Yaşam Büfesinde “Upgrade & Challenge”

“…İyi günleriniz de olacak, daha az iyi günleriniz de ama en kötü işiniz yapmadığınız iş olacak. Dünyanın en iyi yaratıcı kişilikleri isteseler de istemeseler de, ruh halleri izin verse de vermese de, ilham gelse de gelmese de çalışırlar. Kronik olun, akut değil. Başarı bir anda vurmaz, birikir…”

 

ÇAPAlanarak  (Ey senki durmadan ağlarsın / Döversin dizlerini / Gels söyle bakalım ne yaptın / Nettin gençliğini) KANATLANAN at 

Merhaba

Birkaç gecedir uykularım bölük pörçüktü. Gereksiz bir takıntıdan dolayı hemen her gece uykum bölündüğünde “şimdi ne düşürsem uykum kaçmaz ?” diye kendime sorduğumda her seferinde tam tersi oldu. Hani anlatılan “Pembe fili düşünme !” örneğinde olduğu gibi uykuma kaçıracak olanı buldum. Bugün gerçekleşen “Duruşma“ydı bir süredir uykumu kaçıran. Ne konusu atla deveydi; ne de sonucu kayda değerdi. Buna rağmen aklıma takılıp kaldı gereksizliğin detayları. Hemen her uyanışımda “Sayın hakim…” diye söze başlarım provasını yaptım. Halbuki dost avukatım İlker mesaj çekmişti: “Ben duruşmaya giricem; senin gelmene, girmene gerek yok”. Sözünü tuttu. Geldi. Birlikte duruşmaya girdik. Hakim bana da söz verdi. Karşı tarafın (davacı) avukatı “Biz masumuz; kötü niyetimiz yok. Dava düşsün ama bize masraf yüklemeyin” dedi. Bizim itirazlarımızdan sonra mahkeme masraflarına razı olsa da hakim “Kötü niyet olduğuna inanıp hem sözlerimizi tutanağa ekledi hem de davayı düşürdü”. Bundan sonrasına gelince; şerden hayır doğacak diye umuyorum. Duruşma saatini beklerken koridorda maskeli ve sosyal mesafeli olarak elimde 2020 yılı ajandamla bir de kitap vardı. Hangi kitap ?

Bir Atı Kanatlandırma Sanatı

Daha önce de sözünü ettim. Geçen yıl almışım. Sonuna kadar okuyup pek çok yerinden notlar yazmışım. Bu yıl da Koronalı günlerde yeniden elime düşmüş. Yazımın girişindeki kısım ondan küçük bir alıntı. Hoşuma giden cümle: Başarının birden gelmeyeceği ve kronik değil akut olmak gerektiği. Kitabın son cümlesi de çok güzel. Tıpkı Mümin Sekman‘ın sözü gibi “Çare sizsiniz”; çaresiz değil. Önceleri yazarının kim olduğunu önemsemedim. Daha sonra Kevin Ashton‘un kim olduğuna bakınca “Wooow” dedim. Demek ki işler göründüğü gibi değil; kolay hiç değil. Gençmiş. Büyük oğlum Ümit (1966) ile ortanca oğlum Eray (1969) arasındaymış yaşı. Kariyer yolculuğunda MIT varmış ve esas önemlisi “IoT” nin babasıymış.

Kevin Ashton (born 1968) is a British technology pioneer who cofounded the Auto-ID Center at the Massachusetts Institute of Technology (MIT), which created a global standard system for RFID and other sensors.[1] He is known for coining the term “the Internet of Things” to describe a system where the Internet is connected to the physical world via ubiquitous sensors…In January 2016, How to Fly a Horse won “Best Business Book” from 1-800-CEO-READ…

Mahkeme koridorunda maskeli ve sosyal mesafeli ayakta beklerken kitabın ön sayfalarındaki renklendirilmiş notlarıma baktım ve…

* Yenilik nişinin evrimine sahip olmak ne demek ? (S32) > 03.05.2019: Daha sonra (örneğin bugün) kitabı yeniden okumaya niyetlendiğimde o andaki zihin açıklığıma göre dikkatimi çekmek isteyerek soru şeklindeki uyarı notlarımdan biri (Sayfa 32) veya

*Romantik algılar nasıl beslenir ? (S13) ya da

*İcat değneyi nereye dokunuyor ? (SS33) ve hatta

*Sanat neymiş ? (S83): Görünenin insanı kandırmasını sağlama yeteneği… İlginç ! Dahası da var

*Marshmallow Yarışması (S269/276) > Ortaklıklar, çocuklar, yetişkinler ve meslek grupları…Bundan biraz söz edeyim.

Endüstriyel tasarımcı Peter Skillman 2006 yılında Kaliforniya’da bir konferansta üç dakikalık bir sunum yapıyordu (https://www.youtube.com/watch?v=1p5sBzMtB3Q). Bay Skillmann’a öyle bir sunum sırası verilmişti ki öncülünde Nobel ödüllü başkan adayı Al Gore, ardılında ise uzay aracı tasarımcısı Burt Rutan konuşuyordu. Araya sıkıştırılmış üç dakikalık sunumda genç Skillmann “Marshmallow Yarışması” ile yaratıcılığın nasıl ve neden engellendiğini anlatmıştı. Sunumun linkini verdim. Meraklısı üç dakikalık sunumu olduğu gibi izleyebilir. Yarışmanın amacı verilen materyalle, değişiklik yapmadan, sekiz dakika içinde en yüksek kuleyi yapmak. Yarışmanın şaşırtıcı tarafı en iyi sonucu beş altı yaş grubu çocukların alması. Neden ? Yetişkinler, avukatlar, CEO lar ve işletme öğrencileri verilen sekiz dakikalık süreyi güç savaşlarına ve planlamaya ayırıyorlar ve kalan zamanda tek bir kule yapmaya zamanları kalıyor. Skillmann bu yarışmayı 2006-2010 yılları arasında farklı ülkelerdeki, farklı kültürlerde yetmişten fazla yapmış ve benzer sonuçları almış. En kötü sonuç işletme öğrencilerinden gelmiş: 25 cm; avukatlar 38, CEO lar 53 cm yüksekliğinde kule yaparken beş altı yaşındaki kreşteki çocuklar 68 cm yüksekliğinde en yüksek kuleyi yapmışlar. Neden ve nasıl ? Yarışmanın en zor elementi kulenin üstüne konacak olan marshmallow ve yetişkinler tek bir kule yapmaya çalışıp da sürenin sonuna doğru ellerine aldıkları marshmallowun zannedilenden daha ağır olduğunu anlıyorlar ve kulenin üstüne koymaya çalıştıkça kule yıkılıyor. Çocuklar ise spontan olarak iş birliği yaptıkları için planlama ile vakit kaybetmek yerine hemen kuleyi yapmaya koyuluyorlar ve marshmallowun ağırlık problemini daha işin başında fark ediyorlar. Problemi çözmek için, uygun kuleyi yapmak için, daha çok sayıda kule yapımını denemek için daha çok zamanları kalıyor. Peki çocuklar bunu neden yapıyor ? Bu sorunun yanıtını bilmek konuya daha derinden bakmak isterseniz Lev Vigotsky’nin “Dil ile Yaratıcılığın Bağlantısı” konusundaki görüşlerine bakmalısınız (https://www.youtube.com/watch?v=GgfZsUmBsTg). Bundan fazlası bana ve blog yazıma ağır gelir. Bu noktada kalsın. Neden buralara daldım ?

Öncelikle “Bir Atı Kanatlandırma Sanatı” kitabının bugün etkilenmiş zihin yapımla nerelerinin yeniden “İlgi Alanım” içine girdiğini anlatabilmek için alıntılar yaptım. Bu etkileşimleri “C13″ için “Eylül Güzellikleri (14,19 ve 27)” yanında sitem etmeden anlatabilmek ve dikkatini çekebilmek için yan yollardan dolaşarak bir şeyler yazmak istedim. Bunu yaparken sadece üç sözcüklü bir cümle var dilimin ucunda: Sevgi bakım ister. Üç oğul, üç kız ve beş torunla, şükür ve şükranla “Yaşam Büfesi Önünde Sırada Kalmaya” çalışırken ve karşı kıyının göründüğü yaş alınmış günlerde “Yaşam Gölünde Yorgun Kulaçlar” atarken beklentilerimiz zaman zaman yüze çıkıp depreştiği için yazıyorum. Yaşam ileri doğru akıyor ve “EKÜMENLİK” in çekirdek aile yapılarında “Meşgale” tüm ağırlığıyla sürüyor. Çok şükür ki sürüyor ve sonuçlar şükranlara sığıyor. Nato, Gürcistan’a gidince ÜPgillerin Kemalpaşa’daki izole yaşamlarında rutinleri en az yorgunlukla geçirme gayretleri; EÖgillerin bir yanda İstanbul diğer yanda Kordon’dan Bornova’ya uzanan Mest yolculukları her şeye rağmen öngörülen esneklik içinde mutlu sona ermek üzere görünüyor ve KZgillerin fırsat bu fırsat diyerek soğuklar başlamadan bir daha Fethiye-Göcek turuna çıkma keyifleri yanında sportif gelişmeler (KSK) azıcık korku ile içimizi burmuyor desek yalan olur. Bu nedenle dualarımız gün geçtikçe artıyor. Gelelim yazımın başlığına

Upgrade & Challenge

Çoklukla güncel “Netsgiller” ve biraz da CINOS’un üçüncü evresindeki geçmişteki “Syngiller” beraberliğinde bu iki sözcük öğrenme ve ustalık yolculuklarımda yer aldı. Geçen hafta yaptığımız Nets2 toplantısında çok açık olmasa da odağında hep bu iki sözcük vardı. Özellikle “Challenge” sözcüğünü Türkçe karşılığını çoklukla tam yerine oturtamadım. İlk duyduğumda uzay mekiğinin adıydı. Neden bu adı verdiklerini, sözcüğün anlamı ile düşünmemiş olsam da “Amerika / Rusya” yarışmasında gerçek bir “Meydan Okuma” söz konusuydu. Syngillerde ise zaman zaman “Düello” dedik ve “Fikir Üretme Atölyeleri“nde iç yarışı teşvik edip de “Üst Sınırı” oluşturmada daha yüksek hedefler için zorladık. İşe de yaradı. Kimi zaman “Tartışma” nın ya da “Şeytanın Avukatlığı“na soyunmanın bir aracı oldu bu sözcük. Geçen hafta Nets grubunda “Boş Sayfa” yı doldurmak 14 Aralık’a kaldığı için henüz bir “Meydan Okuma” yaşamadık ama bunun tohumlarını attık. Bu kez meydan okuma “Boş Sayfa”nın doldurulmasında kendini gösterecek demektir. Bu nedenle yazıma eklediğim kolajda “Tabula Rasa” kavramını ya da deyimini de göreceksiniz. “Upgrade” ise Nets1 için önerdiğim “Dört Değer” den biriydi. “Biz Netdirket olarak tüm intsernet servislerinde müşterilerimize kesintisiz kolaylık sağlarız” derken “Dört Temel Değer (4UPs)“e dayanıyorduk. Bunlar:

1.Update > Güncel olmak > GAT Dünyası

2.Upgrade > Gelişmek > MAS laşmak

3.Upskill > Becerikli olmak > RAW sorgusu

4.Upcreate > Yaratıcı olmak > CUMUCAWİ Testi

Sözün özü; Bay Çapa’nın sözlerine kulak ardı etmeden, en yüksek kuleyi yapan çocuklarımızın yaratıcılığını öldürmeden, PISA sonuçlarına bakıp da “karanlığa küfretmek” yerine “Yalın Ayaklar Koleji” ya da “Köy Enstitüleri”nde olduğu gibi “Hayatı Öğretme Fırsatı“nı yakaladığımız Koronalı günlerin kısıtlarında her şey sizin ellerinizde; siz yeter ki isteyin. İnanın atı kanatlandırabilirsiniz. Bay Ashton’ın kitabındaki son cümleyi ve son sözcüğü hiç unutmayın: “Yaratıcılık olağanüstü bir durum ama yaratanlar insanlar; doğru yaptığımız her şey yanlış yaptıklarımızı düzeltebilir ve ilerleme bunun kaçınılmaz bir sonucu değil, kişisel bir seçimdir. Buluşların anası gereklilik değil. SİZSİNİZ”

Yolunuz açık ve aydınlık olsun. Sağlık ve esenlik dileklerimle.

Öykücü