Yaşam Büfesinde “Gezinen Gölge”

“…Life’s but walking shadow, a poor player that struts and frets his hour upon on the stage and then is heard no more: it is the tale told by an idots, full of sound and fury signifying nothing / Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör sahnede bir ileri, bir geri, saatini doldurur ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır gürültücü bir salağın anlattığı ki yoktur hiçbir anlamı (*1)

Merhaba

Üç çerçevenin içine hapsoldum. Daraldım; keyfim iyice kaçtı. İlgi alanım korku dolu. Etki alanımda etkisiz elemanım. Odak noktamda “ya yarın yoksa” baskın. Hangisini seçsem, bilemedim. Hangi çerçevenin içinden seslensem ayırdına varamadım. Bir yanda “Gezinen Gölge” ile günümüz otoritelerini (!) özdeş kılan ruhum; diğer yanda aynı çerçevenin komşusu “SUMUD (*2)“un arka bahçesindeki görünmez çıkar ortaklıklarına (>Dual DERT) takılmış yüreğim (*3).. Bir de bu günün (051025) sabahına ilerleyen saatlarda (03.00) yağmuru küstüren ellerim ve meğer Shakespeare’inmiş bu şiir “Korkuyorum(*4)

Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun
Güneşi seviyorum diyorsun,
Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun.

Korkulardan Sıyrılmak

Merdiven altına baktım. Şişelere takıldı gözüm. Kimisi yerli kimisi yabancı ve rengarenk. İsabey’in sarımsı beyazı mı olsun, yoksa İtalyan’ ‘ın pembesi mi ? karar veremedim. Gözüm LA’ın Kuşçuburunlu kara Consensus’una ilişince sular duruldu. Altı duyumla seçtim. Bunca olumsuzluk çerçevesi içinde “kendimi şımartmaya karar verdim“. Consensus’u soğumaya bıraktım. Kırmızı da olsa soğuk severim. Prag’tan aldığım özel kadehimi de masada hazır ettim.

Consensus 2020 (Fikir Birliği / Üç Fransız Güzel)

Aslında Taner haklıydı. Yabancı konuğumuza Kalecik Karası, Öküzgözü ve Boğazkere gibi yerli üzümlerimizin şaraplarını ikram etmeliydik. Bense bu fırsatı hep Fransız çeşitleriyle değerlendirmeye çalışırdım. Çünkü her nedense bizimkiler bana hafif gelirdi. Fransızların güçlü gövdesini ve yoğun tanenini severdim. Bu nedenle dün Consensus’ta üç Fransız güzelin (S; CS;M) fikir birliğini damağımda bizzat ve bir daha yaşayınca kadehteki karaya yakın kırmızıya bakıp geçmişe dalıp gittim. Üzüm çeşitlerinde yola çıkıp, ikisi sağ ve seksenin hayli üzerinde, biri de 87 yaşındayken vefat eden üç Fransız güzelin altmışlı yıllardaki izlerine takılı kaldım.

Kim hangi çeşidi hangi güzelle özdeş kılabilir ?

Menü

Dün (ve her cumartesi) Alaçatı’nın pazarıydı. Birkaç uğrak yerimiz var pazarda özellikle eski dostları görebilmek için. Bunlardan biri ve ilki “Ramazan” ve kendi üretimi mini dolmalık biberleri bitmeden alabilmek ilk amacımız. Şans bu ya aynı anda onun tezgahında “Özdemir Abi” ye rastgeldik. Geçmişin izlerindeki “Güdük” ten söz edince anılara dalan Nezuş bir başka keyif aldı dün Alaçatı Pazarından. Ve bir başka tezgahta bir ara öldü mü acep diye endişe ettiğimiz “Sabri Aga” ile sohbet edince yüreğimize su serpildi Meğer doksanından sonra by pass olmuş Sabri Agamız.. İşte Alaçatı Pazarının kişisel zenginlikleri. Ve de Consensus’a eşlik edecek olan baba oğul balıkçı Salih ve Recep’in yerli (hem de on kilometre ötedeki Dalyan’dan) ve milli balıkları.. Balıkları doğruca Dalyan’a yanaşan balıkçı teknelerinden alırlar; yani gerçekten yerli ve milli. Günün balığı da istersen Hamsi, istersen Sardalya. Bu mevsimde ikisi de birbirinden lezzetli. Yarım kilo sardalya ikimize de yeter, hele yanında narlı, cevizli, sarımsaklı, kaşar peynirli, Özgen’in İskenderun’dan getirttiği nar ekşili, Emin’in erken hasat soğuk sıkma zeytinyağlı, roka salatası olursa… Daha ne ister insan ve dilimdeki o şarkı: “Hayat her an gülümser ona içten gülene, mutlu olmak zor değil olmasını bilene” ki tek sorun benim için “gülebilmek”… İçten oluşundan vaz geçtim, mış gibisine bile razıyım gülmenin ve her sabah traş olurken aynanın karşısında prova yapsam da gülmeyi beceremiyorum. Karaburun’a uzanan geçen haftanın dostlar sofrasında da son günlerin yemek kahramanı “Nezuş’un Dolmaları“ydı. Rahmetli annemden nasıl el aldı Nezuş ? Küçük oğul Kerem, Kozbeyli keyfinde nasıl el almak istedi ? Mini dolmalar on gün önce nasıl Karaburun yolcusu oldu ? Birkaç slaytla özetleyeyim:

Birkaç spesiyali var Nezuş’un; ön pişirmeli ve fırında mini dolma, göveçte kuru fasulye ve börek çeşitleriye, çeşit çeşit mezeler
Bir kilosunda 60-70 biber varsa biz ona “Nezuş’un Mini Dolmalık Biberleri” deriz.
Artık gücümüz (>80 yaş) ülkesel buluşmalara yetmiyor; ya merdivenler bize tuzak, ya zaman uymuyor ya da mekana uzanmak zorlaşıyor. Bu nedenle Cici Başkan’ın gayretiyle yerel buluşmalarla idare ediyoruz ki kimi zaman tee Kanada’dan Gönül geliyor; çoklukla Antalya’dan Alev, İstanbul’dan Ahmet ve Evliya Çelebimiz Sait Türkiye’deyse mutlaka katılıyor. Yaşam Gölünün karşı kıyısı görünürken “Ya yarın yoksa”ya inancımızla buluşmaları, dünya gözüyle görüşmeleri artırmaya çalışıyoruz.

Sözün özü; şükür ve şükran dolu olmama ve “daha ne ister insan !” sözüne inanmama rağmen hissettiğim “Dual DERT”li yapısından dolayı SUMUD gayreti bile güldürmüyorsa yüzümü ne yapmalı, nasıl yapmalı da ömrün şu biten neşvesi tam olsun erenler diyerek üç Fransız güzelin fikir birliği ettiği Consensus güme gitmesin ve yolumuz açık ve aydınlık olsun erenler.

Öykücü


(*1) : W.Shakespeare / Macbeth

(*2) : https://en.wikipedia.org/wiki/Sumud : “Sebatlı Azim”

“…Sumud, “sürekli saldırılara rağmen yerinde kalmak” anlamına gelir. Bu, yalnızca pasif bir dayanıklılık değil, aynı zamanda “kesin bir direniş ve meydan okuma eylemi”dir. 

(*3) : SUMUD’un çağrıştırdıkları :

  • SUMUD=2P > Sebatlı Direniş > > Sabır ve Sebat > İnat ve Israr > Lifecide > Knockdown>Residual > Vursun oturtsun > Kalsın durdursun / …
  • Asrın Liderine puan kazandıran > ABDTR / …
  • Dual DERT (DoErTu) / …
  • Sonuç ! > Hamas! > Netanyahu ! > ?!&@*#

(*4) : Korkuyorum: https://share.google/9SimASlP9OeMSGlq3

Kurak geçen yazdan sonra düşen yağmur damlalarına şükrederken gecenin bir vaktinde (03.00) yağan yağmurdan terastaki eşyalar ıslanmasın diye yataktan kalkıp panjurları kapatıyorum ve anında yağmur kesiliyor (< Yağmur bana küstü; yağmur bana kızdı)