Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “Hazır olmak”

YaÅŸam Büfesinde “Hazır olmak”

“…Efsaneler tekrarlandıkça gerçeÄŸe dönüşür…Öyküler önce dedikodular olarak baÅŸlar. Tekrarlanır. Zamanda ve mekanda geliÅŸerek yayılır. Zaman zaman masallaşır. Yeniden gerçeÄŸin yoluna döner. Mesajı netleÅŸir. Öykülenerek öğreticilik kazanır. EfsaneleÅŸir. Efsaneler tekrarlanır ve gerçeÄŸe dönüşür. “Kırk kere söylerseniz olur“… KiÅŸi önce kendi etrafına bakmalıdır. Tanrı, insan denen varlığa söylemek istediÄŸi her ÅŸeyi karşısına koymuÅŸtur. Buna “GüneÅŸin GeleneÄŸi” denir. GüneÅŸin geleneÄŸi sıradan insanlar içindir. Güç, insanın yolculuÄŸunu meydana getiren her küçük parçada gizlidir. Dünya bir dersliktir. Yüce sevgi, senin yaÅŸadığını bilir ve sana öğretir…”

Netsgillerle beraberliÄŸin öğretici gücü; öyküm 2001; “Evet, biz hazırız”

Merhaba

Yazımın giriÅŸindeki mavili kısım “Hippi“den alıntıdır. Genelinde roman okumam. Ancak oÄŸlum Ümit “Babacım bu kitap sana göre” derse mutlaka okurum. TED’lerin nefeslenme süreçlerinde okuyorum. Brezilya’dan Amsterdam’a uzanan kısmını bir çırpıda okudum. “Çırpı” ne demek ola ki ? “Çalı çırpı” olarak odunsu bitkileri anlatıyor ise de burada ne iÅŸi var ki ! Yazarı Paulo CoelhoHippiysen hep öyle kalırsın !” demiÅŸ. KuÅŸkularım var. Öylesi bir çaÄŸda yaşıyoruz ki deÄŸiÅŸmezsen bitersin. Gerçi bu bakış açısı biz sırada insanlar için. Paulo bey de kitabının 38 nci sayfasında “GüneÅŸin GeleneÄŸi“ni açıklarken “sıradan insanlar“dan bahsetmiyor mu ? Biz, sıradan insanlarız. Bu nedenle biraz önce Sam’den gelen mesajı okuyunca kahroluyoruz. Çok şükür birey olarak yaÅŸam konforumuz yerinde. Evimiz, yazlığımız, arabamız ve ortalamayı aÅŸan yaÅŸam standardımız var. Çok şükür çocuklarımız bizden de öte. Ancak ülke olarak beceriksizlerin nasırsız ellerinde batıyoruz. Arafta yaşıyoruz. Betona gömülen olanakları gördükçe üzülüyoruz. Floridalı dostum Sam’leÅŸen Şükrü bile okyanus ötesinden kurtuluÅŸ reçetesi veriyor. Bakan damat görmüyor mu ? Artık toplumun her kesiminden ÅŸikayetler artarak geliyor. Kimi yandık diyor piyasadaki zamlardan; kimisi donduk diyor satılmayan binalardan… Edepsiz Ali bile sıkıntıyı dillendiriyor. Milletin orasına burasına koyma meraklısı Mehmetin ÅŸimdilik sesi çıkmıyor. Elmor’un yıllar önce sorduÄŸu bir soru vardı: Yöneticimiz uyuyor mu ?

Yaz yaÄŸmuru geçecek diyorum. İstanbul’u sel alıyor. Eskiden ÇarÅŸamba’yı sel alırdı. DoÄŸanın huyu deÄŸiÅŸti. İnsanın huyu deÄŸiÅŸmiyor. Ders olmuyor. Bulutun gösterdikleri akla ziyan oluyor. Bereket fesli can çekiÅŸiyor da tarihe takılmıyoruz. Yoksa feslinin dikiz aynasında görülen tarihle kaosun eÅŸiÄŸini çoktan aÅŸardık. Dibi boylardık. Åžimdilik hâlâ arafta yaÅŸayıp kurtuluÅŸ umudunu koruyoruz. Nereye kadar ? Bugün yine berberde bedava traÅŸ için evdeki yüz dolara göz dikti otorite. Ne iÅŸine yarayacaksa ! Sözcü’de soruyor Necati: Man adasından gelen on beÅŸ milyon doları bozdurdular mı acaba ? Yoksa %50 fazili hazine bonosunu mu bekliyorlar ? Soner’in köşesindeki yazının içindeki bir kavramı sevdim: Fikirlerin ÇiftleÅŸmesi. Tam bu kavramda olmasa da yıllardır 1+1=4 diyorum. Bu denklemle ne demek istiyordum ?

Bundan önce 1+1=3 diye söze baÅŸlardım. Ana mesajı “sahip olduÄŸunuz deÄŸerlerin farkına varın” olan bu denklem için bir Çin öz deyiÅŸi, fıkrası anlatırdım. At ve araba ikilisinden üçüncü seçeneÄŸe dikkat çekerdim: “At arabası”. Böylece herkesin ÅŸuna benzer yaklaşım sergilemesini isterdim: Ben Netsli koordinatör Mustafa. Yaptıklarıma deÄŸer katan, ÅŸekil veren, süreklilik gösteren, geleceÄŸe taşıyan üç deÄŸeri anlamalarını isterdim: Kurum, görev ve birey. Bundan sonra 1+1=4 formülü ile bir adım daha ilerlerdim. Yine kısa bir Çin fıkrası anlatırdım. Elinizdeki yumurtaları deÄŸiÅŸ tokuÅŸ ederseniz yine aynı sayıda yumurtanız olur. Aklınızdaki fikirleri deÄŸiÅŸ tokuÅŸ ederseniz daha çok fikriniz olur. Fikirleriniz çiftleÅŸir. Sizin özgün tarzınızda yeniden hayat bulur. Ne yazık ki bugün ne damat ne de kayın babası fikirleri çiftleÅŸtirmeye yatkın deÄŸiller. Bildiklerini okuyorlar. Freni boÅŸalmış kamyon gibiyiz. Duvara toslamak üzere olan kör ÅŸiÅŸman adam gibiyiz. Bizi ÅŸiÅŸiren yediklerimiz. Hak etmeden yediklerimiz. Ayranımız yokken tahtıravanla giderken içine ettiklerimiz. Pronoya rahatlatır mı; afyon gibi uyuÅŸturur mu ? Biz bu sevdadan vaz mı geçmeliyiz ?

Silkinmem gerek. Kendime gelmeliyim. Etki alanımda yapabileceklerime bakmalıyım. Hippi’ye devam etmeliyim. Netsgillerle beraberliÄŸimin satır aralarından yeni bir mesaj türetmeliyim. Odağımda C13 olarak ailem var. Yaşı yetmiÅŸi aÅŸanları bekleyen karşı kıyı net. YaÅŸam Gölünde sular durgun. Fırtına yok. Korku yok. Akıbet net. Kulaçlar güçsüz. Can simidi ÅŸimdilik gereksiz. Bereket ve çok şükür ki elek sıralı olarak eliyor. Eskiden elek yerine kalbur vardı feleÄŸin elinde. Delikleri geniÅŸti. Åžimdilerde elenen daha dikkatli, daha bilinçli olunca felek de kalburu bıraktı. İnce delikli elek var elinde. İnÅŸallah öyledir. Umarım yanılmam. Böyle olunca yolculuk boyunca etrafına dikkat edebiliyor insan. TelaÅŸ içinde olmuyor tükenmiÅŸliÄŸe doÄŸru yol alırken. Bu da iki ÅŸeyi kolaylaÅŸtırıyor. Bu iki ÅŸey insanın mecbur olduÄŸu iki ÅŸey. Daha önce de yazdım. İşte bu içe dönüşte, odağımda ne var diye düşünüyorum. Odağımda ABİDE’miz var. “Z KuÅŸağımız” sanal ortamın bilgi bombardımanında. BaÅŸarı yolunda neler oluyor ? Onlar için ne söyleyebilirim ? 

Beyin ne ararsa onu buluyor”. Bu düşünceyle TED’e yöneldim. Hippi’yi ÅŸimdilik akÅŸam üzerine bıraktım. TED’te Prof.Carol Dweck’in Eylül 2014 de yaptığı konuÅŸmayı izledim. Bir daha izledim. Kare kare izledim. Her sözünü defterime yazdım. “Henüz’ün Gücü” ile “Ramak” aklımda buluÅŸtu. “Ramak“la araf öpüşmeye çalıştı ve ben “Henüz deÄŸil” dedim. Saçma görünse de; “Not Yet” gerçekten de güzel bir yaklaşım. Her ne kadar Bayan Carol’un sesi monoton, can sıkıcı, ise de mesajlarının basitliÄŸini sevdim. On dakikaya sığdırdığı öyküyü sevdim. Anlatımlarını bilimsel kanıtlara dayandırmasını sevdim. Kitaplar kadar yaÅŸamın içinde bilimin ilerleyiÅŸini sevdim. “Bilimin İlerleyiÅŸi” sözcüğü beni yazımdan kopardı. Çok gerilere götürdü. Seksenli yılların sonları olabilir. Sanırım yine Deniz Gökçe‘nin bir köşe yazısında geçiyordu. Şöyle bir ÅŸeydi: “Science improves funeral by funeral”. İfade edilmek istenen “firesiz olmaz bu iÅŸler; hatalardan öğrenir insanoÄŸlu daha çok. Bazen çok da yüksek bedel öder“. Bunu “Bilim cenaze cenaze üstüne geliÅŸir” demenin Türkçesi böyle bir ÅŸeydi. Bizler de özellikle “68 KuÅŸağı (ZM68)” olarak çok bedel ödedik. Bu günlerimize binlerce şükür. Åžimdi yaÅŸam gölünün karşı kıyısı görülse bile sakin sakin kulaç atmayı sürdürüyoruz. “Bir çok giden memnun ki yerinden, çok seneler geçti, çok seneler geçti; dönen yok seferinden...” Sadede gelebilsem yazımı bitireceÄŸim. Odağıma döneyim ve Prof.Dweck neler demiÅŸ ?

Carol hanımın sözlerini cımbızlayayım. Son iki paragrafın iki sorusuna birden yanıt bulayım. “ Sınavda yetersiz kalır da “baÅŸarısız” olarak tanımladığınız öğrenciyi “sınıfta bırakırsanız” kendini “iÅŸe yaramaz biri olarak görür. Ama ona “Henüz deÄŸil (not yet)” notunu verirseniz kendini “öğrenme eÄŸrisi” üzerinde görür…” diyor  sözlerinin başında Bayan Carol. Biz de SSTC Öğrenme Yolcuklarında “Ignore” sözcüğüne buna yakın bir bakışla önem veriyoruz. Dr.Maslow‘un sözlerini anımsayın: YaÅŸamda her gün eÄŸitim. Herkes öğretmen ve her birimiz sürekli öğrenciyiz“. Bu durumda ABİDE‘mizin okul günleriyle ÇeÅŸme’nin Seyir Tepeleri’nde havuz başındaki yaz öğrenmelerinde her gün “Not Yet” diyebilmek ve “Not Yet”in temel prensiplerini uygulayabilmek bizden ne istiyor ? 

Fazla bir ÅŸey deÄŸil. Biraz özen. Biraz emek ve asıl önemlisi “inançlı ilgi” için “hazır olmak”. İşte eklediÄŸim filmin ana mesajı ve iÅŸte “Not Yet” için temel prensiplerin ortak alanı: Hazır mısınız ?

Yavru Kurt“ların ya da “İzci Düşüncesi”nin yanıtı çok net: “Daima, daima, daima”. “GeliÅŸen Zihniyet“i yaratmak için zorluk ve çaba iliÅŸkisinde hevesi artırmak için: Elinizi görelim. Yapabilirsek eÄŸer “... Åžimdi’nin Zulmü“ne tutsak ettiÄŸimiz çocuklarımızı “Henüz’ün Gücü” nün tadını çıkarma yolunda tutabilirsek eÄŸer...” diye devam ediyor profesör hanım. Bu bakış bir çeliÅŸki deÄŸil mi  ?

Daha düne kadar Eckhart‘a inanıp “Åžimdi’nin Gücü” diyorduk. Hatta bunu kritik dönüm anlarında “NON” diye Elvis’e baÄŸlıyorduk. On altı yıl önceydi. Yine ÇeÅŸme’deydik. CINOS‘un üçüncü evresinin ikinci perdesine geçmiÅŸtik. İstanbul ekibi devre dışı kalmıştı. Genç yöneticimizin patronu da gençti. İtalyan Bay Luca apayrı bir inceliÄŸe de sahipti. Hem ÇeÅŸme’nin çimlerinde mükemmel bir konuk; hem de Milano’daki evinde fevkalade ev sahibiydi; ailecek. İşte ona “Emergency Management” çerçevesinde zorluk ve çabaları, umutları ve hedefleri aktarırken ana mesajım”NON” idi. Bir önceki yıl UludaÄŸ’da “Oyunu Kuralına Göre Oynamak” mecburiyeti için MOB demiÅŸtim. MOB‘un açılımı “Mutually OBligation / Gönüllü Mecburiyet” idi. Bunun hemen öncesinde, aynı yılın başında “DOD1 / Do Or Die” demiÅŸtim. OtoritenÅŸn havucu yoktu. Kırbaç elinde bekliyordu. Ölüm-kalım meselesiydi. Nitekim 30 hedefi gösterildi. EriÅŸilemedi. Sazın sapı sahraya ince gelmiÅŸti. Herkes bildiÄŸini okuyordu. Tıpkı ülkemin ÅŸimdiki hali gibi. Ertesi yıl ÇeÅŸme’de sahnede NON derken açılım da “Nov Or Never / Ya Åžimdi Ya Asla” idi. Çünkü ÇeÅŸme 2002 geride kalanların varlıklarını kanıtlama yılıydı. Peki ne oldu da yaÅŸamsal kritik anlarda “Åžimdi’nin Gücü” derken bugün “Henüz’ün Hazzı” diyorum. Ben de mi dönek oldum acep ? 

DeÄŸiÅŸen koÅŸullara göre sahip olunan deÄŸerleri etkinleÅŸtirmek ÅŸart. Sınırları zorlamak gerek. Kimi zaman “yarın çok geç” olabiliyor. Ancak ABİDE’mizin yolu uzun. BeraberliÄŸimiz 7/24 ve biz rol modeliz. Bu nedenle “sabırlı olacak kadar cesur; cesur olacak kadar sabırlı olmamız” gerek. Ya da NezuÅŸ’un dediÄŸi gibi “elimiz kadife kadar yumuÅŸak çelik kadar sert olacak“. Sadece elimiz mi ? Dilimiz, tavrımız, yüzümüz, gözümüz… Beden dilimiz; duruÅŸumuz…Sonuç ?

Bu yazı bitmez. Okumaya sabır yetmez. Burada kesiyorum. Meraklısı Prof.Carol Dweck’in “Henüz’ün Gücü” baÅŸlıklı TED konuÅŸmasını izlemesini öneriyorum. Açık ve aydınlık yollarda, öğrenme, öğretme ve öğrenciliÄŸinizin keyif ve huzurla sürmesini, saÄŸlık ve esenlik içinde kalmanızı diliyorum.

Öykücü