Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “TED Tarzı”

YaÅŸam Büfesinde “TED Tarzı”

“…Üniversite profesörlerini severim. Ama onları bütün insan baÅŸarısının en üst  kademesi saymam (MC: Carmine Bey sanırım balondaki adamın bisikletli profesöre sesleniÅŸine tanık olmuÅŸ da böyle yazmış). Onlar sadece bir yaÅŸam formu. Ama epey ilginçtirler ve bunu onlara olan ÅŸefkatimden söylüyorum (MC: Yaşına başına ve dik duruÅŸuna bakınca bence genç olan Bay Gallo’nun bu sözleri azıcık da olsa “acıma” karışımlı bir istihza içeriyor). Benim deneyimimde profesörlere dair ilginç bir ÅŸey var: Hepsi deÄŸil ama genellikle profesörler kafalarının içinde yaÅŸarlar. Gövdeden ayrılmışlardır, yani tam anlamıyla. Bedenlerini, kafaları için bir taşıma formu olarak görürler. Bu kafalarını toplantılara götürmek için bir yoldur…”

Merhaba

Gerçekten de bu dünya “GAT Dünyası”. Pekçok açıdan. Hem benim için, hem bay Gallo için ve hem de yerdiÄŸini hissettiÄŸim akademisyenler için. Ne verirsen onu alıyorsun. Çıktılar, girdilere baÄŸlı. DoÄŸanın yasası da böyle. Lavosier de böyle demiÅŸti. O da belki profesördü. Netdirekt’in yakınına taşınmış, geçen gün çevre yolu baÄŸlantısını deÄŸiÅŸtirip de baÅŸka bir yoldan gelirken gördüm: “Et Profesörü” de büyük büyük reklam panosu açmış. Kuru fasulya profesörü de. Kayıktaki profesör de İngilizce bilmeyen kayıkçı ile dalga geçiyordu; ta ki kayık su alıp da batmaya baÅŸlayınca yüzme bilmediÄŸinin cezası kafasına dank etmiÅŸti. Gelelim “GAT Dünyası”na. Neler gördüm geçen hafta ?

İlki kitaplarla ilgili. NezuÅŸ’u beklerken iki saat vakit geçirmem gerekti Karşıyaka çarşısında. Önce kitapçıya gittim; sonra sahafa ve daha sonra da sahildeki İş Bankası Yayınları satan yere. BeÅŸ kitap satın aldım. İkisini hediye etmek için. Åžubat ayını beÅŸ kitapla kapatacağım derken pazar günü Barış’a ıspanaklı börek götürme hazırlığı içindeydik. Bir gün önce (Cumartesi öğleden sonra) Nezih&Emel beraberliÄŸinde Kule’de keyifli bir balık ziyafeti çektik kendimize. İçimiz huzur doldu. YemeÄŸin sonuna doÄŸru birkaç hastalığın komplikasyonunda artan acılar yüze yansıyınca yıllar öncesinin acı anılarından içimiz cız etti. ÇaresizliÄŸi yudum yudum hissettik damarlarımızda. Yine de beraber olma ÅŸansını kullanıp da en azından güne deÄŸer katmaktan dolayı içimiz rahattı. Pazar günü börekleri hazırlayıp da yola çıkmak üzereyken Zeynep’in kahve teklifine sevinçle uyduk. Duru’lu ve keyifli beraberlikten sonra yanımıza Duru’yu da alıp Barış’lara geldik. Börek bahane. Onları görmek amacımız. Sehpanın üzerinde bir kitap gördüm : “TED Gibi KonuÅŸ”. Rastgele karıştırdığım sayfalarından kitabı çok sevdim. Ben de alsam diye düşünürken meÄŸer Pınar bu kitaptan iki tane satın almış (bu arada laf aramızda D&R dan sipariÅŸ edip aldığı kitap faturasını gördüğümde 20 kitap dikkatimi çekti) ve birini anında bana hediye etti. Böylece armaÄŸan etmek için iki kitap satın almıştım ve anında bana kitap armaÄŸan edildi. Böylece Åžubat ayını beÅŸ deÄŸil altı kitapla kapatmış oldum. İşte “GAT Dünyası”nın kitapla ilgili örneÄŸi bu. Artık bedeller, ödül ya da ceza öbür dünyaya kalmıyor (Peki ben bu inancımı çok daha önemli ülke sorunlarında neden göremiyorum ? Neden hep iyiler cezalandırılıyor gibi geliyor bana ? Bence bu iÅŸte bir terslik var. Yakın perspektif ile uzak arasında ya gördüklerim farklı ya da oyunun kuralları böyle yazılmış: Sen küçük ÅŸeylerle avun ki ruhun daha yaÅŸamsal olaylarda denge arayışında olmasın).

“TED Gibi KonuÅŸ” isimli kitabında sürekli olarak “18 Dakikalık Sunum” vurgusu yapan Carmine Gallo’nun ÅŸu video kaydını incelediÄŸinizde sunumunun 54 dakika olduÄŸunu görürsünüz (https://www.youtube.com/watch?v=AFTPyvO6kcY). Hep mi böyle olur ? Hep mi hocanın dediÄŸi ile yaptığı birbirini tutmaz ? Hep mi doÄŸruların teoriÄŸi ile uygulamanın pratik zorlamaları birbirine ters düşer ? Bu bir insan doÄŸası mıdır ? Yoksa burada da profesörlerin yasası mı geçerlidir ?

BaÅŸta SSTC olmak üzere tüm öğrenme ve ustalık yolculuklarında mizaha vurgu yaparım. Bazen de aşırıya kaçar ve direnen alıcı için “Kaymakam” fıkrasını ya da “Beden Diline” dikkat çekip yalan söylememek konusu için de “Bursalı Terzi Sadık” fıkrasına bile anlatımlarımda yer veririm. Hatta “Cüce ama…” fıkrasını bile dillendiririm. Her üçünde de mizahın uç noktasında “kırmızı ince çizgi riski” çok yüksektir. Yapmasam iyi ama ruhumla aklımın çatışmasında (ortamın uygunluÄŸuna göre) mizahta sınırları zorlamayı durduramam. Her neyse. Carmine beyin kitabının “Gülmek Kazandırır” isimli bölümünde bir Harvard AraÅŸtırmasına yer verilmiÅŸ. Fabio Sala kırk yılı aÅŸkın mizah araÅŸtırmalarını derlemiÅŸ ve ÅŸu sonuca varmış: “Mizah beceriyle kullanıldığında, yönetim tekerleklerini yaÄŸlar. Düşmanlığı azaltır, eleÅŸtiriyi saptırır, gerilimi giderir, moral yükseltir ve zor mesajların iletilmesine yardımcı olur”. İşte bu sözcükleri okuyunca yazmayı bıraktım ve düşünmeye baÅŸladım. İki düzine yıllık CINOS sürecimde AÜ vs TA karşılaÅŸtırmalarını yaptığımda mizahın gerçekten bu iÅŸlere yarayıp yaramadığını kendi algılarımda ve anılarımda sorguladım. Ondört yıl önce BudapeÅŸte sokaklarında vakit gece yarısına yaklaşırken toplantıdan çıkıp da geç saat yürüyüşümü anımsadım. Kulaklarıma inanamadım. Yanıma TA ve TÖ in de geliÅŸiyle renklenen bar çığırtkanlarına gülmekten kırılırken dönüşte ve bir sonraki İtalya seyahatinde Milano hava alanında kahvaltı ederken akla yeniden düşen bu anıların mizah gücünden ürkmedim desem yalan olur. Bay Carmine konuÅŸmanızda ve sunumuzda doÄŸru ölçüde mizah kullanmanız için beÅŸ yol önermektedir:

1.Anekdotlar, gözlemler ve kişisel öyküler (Konyalı Mehmet);

2.Analoji ve metaforlar (Alicante Horozu);

3.Alıntılar (Spartaküs Sendromu)

4.Videolar (SSFWS Net-Mehmet Kerem)

5.Fotograflar (MC/EU/CC-Menemen 1985; MC/XL/MY-Manisa 1995)

“Fiziksel gülme tepkisinin peÅŸinden gelen zihinsel keyif vardır ve bunun beyinde endorfin salgılaması rastlantı deÄŸildir” demiÅŸ Carmine bey. Aynen böyle oldu. Mart 1993 de Alicante’de sunumumun sonunda “Alicante Horozu”nu gösterdiÄŸim anda mutlak bir sessizlik oldu. Görüntüyü özümsemek için. Hemen ardından kahkahalar ve alkışlar birbirini izledi. Sahneden indiÄŸimde daha sonra ülkeler müdürü olacak olan Bay X yanıma geldi ve “sen artist misin ?” dedi. Bunun yergi mi yoksa övgü mü olduÄŸunu ilk anda çıkarmadım. Sunum becerileri eÄŸitimini dört yıl sonra CINOS’un ikinci evresinde “NO”laşırken Merih hanımdan alacaktım. El yordamı ile götürdüğüm önceki süreçte sunumun sonunda ana mesajı “Alicante Horozu” ile açılımları hicvederek kullanmak, mizahla final yapmam yine aynı yıl içinde kariye yolculuÄŸumda sıçramalar yaratacaktı. Bu da bir baÅŸka “GAT Dünyası” deneyimim idi.

Cumartesi günü güneÅŸli bir hafta sonunda Güzelbahçe’de Kule’de balık keyifini yaÅŸayıp yaÅŸattığımızdan hemen sonraki gün Pınargillerde otururken Eray’ın telefonu geldi ve yine Güzelbahçe’de bu kez onların bize sundukları içten, keyifli bir baÅŸka balık ziyafetinde yine “GAT Dünyası” yaÅŸamıştık. Daha ne ister insan. Binlerce şükür. Her attığımız adım anında misliyle geri dönüyor. Günlerimiz daha bir huzurlu, doyumlu geçiyor. Pazartesi “Paramparça” olsa da gece koltuklarımızda günün yorgunluÄŸunu çıkarırkan gözlerimizin gördüğü; Salı (bugün) “Gecenin Kraliçesi” ile devamındaki hergün “Poyraz Karayel” esintisiyle “Kördüğüm”ü, “Göç Zamanı”nda bozarak haftalarımız bir solukta geçiveriyor. Aslında ömrümüz geçiyor. Farkındayız. Günü yaşıyoruz. Hissediyoruz. Mutluyuz ve biraz önce Ümit’in Pakistan’a veda yazısı ile yola devam ediyoruz.

Hepinizin öğrenme ve ustalık yolculukları hep açık ve aydınlık yollarda geçsin ve ülkemdeki kaos sona ersin.

Öykücü