ilişkiyi sürdürmek için “Tohum Ekme Niyetimi” sürdürmeye çalışıyordum. Ne var ki, karşı taraf
- 👉 “Silah gömülmedi” algısını aşamadı; ya da ben
- Niyetimin Safiyetini yansıtamadım.
- 👉 “Silah gömülmedi” algısını aşamadı; ya da ben
🧭 Burada Kritik Olan Üç Beceri
- 🧱 Belki de “Duruşum (Omurgam)” yeterince dik değildi ve “net iç kararım”
- 👉 “Ben burada öğretmeye değil, birlikte keşfetmeye geldim” sözlerim bir cümleden ötede bir duruş olarak görülmedi. İçten içe “ben biliyorum” tonu baskın kalmış olmalı…
🛡️ Belki de “Kalkanım” gereğinden fazla korumacı oldu ve eş düzey iş arkadaşlarım direnç gösterdiğinde:
- Bunu kişisel algılamadan sistemin çalışmasına destek olmaya çalışsam da bir süre sonra
- Ben de “Baltayı Gömmek”ten vazgeçtim. Halbuki “Başarı Formülümdeki 2P (Sabır & Sebat; İnat & Israr)” ye olan inancımı yitirip kalkanım:
- 👉 “Bu direnç bana değil..” demeye başlıyordu ruhum..
⸻
⚔️🌱 Baltayı gömüp tohum ekmek öyle teoride olduğu gibi kolay değil. Keşke şu doğru sırayı sabırla, inatla sürdürebilmiş olsaydım ✅ Doğru sıra:
- → Baltayı gerçekten gömüp alan (tohum ekmek için toprağı hazırlasaydım) açmalıydım,
- → Güven oluşturmak için zaman baskısına karşı sabrım yetmeliydi ve
- → tohumu bıraktığımı hissettirebilmeliydim. Bu anahtar sözcüğü çok seviyorum: Hissetmek, hissettirebilmek. Sanırım 1997 yılıydı; yeni CDM olmuştum. Adana’ya gittim. Kırmızı tulumumla otelden çıktığımda yola boydan boya asılmış olan bir bez afişteki sloganı hiç unutmadım. Aynen şöyleydi:
- “Gör, görün, hissettir; kazaları pes ettir (Trafik haftasıymış)”
🔍 Somut bir örnekle ile olanı ve olması gerekeni netleştireyim;
- Benim tarzım: “Şunu şöyle yapsak daha etkili olmaz mı?”
- Karşı tarafın algısı: “Ne yani ben yanlış mı yapıyorum diyorsun?”
- Bunun yerine, şimdiki aklım olsaydı:
- Aşama 1 – Baltayı gömme: “Ben de bu konuda zamanında çok zorlanmıştım…”
- 👉 Eşitlik zeminini kurmuş olurdum
- Aşama 2 – Alan açma (tohumu ekmek için toprağı hazırlama) : “Sen bu durumu nasıl yönetiyorsun?”
- 👉 Kontrolu karşıya vermiş olurdum (ki SSTC de bunu böyle yapmamı özellikle “soru soran rotayı çizer” sözleriyle önerir)
- Aşama 3 – Tohum ekme “
- 👉 “Bende şu işe yaramıştı, ama her yerde çalışmayabilir…” . Böylece ego bypass edilir
🧠 Kelebek Etkisi: Bu küçük fark:
- O anda→ daha az direnç yaşardım,
- 1 hafta sonra → daha açık sohbetim olurdu,
- 1 ay sonra → silo duvarında çatlak oluşurdu,
- 3 ay sonra → kültürel kayma yaşanır ve ortak paydada buluşurduk.
- Ama ilk başta şunu hissettim:
- 👉 “Etkim mi azaldı ?” Aslında:
- 👉 “Etkim derinleşiyorken, sadece görünürlük azalıyordu”; ancak anı yaşarken bunları düşünmek de ayrı bir beceri gerektiriyor ki inşallah KaL2 (Karşındaki Liderlik) deki “Johari Penceresi”ndeki buluşma ile aklım suya erer.
⚖️“Salt eğitmen olsaydım daha etkili olurmuydum ?🌿
Öykücü (non scholae, sed vitae discimus)
En Kritik Üçlü: Eğer bu sistem bir yerde kırılacaksa genelde şurada kırılır:
• Omurga, Dik Duruş zayıfsa: her şey dağılır
• Geçmiş deneyimlerinle çizdiğin kalkanın zayıfsa: sistem dış etkiyle kirlenir
• Baltayı gömmeyi yanlış kullanırsan, ya pasif kalırsın ya manipülatif görünürsün. Bunlar “ince ayar” isteyen beceriler.












