Yaşam Dünyasında “Pandeminin Öğretileri”

“… Dünyamız giderek yaşanması zor bir yer haline geliyor. Dünyamızın geleceği kimin elinde ? Büyük şirketlerin mi, tüketicilerin mi !!! Yeşilin Dört dört tonu…Kırılgan ekonomiler (MC:…Faiz lobisi mi; sözde bağımsız MB nın otoriteyle işbirliği ya da aklın yolu mu), iklim değişikliği (MC: … ve hâla HESler  ve hatta Akkkuyulu NESler ve hepsinin sorumlusu HANSLESS ler << Anlayana aşk olsun ! >> Belki bir gün hayattan, geçmişteki günlerden bir teselli ararsan, bak o zaman…), doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi (MC: …otel yapmak için tek bir ağaç kesmeyip bunun yerine ormanı yakanlar ve öykülendikleri Fatih’in sözü: “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” e rağmen bugünün ali kıran baş kesenlerden milletin orasına burasına koymaya meraklı hödüklerine), etik sorunlar (MC:…yasal ama etik mi sorusunun unutulduğu, hekimler dövülürken, ölürken sadece duygusuzca boş laf söyleyen sorumlu bakanların otoyolda bisiklete biner misin ? le uğraşmaları), iş dünyasına ve büyük şirketlere duyulan güvensizlik (MC:..Başarı formülümdeki “2P” den Bay Fisk’in ele aldığı “3P” e gerçekten geçen var mı ?)…”

 

Pandeminin zor koşullarında hedeflerine ulaşan ekiple 2021 in “Boş Sayfa” sını umutlarla doldurmak için…

Merhaba

Dün “Upgrade & Challenge” başlıklı yazımdan sonra bugün neden tekrar klavyenin tuşlarındayım ? Yeni bir fikir ya da çerçeve mi oluştu zihnimin kıvrımlarında ? Hayır. Deniz kenarında çöp toplarken yeni bir pencere mi açıldı ? Hayır. Çünkü hava serinledi ve şimdilik deniz ertelendi. Camlı bölmedeki kitabım, Kevin Ashton‘ın kanatlanan atı çatıya çıktı ve dönüşte Peter Fisk‘ın kitabı vardı elimde. Bu kitabı Mart 2011 de PLNnin yıllık toplantısına katılmak için hazırlık yaparken almışım. Kitabın ilk sayfasına FE(+), ÜC(+) ve TA(+) yazmışım kırmızı kalemle. Lütfen dikkat: Buradaki FE nin ne sınıf arkadaşım Fehmi Erdem ve ne de okyanus ötesindeki zat ile bir ilişkisi yok; buradaki FE biz zamanlar danışmanlık verdiğim Akıllı Büyüyerek Gelişmek şirketinin baş otoritesidir ve neden buraya girmiştir diye şimdi düşündüğümde yanıt bulanık; bilmiyorum. Bu üçünün ortak paydasında sanırım “Yönetici vs Lider” kıyaslamasını yapmış olmam var ki bu yaklaşımım da büyük olasılıkla Bay Fisk’in getirdiği tanımlardan uyarılmıştır. Ne diyor Bay Fisk ?

İnsanlar aslında iyi niyetlidir; doğru şeyi yapmak için yardıma gereksinimleri vardır sadece” ve bu sözü duyunca 2009 yılının Mart ayında “MAS (Mustafa Artık Serbest)” sözcüğünü uydurduğumda Afyon’a doğru yola çıkmak üzereydim. SSTC Öğrenme Yolculuğunu “Klasik Form” undan çıkarıp da “Modüler” kılmanın ilk uygulamasına hazırlanıyordum. Heyecan ve hevesim yüksekti. İlk defa kurumsallık çatısının etkisinden sıyrılıp serbest Mustafa olarak yola revan oluyordum. Telefonum çaldı. Syngillerin ilk aşaması olan Cİgillik dönemimin başlarında yanımda staj yapan ve bu beraberliğin sevgili Alev’ce desteklenmesi sonucunda kariyer basamaklarını hızla aşan sevgili Dr.ÖY’nın ekstra bir isteği daha vardı telefondaki sesinde. O gün PLN’in “DOD1″ aşamasını aşmak üzere olan Dr.ÖY nın ustalık yolculuğundaki başarının ilk sinyali iki omzunda taşıdığı iki üzüm kelteriydi. Otuz dört yıl önce Manisa’da Gediz’in kenarında terzi Mustafa’nın bağında üzüm hasadı başlamıştı. Özlemle beklenen, rakipleri korkutacak olan TPSın kullanım iznine esas denemesinin “Biyolojik Etkinlik” değerlendirmeleri Enstitü uzmanlarınca yapılmış, deneme sonlandırılmıştı. Ancak külleme hastalığına karşı ve %100 e erişen etkilerin yanı sıra üzümlerin kalitesinde (irilik, uniformite, parlaklık, renk vb) dikkati çeken bir fark vardı bakıp da gören gözlerde. Bunu gören yetkili uzmanlar Zirai Mücadele Araştırma Konseyi‘nin kararlarına dayanarak “Aman abicim biz burada bir de etkinin verim ve kaliteye yansımasını saptayalım” demek yerine evlerine dönmeyi yeğlediler. Herkes gitti, yalnız kaldık bağda. Bağcı Mustafa’nın dilini kabak çiçeği dolması yerken arı soktu. Dili şişti. Ağzına sığmadı. Kanadı. Hastaneye zor yetiştirdik. Bu nedenle verimle ilgili değerlendirmeler birkaç gün gecikti. İki fotoğraf var arşivimde bu çalışmanın son aşamasına ait. Birinde ben varım. Tam bir işçi kıyafetli, pantolonun paçaları kıvrılmış ve sağ omzunda bir üzüm küfesi (!). Belki de küfeden daha küçük olup da “kelter” demek daha doğru. Diğer fotoğrafta bugün PLNin kurucu ortağı ve CEOsu olan Dr.ÖY var iki omzunda iki kelter. Bunun anlamı “adam olacak çocuk kelter sayısından belli olur”. İşte Bay Fisk’in “Sürdürülebilir Büyüme: İnsanlar, Gezegen ve Kâr” kitabının ilk sayfasında benden artı alan üç isimden biri Dr.ÖY. Dokuz yıl sonra yeniden elime düşen bu kitapla içinde bulunduğumuz pandeminin öğretileri arasında nasıl bir bağ kurmaya çalışacağım ?

Önceki yazımın fikrini destekleyen kolajı bu yazıma ekleyeceğim. Orada da görüleceği gibi pekiştirilmiş deneyimlerle, belirsizlikleri riske çevirip riski yönetme becerileriyle sevgili Ali’nin hem yönetiminde hem de liderliğinde pandeminin öğretilerini görmek olanaklı. Ali’nin başarısında Bay Fisk’in yeni liderlik tanımını görebiliriz. Benzer tanımı kitabının yayımından iki yıl önce, 2008 yılında Capital’in Eylül sayısının 115 nci sayfasında da görmüşüm ve buna ait dergi yazısını kesip defterime yapıştırmışım. Önce dergideki Bay Fisk’in “İlham vermeyen yöneticiler kaybetti” başlıklı haberindeki kazananların özelliklerine bir bakalım:

*Pazarın yapısını değiştirenler: Dünyada gücü, etkileme becerisine sahip olanlar > İknanın gücünü geliştirmek gerek.

*Güç herhangi birinde: Eskiden güç eşittir hiyerarşi idi, devletti, yönetim kurulu başkanındaydı, şimdi güç herhangi birinin elinde.

*Welch’in ayrılması istendi: Çünkü sadece makine gibi çalışıyordu, maliyetleri azaltmaya çalışıyordu ve insanları unuttu. Vizyon sahibi değildi. Geleceği düşünmeyi unuttu. Hedefi kârdı ve çalışanlarına ilham vermiyordu.

*Fazla hırs kör yapar: Kendisi ve çalışanların hedefe ulaşmasını sağlamak için liderin ruh halinin sağlıklı olması gerekir. Bunun için hırs gerekli ama fazlası kör yapar ve hatta iflasa kadar götürebilir (Ali ustalaşırken 2012 hedefleri için “Boş Sayfa” a odaklanıyor ki böylece “Adil Süreç“e verdiği önemi de yansıtıyor.).

…ve “Yeşilin Dört Tonunu Bilen Liderler” ne yaparlar ?

*Sonuna kadar giderler: Köküne inebilme ve çözüm bulabilme yetenekleri vardır. Çok büyük enerjiye sahiptirler. Kurumun önceliklerini ön planda tutup nerede bir bilgi eksikliği varsa onu araştırırlar. Uygun sorun çözme modelleri yaratırlar (Ali bunu yapıyor).

*Kendilerine güvenirler: Kendi iç seslerini dinlerler. Beyinleri ile iletişimleri gelişmiştir ve kararlı bir şekilde hareket ederler (Ali kararlılıkla ilerliyor).

*Risk almaktan korkmazlar: Beğenilmeye ihtiyaçları yoktur. İş ortaklarının kendilerini eleştirmesinden korkmazlar. Risk almaktan kaçınmazlar. Hedef korken ellerini korkak alıştırmazlar (Ali de aslında boş sayfanın arkası dolu ama o bekliyor ki…)

*Ne iyimser ne de kötümserdirler: Bunların arasında ve güncel ve olası koşulların etkisiyle her iki uca doğru uzaklık/yakınlıkta “Gerçekçilik Yeri“nde dururlar. Hem de gerçek bir “Raport Building” ile “Dik Durur“lar. Bunu da bilgiyi ayıklayarak, sonucu ölçme becerisiyle ve bir sonraki adımın ne olacağını kestirebilme becerisiyle yaparlar (Ali bunu yaparken doğal olarak “Oyun Kurucular” un “Meydan Okuma“larına “Dayanma Gücü“nü de geliştiriyor).

Bu özellikleriyle “İlham Veren Lider” tanımını 2008 yılında bir derginin sayfasındaki küçük bir habere sığdıran Bay Fisk, 2010 yılında yazdığı kitabının 90nıncı sayfasında yeni liderin beş özelliğini şöyle yazmış:

1.Vizyon sözcüsüdür.

2.İnsanlar arası köprüdür.

3. Değişim katalizörüdür.

4.Yüksek performans koçudur.

5.Ticaretin vicdanıdır…>> Wooow !

…Peki “Yeşilin Dört Tonu” ne demek ? Bundan önce “vintage” ne demek ?

Ben nedense (belki de şaraba önem verdiğim için) “vintage” sözcüğünü hep “Bağ Bozumu” diye düşündüm. Ve ne zaman “Bağ Bozumu” aklıma düşse iki özlemim içimde canlanır ve hatta içim “cıııız” eder. Birisi Bozcaada’da “Rengigül“ün konuk evinde (!) yaşadığım güzelliklerin ardılı olarak 2007 den beri heves ettiğim Bozcaada’da bağ bozumunda bulunup şarap üreticilerinin mahzenlerinde damak tadımı canlı tutmaktı. Nedense son 13 yıldır gerçekleşmedi bu hevesim ve zaman zaman Sevilen’in “Bağ Evi“nde özlem giderdim sevdiklerimle birlikte. Bir diğeri de “Yanık Ülke” dir. Gerek Afyon’a doğru giderken yoldan görebildiklerim ve gerekse butik otelleri tam da bizim için “C13″ için diye düşünerek birkaç kez yaptığım girişimden dolayı aklım hep Kula’da kaldı (http://www.yanikulke.com/). Ne var ki pandeminin öğretilerinde ne Bozcaada ne de Kula’nın Yanık Ülkesi pek gerçekleşecek özlemler değil artık. İyi olur inşallah. Şimdi bakalım nasıl geçiş yapabileceğim “vintage” den “Yeşilin Dört Tonu“na !

Meğer “vintage” aynı zamanda “nostalji” demekmiş. Bay Fisk’in kitabının 121 nci sayfasında bu sözcüğü gördüğüm yerden buraya nasıl geldim ? Bu sorunun yanıtı için o sayfadaki bir paragrafı olduğu gibi alayım:

…Özelliklerdense faydalara odaklanmak çok önemlidir (MC: SSTC nin temel prensiplerinden biri de budur: Özelliklerden fayda türet ve müşterinin ihtiyacını karşılayan faydayı kişiye özel kılıp sun. Bunu yaparken soru sorma ve dinleme becerilerini kullan). Yerel olarak üretilen yiyecekler daha taze ve daha lezzetlidir (MC: Yerel uzman rahmetli Prof.Dr.AKırım’ın “Mor İneğin Akıllısı” ile kavramın yaratıcısı Seth Godin’in “Mor İnek” kıyaslamasını yapınca yerelin kitabının adında olduğu gibi: Tazesi Makbuldür). Tüketicinin neye önem verdiğini düşünün. İkinci el giysiler, elbette üretim sırasında çevreye verilen zararı azaltır. Bu giysileri “kullanılmış” yerine “vintage” diye sunabilirsiniz mesela…” Yeter artık ! Yeşilin Dört Tonu‘na geçeyim Bay Fisk’in anlatımıyla:

1.Koyu Yeşiller: İdealistler, kendileri adamış ahlaklı tüketiciler.

2.Parlak Yeşiller: Pragmatisler, kolay yolları seçerek doğru seçimi yapanlar.

3.Açık Yeşiller: Sıradan tüketiciler, karar verme aşamasında etik prensipleri de düşünenler.

4.Soluk Yeşiller: Ekolojik kaygıdan muzdaripler, küresel ısınmayla ilişkilendirip sorunları kocaman ve korkunç görüp savunma mekanizması oluşturanlar.

Onlar sizi, bizi görüp segmente ediyorlar ve sahip oldukları özelliklerden bize uygun faydalar türetiyorlar. Onlar bu işi biliyorlar. Peki biz kendimizi hangi tonda yeşil görüyoruz ? …Ve kendimize bakıp şunu da soruyor muyuz ?  Ben ne yapabilirim ki ? Bunu soruş şekliniz “elden ne gelir ki !” düşüncesi içinde ya çaresizliğinizi anlatır ya da yapabileceğinize inancınızla çarenin siz olduğunu cümle aleme duyurursunuz. Seçim sizin. Hem 2021 için “Boş Sayfa“yı “Gerçekçi Senaryo” ile doldurmak için kolları sıvarsınız ve “Upgrade” e giden yolun haritasına imzanızı atarken “Challenge (Meydan Okuma) Etme“nin keyfini yaşayıp, yaşatırsınız. Çözüm sizin ellerinizde.

Bu yazımı ekleyeceğim kolaja “Boş Sayfa“dan izlenimlere yer vererek renklendirmeye çalışayım. Bay Fisk’in “BB1>BB2>BB3” yaklaşımlı “Oyun Değiştirici” olmak ve “Geleceğe Liderlik Etmek” le ilgili kısa tanıtımlarıyla “Bold & Brave” konusunu gelecek yazıma bırakayım.

Sözün özü; önce Niyet ve Zihniyet ve hemen ardından da ortaya konan hedeflerde kendini gösteren “Gelişmiş Güvene Dayalı Niyetin Safiyeti“. Yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Öykücü