“…CINOSY (*2)de yirmi dört yıl (1985-2009)..; İki global birleşme (1996 ve 2000)…; İki kriz yılı (1994 ve 2001) ve “gitmek mi zor kalmak mı zor ? O günleri gel bana sor…”; Kader mi keder mi ?…; Kapıyı sert kapatanlar ve aralık bırakanlar…; Kariyer basamaklarını hızla, başarıyla çıkarken tökezleyenler ve dönüşü muhteşem olanlar…; Kornişoncular ve adam yeme sanatını dillendirenler…; Bütünleşmeler ya da çatışmalar..; Görünen köye kılavuz arayan profesyonel ara bulucular…> Hey gidi günler hey !…” (*3)
Merhaba
Önce Murathan Mungan’dan bir şiir:
“Bazen “O”na bir şeyler yazarsın,
Yazar silersin, yazar silersin…
O, hiçbirini okumamış olur;
Ama sen hepsini söylemiş olursun“ (*4)
Her yerde sahtekarlar; her yerde soysuzlar. Dejenere olduk. Adam kamuda sorumlu et ithal ediyor ve bunu kendi şirketiyle yapıyor haberlerine inanasım gelmiyor. Diğeri bakan olduğu yetmiyor ve bakanlığına dezenfektanı kendi şirketinden alıyor; bakanlıktan oluyor. Bunlar görebildiklerimiz ya göremediklerimiz. Deveyi hamuduyla yutmak adet olduğu gibi artık tramplenden havuza işeyeni de aforoz etmiyorlar. Gündüz programlarında ahlaksızlık diz boyu. Soysuzluğu dizilerde sanki özellikle destekleyip hepimizi çürütüyorlar. Çürüyenler de sanki hallerinden memnun; ne açlıklarından ne de yoksulluklarından dişe dokunur bir tepkileri yok. Yavaş yavaş ısıtılan, kaynatılan sudaki eylemsiz kurbağa gibi kaderimizin kederiyle boynumuzu giyotine uzattığımızın farkında değiliz. Ne bol ölü toprağı varmış ülkemde hepimizin üstüne serpilmiş…Ve de celladına aşık olan bir toplumuz sanki…
İşte güncelin bu ruhumu karartan etkilerinden sıyrılmak için geçmişin anılarını sarılıyorum. Bir fotoğraf paylaşacağım. O fotoğraftaki anı, öncül ve ardıllarını ileri geri sararak yazmaya çalışacağım.

Anahtar Sözcükler: CIS>SAS (~90); MC (1985-2000: COA>NOA>SYA); 1.Kritik Karar Anları / Kader Bağlayınca 96 (1): CIA vs SAS > NOS (96.1); NOS>NOA (96.2); CIT vs SAE >NOT (abesle iştigal) ; MC (1995-2009: COT>NOT>SYT); 2.Kritik Karar Anları / Kader Bağlayınca 00 (2) : NOA vs ZET> NOA>SYA (00.1); >Deja vu: SYA>SYT (00.2) ;
Fotoğrafı Okumak
Global birleşme ilan edildikten iki ay sonrası; ilk anda ülke müdürü belli oldu. Sürpriz bir seçimdi bana göre. Mutlaka merkezde karar vericinin kendince kriterleri ve belki de duygusal sempatileri vardı. Ülkemdeki duruma göre böyle olmamalıydı. Daha sonra herkes için seçimlerin devamı gelecekti kuşkusuz. Ben bu seçimlerdeki sıralamayı dört hiyerarşik bölüme ayırmıştım aklımca. Bu ayrımı da kürek ve yelkenle yol alan bir tekneye, Viking teknesine benzetmiştim. Bunlar:
Tier 1: (Kaptan) Ülke Müdürü ya da Genel müdür veya CEO; > Baş otorite seçimi
Tier 2: (Forsabaşılar): Üst yönetim bölüm müdürleri (örneğin pazarlama müdürü) seçimi
Tier 3: (Davulcu) Ara yöneticiler (örneğin bölge müdürleri) seçimi
Tier 4: (Forsalar) Yönetici görevi olmayan tüm çalışanlar (örneğin satış elemanları)
Bu sıralamayı netleştirmek için o günlerde ajandama yapıştırdığım bir gazete köşe yazısından bir bölümü paylaşayım. Yazının başlığı “Yanlış Korkular” (A.Altan; 01.07.1996)
“…Hiç bir yere gitmeyen bir gemide sürekli kamçılanan forsaların gemi kaptanlığını ele geçirmek için birbirlerinin gırtlağını sıkan forsabaşılar arasındaki kavgaya akıllarını takmalarının kendilerine pek bir yarar getirmeyeceği açık, şunun ya da bunun kaptan olması hiç bir şey değiştirmez…”
Gerçek iş yaşamında pek öyle Ahmet’in dediği gibi olmuyor. Merkez’den haber beklerken bölgelerde kazan kaynıyor.
O gün (25.05.1998); Tier 1 ve 2 seçimleri tamamlanmış ve taşlar yerine oturmuştu. Alaşehir’den Sultana Projesi çalışma alanındaki pazarın dinamiklerini değerlendirme görüşmelerinden yorgun argın Çeşme’ye dönmüştük. Çalışmalarımızı değerlendirip merkeze (İsviçre-Basel) raporunu sunacak olan Dr.J.Rüegg’le birlikte Ciba Tohum’um ülke müdürü sevgili Alev Kutay ve eşi Fatoş (Prof.Dr.F.K.) ve İstanbul’dan da konuklarımız vardı bahçemizde. Heyecanlıydık. Karar verilecekti. Verildi ve müjdeli haberi alınca Çeşme’de şampanya patlatma vakti gelmişti.
Şimdi filmi üç yıl öncesine sarayım ve 21.12.1995 (Gece 00.30) tarihinde ajandamın sayfalarına düştüğüm notu yazayım:
“Günün Etkinlikleri: 3/4: Coaching / Eğitim + 1/4 Bölge Satış Raporlamaları + 3/4 Dertleşme (18.00-24.00)”
Lobi Bar: 18.00-20.00 (MC/TX/IU) > 20.30-24.00 (MC/TX/AK) ve
GERÇEKTEN, “BİZ CİBA” OLACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR
“İnşallah salt “süre” ve Ciba’daki yaşamım bu heyecanların gerçekleştiğini görür. Sevgili TX’in sözlerinde, çaba ve umutlarında, gençliğinde ve gözlerindeki ateşte parlayan bu heyecanlar yaşar; inançlarının gücü yeter ve görürüz. TX’le birlikte olmak, sözlerini duymak beni derecesiz mutlu ediyor. Ayrıca mesleğim adına gurur duyuyorum. EK, VA ve diğerlerinde yargıdan çok salt anılarla yönelmem bile beni bazen mutsuz ediyor. İnşallah sisteme galip gelip insanlara insanca ulaşabilir. Birşeyler düzelir. Buna karşı güçler hâlâ çok üstün görünüyor. Çarkın dişlerinden TX adına korkuyorum. İlaçlarıma desteği, eksikliklerimize çözüm arayışları, personeli iyileştirme düşünceleri sanki ütopya gibi geliyor. Duygusallığın yanında acımasız yaptırımlara razıyım. Bana hayır demeyen, beni muhatap almayan, bana sessiz kalana kızgınım. Beni işgören görüp rakip belleyen, beni müşteri görmeyen, sırça köşklerinden çıkmayan, benden uzak kalmaya özen gösteren çoğunluk yönetiminde, TX e şans tanımadığım gibi üzülmekten kendimi alamıyorum. Bu dört günde salt bu beraberliğin hazzı (smell of team works) bana yeter. Yarınlar güzel olsun diyelim. Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler (Princess Otel / Balçova; 21.12.1995 / 00.30)”
Bir buçuk yıl önceydi; bölge satış yönetiminde ilk yılımdı. TKK ihalesinde hedefleri aşan satış yapmıştık. Kurumun parası vardı ama ödemiyordu. Çünkü döviz üç kat zıplamış, gecelik repo faizleri yüzde dört binleri aşmıştı. Alıcı söz verdiği borcunu ödemiyordu. Budapeşte’de ikinci IPM toplantısına katıldım. Tahsilattaki sıkıntının baskısıyla zona olup sedye ile yurda döndüm. İşte o günlerde, Nisan ayında, Seferihisar’da, rahmetli J.P.Krotosyner yönetiminde ve Alev Kutay‘ın moderatörlüğünde İsviçreli H.P.Hardmeyer’in LCWS öğrenme yolculuğuna katılmıştım (Nisan-1994).

Bir buçuk yıl sonra aldığımızı vermek için yukarıda sözünü ettiğim etkinlikte bu kez Alev’i asiste ediyordum. “O”nu da orada yakından tanıma şansım olmuştu.
İlk global birleşme sonrası kararlar kesinleşip de taşlar yerine oturunca sıkıntılar kısmen aşılmış ve yeniden yükseliş günleri başlamıştı. Her şey yolunda görünüyordu. Ne var ki; “sürpriz bir kopuş” yaşandı ve kendime notum: Kader diyemezsin, sen kendin ettin
Üç yıl geçti aradan. Zaman değil aslında ömür bitiyor ve çıta yükseldikçe satış hedefler tutmuyor. Üstelik bir de birleşme sonrası şirketin kimyası uyuşmuyor. Hiç bir şey göründüğü gibi değilmiş. Nisan-Mayıs ayları gevşer gönül yayları: 12 Mayıs 1998 Bahar sayılsa da; Afyon’da hava soğuk. Satışı güçlendirme toplantısındayım. Ara verilince ünlü otelin bahçesinde hem geziniyor hem de elimdeki kitabı not alarak okumaya çalışıyorum: Ken Sheldon / Sahte Liderliğin Ötesinde ve ilginç bir bilgiye takılıp kalıyorum: Testify (tanıklık etmek) sözcüğünün “Testis”den türemiş olması. O esnada yanıma geldi ve : “Sunumumu nasıl buldun ?” diye sordu. Verdiği mesajın esbab-ı mucibesini ancak üç ay sonra Malatya’dan aradığımda anlayacaktım (*5). Üç yıl önce Balçova’da defterime yazığım umutlarım uçup gitmişti. Hiç bir şey göründüğü gibi değilmiş… Belki de o gün o durum gerçek bir “Rollar-coaster” haliydi. Dibe vurmuş gibi görünürken kader ağlarını örüyormuş.
İkinci global birleşme ilan edildi (Aralık 1999). Çeşme’de Altınyunus’ta SSTC Öğrenme yolculuğunu yürütüyordum. Sertifika dağıtımı için İstanbul ekibini bekliyorduk. Ekip abondone geldi. Bu kez halef-selef oluşumu daha uzun sürdü. Daha zordu. Çünkü aynı anda ülkesel kriz vardı: 2001
Örneğin çekini verip de beklediği CHRS siparişi gerçekleşmeyen Malatyalı Ali küsüyor; bölge müdürü Ali’yi ziyaret etmeye çekiniyor ve bir süre sonra baraj gölü kenarında birlikte yemek yediğimiz Ali yine de aynen şu sitemi yaparak ders veriyordu: “Aramızda kan davası yok ki; neden gelmiyorsunuz ?”.
İkinci global birleşmede yine aynı gel-gitler yaşandı: Deja vu
Ülkesel kriz yakıyordu. Radikal kararlar almak gerekiyordu. İstanbul’un yüksek masraflarından kurtulmak kaçınılmazdı. Yeni genç kaptan, merkezi İzmir-Bornova-Fabrika sahasına taşıdı. Ekibin morali yükseldi. Yıllık toplantılar Adıyaman’dan sonra, Antalya (2003) > Mısır (2004), Brezilya (2005), Prag (2006) ve St.Petersburg'(2007) ta gerçekleştirildi. Ortak hedefler için bütünleşik eylemler güçlendi ve pastanın paylaşımında “adil olmak / hakkaniyet” ekibi motive ediyordu. Önceki otoriteye göre “satış, satışçıların işidir ve hedeflere ulaşınca prim satışçılara verilir” (push’u destekleyen pull’u sanki katkıyı ölçemediği için önemsemiyordu); yeni, genç otoriteye göre “satışın başarısında kurumdaki herkesin payı vardır ve herkes katkısı oranında primden pay almalıdır (yargılarda az/çok duygusallık olsa bile) “. Blogumda daha önce “her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” çerçevesinde bu konuyla ilgili görüşlerimi paylaşmıştım (*6).
Sözün özü: “O”nunla 1995 yıl sonunda yakından tanıyacak kadar birlikte oldum; CINOSY’nin üç evresinde de onunla birlikte yola devam ettim. Birleşmelerin “seleksiyon basıncı“nda MDM (Pazar Geliştirme Müdürü) ve CDM (Yetkinlik Geliştirme Müdürü) gibi özel yapılanmalar içinde yer alarak işimi severek yaptım: Motivasyon 3.0 (MAP; *7) ve kırk yıldan sonra bugün aynı motivasyonla Netdirekt’lilerle beraberliğimde sağlığım elverdiği ölçüde “bilginin zekatını vererek” yola devam etmeye çalışıyorum.
Daha ne ister insan ? Binlerce şükür.
Öykücü (mustafa@copcu.com)
(*1) : Bir süredir “The Defiant Ones (Kader Bağlayınca)” nın etkisi altında zihnim her nedense https://en.wikipedia.org/wiki/The_Defiant_Ones …Bir yazı yazdım; pelivan fıkrası gibi uzadı, roman oldu. Süsledim, yorumlar ekledim, hatta yargılarım oldu. Sonra yayımlamadım; taslak olarak bıraktım. Çünkü kimseye faydası olmazken iki dostumu üzeceğimi düşünüp vazgeçtim. Ancak içimden de atamadım. Şimdi bu yazımda daha gizli kapaklı, daha özet yazıp içimdekini atmaya çalışacağım. Bunun için ajandalarımın 21.12.1995 ve 12.05.1998 sayfasındaki notlarımı 25.05.1996 Çeşme bahçelerindeki bir şampanya patlatma görseli ile süsleyerek geçiştirmeye çalışacağım. İnşallah kendime dur diyebilirim.
(*2) : CINOSY (Cİba > NOvartis > SYngenta: 1985-2009)
(*3) : Çeşme-Medicana’da “Divan“dayım (14.11.2025); Prof.Dr.B.D.ın doktor annesine (NC) samimi destekleriyle bugün ilk fizik tedavi seansı başlıyor. Şükür ve şükranla yola devam ederken, torunlarım Barış, Eren ve İrem sırasıyla Hollanda, Belçika ve İtalya’da başarılarını sağlık ve keyifle sürdürürken, dün Kore’den dönen Eray, yarın Belçika’ya gidiyor ve Keremgiller de (KZD) ABD de ara tatili Duru için taçlandırıyorlar. Yolları açık, keyifleri sağlıklı olsun. Daha ne ister insan. Standart duama eklediğim şu parça ile dipnotu sonlandırayım:
“Allahım, bana emanet olarak verdiğin evlatlarımı sana emanet ediyorum. Yaşadığım süre boyunca onların mutluluğuna şahit ettir beni. Öyle güzel yollarda yürüsünler ki senden başka kimseye muhtaç olmasınlar.”
(*4): Taslakta kalan yazılarım ve yaptıklarım “mastürbasyon”dan öte mi ?
(*5): Hürriyet Gazetesi / E.Özkök köşe yazısı / 10.05.1998 / (MC: Kader diyemezsin, sen kendin ettin)https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/adam-yemenin-en-ince-sanati-39018132
Temel budist olmaya karar vermiş. Temel’i Konfüçyüs’ün karşısına çıkarmışlar. Konfüçyüs ilk ders olarak “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi sakın başkasına yapma” demiş. Temel’in gözleri fal taşı gibi açılmış ve şaşkınlık içinde haykırmış “Ne yani şimdi ben Fadime’yi beceremeyecek miyim ?”. Konfüçyüs oturduğu yerden ayağa fırlamış ve adamlarına bağırmış: “Atın şunu dışarı. Bin yıllık felsefenin içine etti bu herif…” Kim etmedi ki ?
(*6) : https://www.copcu.com/2024/03/17/yasam-bufesinde-yigidolar/
“…Şimdi bir de yazıma ekli kolajın üç konusundan biri olan “yiğidin yoğurt yiyişi“ne ya da kısaca “yiğidolar” konusuna dokunayım. Bunun için de konuyu şu soruyla açayım: “Satış sadece satışın işi midir ?” Yirmi yedi yıl önce Afyon’da “Sadrazam kellesi nasıl alınır ?” mesajıyla veda eden NOT, ZET günlerini yaşamadan SYT olsaydı, “pastanın paylaşımında değer yargısı, tutumu ve davranışı farklı olur muydu ?” sorusuyla “farka dikkat çekerek” konuya gireyim. Önce satış etkinlikleri öncesinde neler yapılıyor ? sorusuna kısaca değineyim…”
(*7): https://www.copcu.com/2017/05/30/yasam-bufesinde-icsel-motivasyon-map/












