Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “Jargonun Etkisi”

YaÅŸam Büfesinde “Jargonun Etkisi”

“…Doktora gidip de söylediÄŸi her ÅŸeyi anladığınızda, doktorun bilgisinden şüphe edersiniz. İnsanlar tıbbi jargonun kafalarını karıştırmasına o kadar alışmış ki; böyle bir ÅŸey yaÅŸanmadığı zaman ya doktorun yetersiz olduÄŸunu ya da kendilerini pek ciddiye almadığını düşünmeye baÅŸlıyorlar. Bu ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla insanlara, kolesterol düzeylerini düşürmemeleri halinde kalp krizi geçirebileceklerini söylemek yerine, LDL’lerini düşürmemeleri durumunda miyokard enfarktüsü riskiyle yüz yüze geleceklerini söylüyoruz…”

Merhaba

Temel’in penguen fıkrasına benzer yarısı Türkçe yarısı İngilizce, kırkı yıldan damıtılmış cümlemi kullandığımda da böyle oluyor. Kendilerine “Åžu GAT dünyada MASlaÅŸmak için RAW mısınız ?” diye sorduÄŸumda “haaa !” anlamında duraÄŸan bakışlar oluÅŸuyor. Açıklamaya zaman varsa sorun yok; yoksa yandı gülüm keten helva. GeçtiÄŸimiz haftanın dördüncü toplantısı sonrasında Antakya’da akÅŸam yemeÄŸimi paylaÅŸtığım uzman danışmanlarla pekçok anıyı keyifle paylaşırken de mesleki jargonlarımın pekçoÄŸunu kullandım. Onlarca da paylaşılan nice güzelliklere yoldaÅŸ oldum. Kurum, meslek ve birey üçlüsünün “3/43/66″ lık ölçülebilir deÄŸerlerini “beden ölçülerim” olarak tanımlamam yine yüzlerini güldürdü. Toplantıda katılımcılığın etkilerini artırdı. Sonraki sorularıma yanıt vermede istekliliÄŸi artırdı.

Amacınız bilgi aktarmak deÄŸilse, amacınızda kamu görevi yapma ağırlığı yoksa, amacınızı azıcık da reklamla süslemek istiyorsanız W.Allen’in dediÄŸi gibi “ÅŸov” varsa jargon kullanmak size bir adeta bir kulüp yaratma ÅŸansı verir. “…Bu jargonu müşterilerin bilmesi, üst düzey yöneticilerin ise bilmemesi durumunda elinizdeki bilgiler, daha da deÄŸer kazanır. Kaldı ki bu durum üst düzey yöneticilerin yaşça büyük olduÄŸu ve az da olsa çağın gerisinde kaldığı pekçok kurumda söz konusudur…” Bu iddia Hünkar beye aittir. Hünkar bey, bir diplomatın oÄŸlu olarak Türkiye, Almanya ve İngiltere üçgeninde büyümüştür. Tutkusunu akademik açıdan da sürdürebilmek için Kellogg Enstitüsü‘nde iÅŸletme masterı yapmış; Tayland’da dneyim kaznamıştır. Bankacılık sketöründe Londra’da bir süre çalıştıktan sonra “Yüksek Getirili Bono Global Strateji Uzmanlığı”na terfi ederek New York’a yerleÅŸmiÅŸtir. Daha sonrasındaki hzılı geliÅŸme ve deÄŸiÅŸmeler de dikkat çekicidir. Ne güzel insanlarımız var ve bir vesile olmazsa biz yerlilerden bihaber Jim ve Kim amcalarla öğrenme yolculuÄŸumuzu sürdürmeye çalışıyoruz. Her neyse biz gelelim jargonla ilgili ana konumuza ve bir anı ile devam ediyorum.

Yıl 1992. Gelecek yıl baÅŸlayacak ve iki yıl sonra derinleÅŸecek finansal krizin sinyallerini henüz göremiyoruz. Özel sektörde yedinci yılım. Teknik çalışmaların rutininden çıkma çabalarım var. Yayınlara baktığımda ülkemde IPM (BütünleÅŸik Zararlı Yönetimi), kurumumun globalinde ise IPM le yakın bağıntılı olarak FST (Çiftçi Destek Ekibi) çalışmalarının ilk adımlarını görüyorum. FSTleri yaratan ve kısa bir süre sonra ÅŸirketten ayrılan Dr.Vorley‘in prensiplerini anlamaya çalışıyorum. İlaç satıp para kazanmaya çalışan ÅŸirketimin IPM gibi kamusal bir açılımda karşılaÅŸacağı sıkıntıları nasıl aÅŸacağını bilmeye çabalıyorum. Güzel bir Eylül haftası Antalya-Kemer-Marco Polo’dayız. Yıl sonu deÄŸerlendirmesi yapıp ailecek eÄŸleniyoruz. En üst düzey yöneticimiz ve toplantı moderatörü Bay AÜ bana dönüp soruyor “Sen doçentsin; söyle bakalım IPM nedir ?”. Benim için bulunmaz fırsat ! Yanıtım net “Öyle birkaç cümle ile anlatılmaz. Siz bana 15 dakika sunum ÅŸansı verin anlatayım” diyorum. O benden kurnaz ve isteÄŸimi SSTC (Satış Becerilerini GeliÅŸtirme EÄŸitimi) prensipleriyle ignor ediyor, duymazdan geliyor. Yeni bir ürünün avantajları içinde “IPM e uygunluk” geçince sorusunu yineliyor “IPM i kısaca tanımlar mısın ?” sorusuna yanıtım inatla aynen : “Bana 15 dakika sunum ÅŸansı verin anlatayım”. Bu kez ısrarıma dayanamıyor ve öğleden sonraki oturumun başında istediÄŸim onbeÅŸ dakika için hazır olmamı söylüyor. “Wooowww !” İşte beklediÄŸim fırsat.

Öğle yemeÄŸimde çok az yiyorum. Tatlı yemiyorum. En rahat giysilerimi giyiyorum. Hemen arabama gidiyorum. Hazılıklı gelmiÅŸtim. Dosyalarımdan onbeÅŸ dakikalık sunum için asetatları, elimle yazıp çizdiÄŸim görsellerimi seçiyorum. Bond çantamı boÅŸaltıp bu görsellerin yanına bir de kırmızı tulumumu koyuyorum. Salona geldiÄŸimde dinleyici yüzlerini pek mutlu görmüyorum. Amirime bile sunum olanağı verilmemiÅŸken bana tanınan bu ayrıcalıklı konum kimilerinin canını sıkıyor. Onları görmezden geliyorum. Aklımdaki tek ÅŸey dar zamanı en iyi mesajlarla etkili olarak kullanabilmek. İtiraf etmeliyim ki sunum becerileri eÄŸitimini alacağım 1997 Temmuz’undan önce pekçok sunum hatası yaptım. Åžimdi o günü düşünerek kendimi çok mutlu hissetsem de o gün de sunum becerileri yönünden pekçok hata yapmış olabilirim. ÖrneÄŸin cümlelerimi yeterince kısa tutmamak gibi; ya da soruları yanıtlarken yere bakmak gibi… Ancak gruba yüzümü dönmek, görselleri özgün kılmak ve etkili kullanmak, AIDA (Dikkat/İlgi/İstek/Eylem) ya uygun duruÅŸ sergilemek, her zaman hazırlıklı olmak gibi kimi konularda Enstitüden gelen becerileri iyi kullandığımı söyleyebilirim. ÖrneÄŸin,

Salona girdim. Bay AÜ tepegözün yanında ciddiyetle beni bekliyor. Kolundan saati çıkarıyor ve kronometresini kurmaya hazırlanıyor. Ben çantamı açıyorum. Kırmızı tulumu çıkarıp giymeye çalışırken salondan ÅŸaÅŸkınlık ve hayret fısıltıları geliyor. AIDA‘nın ilk “A” sını doÄŸal olarak yaratmış olmaktan gizli bir mutluluk duyuyorum. Sunuma baÅŸlamadan moralim daha bir yükseliyor. Tepegöze doÄŸru asetatlarımla ilerlerken AÜ bey uyarıyor “SöyleyeceÄŸin ilk kelimeyle saati çalıştıracağım ve tam onbeÅŸ dakikan var” diyor. Ben de kurnazım. AIDA’nın “İlgi”sine geçmek için sessiz sinema oynama becerilerimi kullanıyorum. Bu amaçla ek süre kazanmak için hosÅŸgeldiniz ve toplantı içeriÄŸini el-kol hareketleriyle anlatıyorum. Ne anlatacağımı da beden dilimle anlatmaya çalışıyorum. Hem süre kazanıp hem de grubu güldürdüğüm için “AHA (Dikkat/Mizah/Eylem)” kavramıyla sunumumu daha baÅŸtan ilginç kılıyorum. Sanki eylemli doçent olmak için bir zamanlar zorunlu olan “deneme dersi” veren akademisyen gibiyim. Dikkat ederseniz bu anlatımda kısaltmalarla SSTC sunum becerilerindeki jargonları kullanıyorum. Yukarıdaki fotoÄŸrafta beni kırmızı tulumla ve beni izleyen İnsan Kaynakları Müdürümüz Dr.EY nin ÅŸaÅŸkın bakışlarını görüyorsunuz.

İşte o sunumum CINOS sürecindeki iÅŸ yaÅŸamımı kökünden deÄŸiÅŸtiriyor. Altı ay sonra İspanya-Alicante‘de Avrupa Ülkeleri IPM Toplantısı’nda yirmi iki ülke arasında ülkemi temsil ediyorum. Sunumumun sonuna eklediÄŸim horoz görüntüsüyle alkış alan tek kiÅŸi oluyorum. Bir yıl sonra Teknik Müdür yardımcısı oluyorum. Aynı yıl içinde satışa geçip Ege Bölge Müdürü görevini üstleniyorum. O yıl Macaristan-BudapeÅŸte‘deki IPM Toplantısı’na yine ben katılıyorum. Böylece CINOS sürecindeki öğrenme, geliÅŸme, deÄŸiÅŸme ve asıl önemlisi dönüşme yolculuklarında beden ölçülerimin getirdiÄŸi jargonları bol bol kullanıyorum. Dinleyiciler hemen, kolaylıkla ve istekle kabul mü ediyorlar bunları ? Kesinlikle hayır.  Peki neden bu ısrarım ? Bunun yanıtını da bizahmet siz bulun.

Benzerini geçtiÄŸimiz haftanın dört toplantısında da azıcık yapıyorum. Sunuma kattığım bir nebze gizem ile Akıllı Büyüyerek GeliÅŸmek isteyenlerin “misyon” ve “vizyon” ifadelerini katılımcılardaki AIDA’nın ilgisinden eylem öncesinin “istek” aÅŸamasına ulaÅŸtırmaya çalışıyorum. Bunu da “4E (Etki/Ekonomi/Emniyet/Ekoloji)” hedefinde buluÅŸmak için zorunlu “ustalık” ve “uzmanlık” düzeylerine “hadi gelin birlikte eriÅŸelim” mesajıyla bütünleÅŸtiriyorum. Benzerini geçen yıl AÅŸkabat‘taki ilk sunumumda da  yaptıktan sonra yoldaşımın patrona ilettiÄŸi eleÅŸtirel görüşleri sonrasında doÄŸrudan verilen olumsuz gibi geribildirimle iç müşterlerde bile jargonların kabul düzeyinin henüz geliÅŸmemiÅŸ olduÄŸunu anlıyorum. Yine de inadımdan vazgeçmiyorum. İşte tam bu aÅŸamada yine Hünkar beye dönmek ve dikkat çektiÄŸi “açıklamak” ile “açığa kavuÅŸturmak” kavramları arasındaki ince çizgide ÅŸimdi buluÅŸalım istiyorum. Hünkar bey aynen şöyle diyor :

“… Bu terimleri açıklayabilmeniz de önemlidir. Bu sayede sizi dinleyenleri, jargonu kendilerini cahil durumuna düşürmek için kullanmadığınız konusunda ikna edebilirsiniz. Ancak bunu yaparken, bu insanların alışkın olduÄŸu kavramları da açıklamaya kalkarak uzmanlıklarına saygısızlık etmeyin. Bu konuda kullanabileceÄŸiniz en iyi çözüm yöntemlerinden biri, açıklamak yerine açıklığa kavuÅŸturmaktır. Bu yolla dinleyiciler arasındaki profesyonellerin uzmanlığına saygısızlık etmeden acemileri de bilgilendirmiÅŸ olursunuz…”

Tıpkı benim 1992 Eylülünde Marco Polo’da IPM & FST ikilisini iliÅŸkilendirerek yapmaya çalıştığım gibi.

Nice açıklığa kavuşturma gayretlerinizin hep aydınlık yollarda başarılı olması dileklerimle.

Öykücü