Yaşam Büfesindeki “KERESTE”

“…Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormana…KERESTE; Ormandan kestim çamı, hakem …KERESTE; Prokrustes bir tanrının oğluydu. Kendini kutsal sayıyordu. Her hareketinin devlet yararına olduğu savıyla isteklerinin tartışmasız kabulünü isterdi. Bir han yaptırmıştı. Konaklayanları önce soyar sonra yatağa yatırırdı. Eğer yatırdığı kişi uzun ise kısa yatağa yatırır ve uzun gelen bacaklarını keserdi. Eğer gelen kısa boyluysa, uzun bir yatağa yatırır ve bacaklarını zincirle çekerek uzatırdı. Tek hedefi ölçülerini kendisinin belirlediği boyda uysal insan yetiştirmekti…”

 

Memduh Bey (Bayraktaroğlu) dayanamıyor ve zihniyeti sorguluyor ve bu arada ben Çeşme’nin güzelliklerinde “Güven ve Güvenilir Olmayı” sorgularken bana “Babanız zurna çalar mıydı ?” diye sormuyor da siyasetçinin 23 yıl sonra açılan binada çalacak olan senfoni orkestrasında piyano çalıp çalmayacağına aklını takıyor.

Merhaba

Çeşme’deyiz. Çeşme’nin iklimi gibi ruhum da içi başka dışı başka odaklarda ikilemler yaşıyor. Dün yağmur yağdı. Gerçek bir güz (!) yağmuru gibiydi. Sevindim. Yarım gün sürdü. Bugün yine tam bir bahar ve sıcaklık yirmi derecenin üzerinde. Rüzgar yok. Hava berrak ve en küçük bir mevsim rahatsızlığında “korona mı oldum ?” korkusu olmasa ben bile denize girebilirim bugün. Yasaklı bir hafta sonu ve biz yine de evimizin önünde, yüzümüzde maske, elimizde baston ve yanımızda köpeklerle günlük yürüyüşümüzü ağır tempoyla yapıyoruz. Güneşin ışınlarıyla D vitamini de alıyoruz. Keşke herkes bizim sahip olduğumuz şu doğal güzellikleri yaşayabilse. Ne mümkün ! Allah evine ekmek götürmek, çocuklarını okutmak ve yaşamı minimum konfor koşullarında da olsa insan gibi sürdürebilmek olanağını herkese nasip etse. Allah yardımcıları olsun.

Dün yağmuruna bugün de güneşine şükrederken Çeşme’nin, havasındaki kararsızlık ya da “yaş mı kuru mu ikilemi” aynen ruhumda da var. Ruhumu, yüreğimle etkileyen ve klavyeye uzanan parmaklarımda eylemle şekillenen aklımdaki ikilemin merkezinde bugün, şu an, sağlığım, ailemin değerleri ve C13 Plus ile çerçevelenmiş “Olumlu Nüve” varsa da; bunu çevreleyen çirkinliklerden, yalandan dolandan, arsızlıklardan ve hırsızlıklardan sıyrılamadığım için yazımın girişindeki orman ve “KERESTE” sözcükleriyle kırmızılanarak başladım yazmaya.

Erzurum’daki yedek subaylığım sırasında adeta “BYB (Bok Yedi Başı)” gibi enva-ı çeşit (türlü çeşitli) işlere/görevlere bakar kılınmıştım. Belli ki ben buna teşneydim ve komutan da bana “sen aslansın” diyordu (Allah rahmet eylesin tabur komutanım Yrb.Fikret Emiroğlu gerçek bir baba gibiydi bizim (MNÜEC) ilk gurbet yaşamımız olan Erzurum’daki 18 ayımızda). Taburun mutemediydim. Personel subayı (S1) idim. Karargah bölüğünde ateş idare subayı idim. Atış talimlerinde ileri gözetleyiciydim. Ziraat mühendisi olduğum için de zaman zaman ağaçlardan ve bazen de spordan sorumluydum. Ağaçlandırma bayramı etkinliğinde tabura konuşma yaptığımda ana mesajım Fatih Sultan Mehmet’in bir sözüydü: “Ormanlarımdan bir dal kesenin kolunu keserim”. Ne yazıktır ki bugün Fatih’in torunları olduğunu söyleyen nice Osmanlı Çocuğu otorite, maden uğruna, santral uğruna, kanal uğruna ne ağaç katliamlarına izin veriyor. Bu hainliği tee çocukluğumuzda kanımıza işlediler (bence bilinçli). Nasıl mı ? Yazımın girişindeki ikinci cümle bizim çocukluk, okul şarkımızdı. Ne diyorduk hep bir ağızdan ? “Baltalar elimizde. Uzun ip belimizde. Biz gideriz ormana hey ormana…”. Ormana ne yapmaya gidiyorduk ? Elimizdeki balta ne işe yarıyordu ? Uzun iple ne yapacaktık ? Hedef:KERESTE.

İlk cümleye gelince. Yetmişli yıllarda İstanbul’a gittim. Kayınbiraderim Nazım abi beni futbol maçına götürdü. Hayatımda futbol maçına gidişim en fazla üç defadır. Sevmem. Sıkılırım. Oturduğum tribüne bakmam. Kendimi tutamam. Göztepe ile Feriköy arasındaki maçtı. Maç yeni başlamıştı. Hakem ne tür bir hata yaptı bilmiyorum. Belki de hata falan yapmamıştı. Tribünler hep bir ağızdan ritm tutup türkü söylemeye başladı. Türkü “Bitlis’te beş minare” idi ama sözleri farklıydı. İlk defa duyup şoke olmuştum. Ortalık inliyordu: “Ormandan kestim çamı, hakem…“Daha sonra anladım ki maç severlerin maçı sevmelerinin temelinde küfür etme ihtiyacını gidermekmiş. Belki de bizim ünlü müteahit de işlerin tıkırında olmasının hoşluğunda milletin orasına burasına koymasının temelince bu ihtiyaç, küfretme ihtiyacı yatıyordur. İyi de kardeşim git uygun birinin istediğin yerine koy; niye milleti karıştırıyorsun. Sonuç: “KERESTE

Demek ki neymiş; ister çocuk ol elinde balta, belinde ip olsun; ister kıçının kılı ağarmış yaşını başını almış adam ol ormana bakıp da çocuk masumiyetini kirletenlerin etkisiyle er ya da geç güzelim ağacı kesip ortaya bir KERESTE çıkarıyorsun. Bu düşüncelerin etkisi altında öncel internetten ormandaki ağacın hangi aşamaları geçirip, ne tür sıfatlar alıp karşıma bir KERESTE olarak çıktığını öğrenmek istedim. Daha sonra da sözcük olarak KERESTE yi parçalara ayırıp yeniden sentezleyerek (Yeğen Yahya’nın suntaları değil) hangi sözcükler türetebileceğimi düşündüm. “Keser” gibi “Kese” gibi “Et keser” gibi ve “Ret” gibi ve “dirty mind” yerinde duramayıp kimi seslileri aradan çıkarıp da akla ziyan şeyler de türetmeye başlayınca kendime dur dedim. Akla ziyan bu gelgitlerden bir gün kurtulabilecek miyim acep ?

Kayalar Kereste’nin web sayfasında (http://kayalarkereste.com/kereste-ve-tomruk-terimleri-cesitleri-isimleri.htm) “KERESTE” nedir diye baktım ve gördüm ki:

KERESTE; Odunların biçilmesi, kesilmesi veya yarılması ve yontulması suretiyle elde olunan parçadır”. Demek ki karşımda gördüklerim “KERESTE” bile olamaz. Çünkü biçilmemiş, yontulmamış ve insanlıktan nasibi almamışlar. Belki de “zombi” dirler. Bu arada gözüm diğer terimlere de ilişti ve “Kalas ile Takoz” ilgimi çekti. Kalas; Kalınlığı 40 mm ile 100 mm, genişliği 80 mm ile 350 mm arasında değişen kerestedir. Takoz; Tomruk ve kereste başlarının kesilmesi sırasında yuvarlak veya köşeli olarak oluşan ve boyu en çok 20 cm olan parçadır. Bu ikincisini kullanmayı hakaret olarak görülüp ceza verilecek mi göreceğiz.

Gelelim “Prokrustes Yönetimi“ne. Yazımın girişindeki mavili kısım 1997 yılında elimden düşmeyen S.R.Covey’in A.R.Merrill ve R.R.Merrill ile birlikte yazdığı “Önemli İşlere Öncelik” isimli kitabının ilk sayfasına yapıştırdığım bir gazete kupüründen. Sanırım Yeni Asır  (31.07.1999) ve köşe yazarı sevgili Yılmaz Karakoyunlu (http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=3351). Yılmaz bey yazar, eski milletvekili ve ABD Georgia Üniversitesi’nden “Effective Management” konusunda MBA yapmış AÜSiyasal Bilgiler’den mezun değerli bir adam). Yılmaz bey 21 yıl önce henüz akgünlerin boyunduruğuna girmemiş yaşam koşullarında köşe yazısının bir kısmını şöyle sürdürmüş:

“Prokrustes bir tanrının oğluydu. Kendini kutsal sayıyordu. Her hareketinin devlet yararına olduğu savıyla isteklerinin tartışmasız kabulünü isterdi. Bir han yaptırmıştı. Konaklayanları önce soyar sonra yatağa yatırırdı. Eğer yatırdığı kişi uzun ise kısa yatağa yatırır ve uzun gelen bacaklarını keserdi. Eğer gelen kısa boyluysa, uzun bir yatağa yatırır ve bacaklarını zincirle çekerek uzatırdı. Tek hedefi ölçülerini kendisinin belirlediği boyda uysal insan yetiştirmekti…

Prokrustes’in kafasında “derin devlet ve sığ millet anlayışı hakimdi. Sonra adalet ahlakının tanrısı “Thesus” geldi. “Akil Millet” anlayışıyla, Prokrustes’i önce kısa bir yatağa yatırıp, bacaklarını kesti. Sonra uzun bir yatağa yatırıp kesik bacaklarını uzatarak cezasını verdi.”

Acaba ! “Adalet Ahlakı Tanrısı” gerçekten var mıdır ? Bize de gelir mi son sözü edilen devrimlerle ? Bize yolu düşer mi ? Gelirse bir şey yapabilir mi ? Yoksa bizim KERESTEler tanrı manrı dinlemez bildiklerini okumaya, milletin orasına burasına koymaya devam ederler mi ? Biz adam olur muyuz ? Ne yapmalı ? Nasıl yapmalı ? “Fırsat Tanrısı Kairos” a kulak vermeli:

Oturuyorsan kalk; ayaktaysan yürü; Yürüyorsan koş”. Yeter ki iste; yeter ki eylemli ol; her şey ellerinde. Önemli olan “Niyet ve Zihniyet”. Ne yapmak istiyorsun ve ne yapıyorsun ? Zihnimdeki ikilemin, akla karanın öncelik çatışmasının odağındaki C13 Plus güzelliklerinin Çeşme’de şekillenen güzelliklerine halel gelmeden çevremdeki yaban otlarına daha bakabilmek için Memduh Beyin inançlı görselinden pasajlar ekleyerek yazıma bir kolaj oluşturdum. Bir gün gelip de düşünerek tepki verecek miyiz ve etki ile tepki arasındaki boşlukta empatik seçimler yapabilecek miyiz ? İnşallah.

Sağlık ve esenlik dileklerimle koronasız günlerde yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Öykücü