“…Sınıf arkadaşım rahmetli DaniÅŸ her zaman dimdik olmuÅŸtur; dik durmuÅŸtur. Üstelik onun için dik durabilmek hepimizden daha zor, ekstra zor olmuÅŸtur (!). Mühendis olduktan sonra kariyerine devam etmek, doktora yapmak için Gıda Teknolojisi Kürsüsünde göreve baÅŸlamıştır. DaniÅŸ’in özgüveni çok yüksekti ve bu nedenle fazlaca başına buyruk davranmaktan çekinmezdi. Haftalık kürsü toplantısında hocalar onun yaptığı laboratuvar programını çok eleÅŸtirmiÅŸler ve hatta hatalı bulmuÅŸlardır. DaniÅŸ kızgınlıkla ayaÄŸa kalkmış (!) ve “Hocalar, hocalar siz fezadan mı geldiniz ? Siz hiç hata yapma mısınız ?” diye sözlerine baÅŸlamıştı. Bu benzeri davranışları hazmedemeyen “Johari Penceresinde BuluÅŸma” yoksunu hocalar doktora bitirme sınavında bir formül sorduklarında da “Ben formül ezberlemem. Nerede olduÄŸunu bilirim ve gereÄŸinde oradan bulup kullanırım” demiÅŸti DaniÅŸ tıpkı Temel’in “Entel mi dantel mi ?” tercihinde yaptığı açıklama gibi…”
PLN GD&DD Öğrenme Seanslarından bir kesit (PAZ Giriş)
Merhaba
Yeniden bahara dönen Bostanlı’nın bol güneÅŸli sabahında yürüyüş sonrası Albatros Kafeteryada yazmaya baÅŸladım. Umarım gün sona ermeden bitirip uygun bir film de yükleyerek yazımı tamamlamış olurum. Sizce rahmetli DaniÅŸ’in yetmiÅŸli yıllardaki bu kariyer yolculuÄŸu nasıl sonlanmıştır ? DaniÅŸ tüm dikliklerine raÄŸmen gerçekten de çok çalışkandı; disiplini çok yüksekti. Hocalar önce elinden istifa dilekçesini aldılar; sonra doktora sınavından geçirdiler. Bu sefer hocaların yanıtı Temel’inkine benzemiÅŸti. Çünkü böylesi çalışkan ve fakat “zor insan” olan DaniÅŸ’le çalışmak yerine (entellik) DaniÅŸsizliÄŸi (dantellik) yeÄŸlediler. Kim kazandı; kim kaybetti ?
Dün akÅŸam yemeÄŸimiz de yine tam bir törensel güzellikteydi. OnbeÅŸ gün önceki beraberliÄŸimizdeki yemeÄŸimize “Şükran/Şükür YemeÄŸi” demiÅŸtim. Dün geceye de “Åžifa YemeÄŸi” dedim. Çünkü menünün baÅŸ köşesine kuzu etli Åževketibostan (Åževket-i Bostan mıdır doÄŸrusu, yoksa “Åževketlû Bostan” mıdır ?) oturmuÅŸtu. NezuÅŸ yine döktürmüştü. Bazen ilk sırayı zoarlayan kuzu etli fırında kuru fasulye (bunu da mı “büyük harfle” yazmalıyım ?), ıspanaklı ve kıymalı (torunlara) börek, Piliç ÅŸiÅŸilk buttan kavurma ve yasemin türü pirinç pilavı ve her zaman olduÄŸu gibi meyanesi çok özel bir tavuk suyu çorba ile harala gürele mükemmel bir birliktelikti. Hepimize ÅŸifa olsun dualarıyla, kızlarımızın getirdiÄŸi krizantemlerle ve Orkide eÅŸil etmiÅŸti benim aldığım Nergizlere. Dondurmalı Babaanne tatlısı varken AÄŸam’ın baklavası lüks olsa da Duru’nun üst yarıdaki kabuklarını yemesi bile ayrı bir gülümseme anıydı hepimiz için. Bu kez benim pek fazla yardımım olmadı. Çünkü onca mutfak telaşı varken Ümit’le birlikte İsabey BaÄŸevine gitmiÅŸ ve Centum’dan Red Serisine uzanan sınırlarda altı kırmızılı alıp gelmiÅŸtik (347). Red 2012 nin üçlü kupajı tek kelimeyle mükemmeldi (çok güçlü bir gövde, kuvvetli bir aroma ve asıl önemlisi benim çok sevdiÄŸim yoÄŸun tanen). Binlerce şükür. Daha ne ister insan …! Åžimdi tekrar DaniÅŸ’e dönecek olursak sizce DaniÅŸ hata mı yapıyordu ? DaniÅŸ hatalardan öğrenmiyor muydu ?
Geçen hafta altı günüm Antalya’da geçti. Dostların ÅŸirketinin yıllık toplantısına konuktum. Üstelik bana dört kez yineleme ÅŸansı da verdikleri bir öğrenme yolculuÄŸu fırsatı da söz konusuydu. Çok keyif almıştım. Kimi zaman ÅŸaÅŸkınlıklar yaÅŸasam da gerçekten heyecan duymuÅŸtum. Beni ÅŸaşırtan ne olmuÅŸtu ? Antaly’dan birkaç gün önce HAGEM’de üçüncü sohbetimi yapmıştım (22.11.2016). Bu nedenle hisseden ya da düşünen beynim ben istemesem de bilinçaltında kıyaslama yapıyordu. ÖrneÄŸin aynı soruyu (Dr.Abraham Maslow’u ve “İhtiyaçlar HiyerarÅŸisi Piramidi”ni biliyor musunuz ?) HAGEM’de iÅŸ arayan gençlerin (acemiler) %90 ı biliyordu; Antalya’da iÅŸ bulmuÅŸların (yetkinler ve ustalar) %90 ı bilmiyordu. Neden ? Yanıtı Otoritenin sunumundaki son slaytında yazılı: “Okuyun” diyordu otorite; çünkü okumadıklarını biliyordu. Aynı kıyaslamayı bir kez daha yaptı hisseden beynim umutsuzca “n2-1” (nekare eksibir) in açılımı nasıldır ? Herkes bilmeli; bilebilir diyordu beynim (rahmetli matematik hocam KroÅŸ derdi ki “bilmeyenler unutmuÅŸtur” İzmir Atatürk Lisesindeki üç yılım boyunca). Heyhat %10 u zar zor anımsadı “(n+1)(n-1)” bileÅŸenlerini… Bu ayrıntılar çok mu önemli ? Neden önemli ?
Hataları yeni bir çerçeveye oturtmak
Diyelim ki rahmetli DaniÅŸ hata yapıyordu. Peki hatalarını yeni bir çerçeveye oturtuyor muydu ? Oturtabilseydi, “farkındalığı geliÅŸir” ve sahip olduÄŸu yüksek “özgüven” il ile yorum ve görüşleri deÄŸiÅŸirdi. Hatalar karşısında daha esnek olurdu. Hatalardan öğrenir ve yola devam ederdi. Hataları gruplandırırsam:
1.Öğretici hatalar: Hatalar öğrenmenin ve deÄŸiÅŸmenin ilk ÅŸartıdır. Aldığınız ders için bedel ödersiniz. Lütfen dikkat, bu bedel bir kez için olsun. Otorite birincisine “herkes hata yapar” derken ikincisini “yanlış” olarak deÄŸerlendirir. Haklıdır. İkincisi lükstür ve hele hele üçüncüsünde “Kapı açık, arkanı dön ve çık. İstenmiyorsun artık” demekten hiç çekinmez. Her hata size neyin düzeltilmesi gerektiÄŸini söyler. ÖrneÄŸin duvar boyuyorsun ve fırça yerine ilk defa tabanca kullanıp püskürtme yapıyorsun. İşin kolaylaÅŸtı. Ancak boyanın aktığını gördün. Bunun da fırçayı duvara yakın tutmaktan olduÄŸunu anladın. Bu sonuç bilgisizliÄŸinden kaynaklanmıştı. Artık fırçanın ne kadar yakın tutulmasını biliyorsun. Peki o halde hâla neden yakın tutuyorsun ve boyayı neden akıtıyorsun ? Senin boyaya mı, duvara mı, zamana mı, kendine mi yoksa patrona mı kastın var ?
2.Uyarıcı hatalar: Bazı hatalar takılmayan emniyet kemeri sesi gibidir. Bu sese kulak verirsiniz ve kemeri takarsınız ya da önemini bilirsiniz de önemsemezsiniz ve takmazsınız. Hatta polis ceza yazar ve inadına yine takmazsınız. Ne zaman ki küçük bir trafik kazası geçirip de takmayı kabullenirsiniz. Neden daha işin başında, proaktif olarak o sesi duymadan, ya da duyduğunuz an hemen takmazsınız ? Sizin kastınız kime ? Evdeki ailenize mi ?
3.DoÄŸallığın ön ÅŸartı olan hatalar: Hata yapma korkusu kendinizi ifade etme hakkınızı engeller. Sözleriniz çok dikkat gerektirdiÄŸinden doÄŸallıktan uzaklaşırsınız. Hata yapma korkusunun hatasını yaparsınız. Kendinizi akıntıya bırakın. Bir düşünür “düşünmekten korkmadığını söylemekten hiç korkma” dese de siz yine de “doÄŸru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünü aklınızda tutup “farkındalığınızı geliÅŸtirip artan seçeneklerle daha doÄŸru kararlar verirken yücelttiÄŸiniz özgüvenin yarattığı yüksek motivasyonun gazıyla” yola devam ederken rahmetli DaniÅŸ’i unutmayın.
Bugünlük yetsin. Sağlık ve esenlik dileklerimle hatalardan öğrenme ustalık yolculuklarınız hep açık ve aydınlık yollarda geçsin.
Öykücü












