“…Horoza sormuşlar “Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan ?” Horoz anında yanıtlamış “Ben böyle polemiklere girmem xxker geçerim” (*1); …Powerpoint slides don’t sell the products (*2);…Piramidin neresindesiniz ? (*3)…”
Uykusuz geceler; Pusuladan ayak izleriyle saate: Yön, Eylem, Hız
Merhaba
(NOT: Bu yazıya 21.12.2024 günü en uzun gecenin gündüzünde yazmaya başladım ve 19.05.2025 günü yayımlanması için zamanladım; sonra tarihi öteledim.)
- Sizce başarı ile ödül arasındaki ilişki ne kadar nettir ?
- Pusulanın kuzeyindeki “set direction / yönü belirle” uyarısına göre “rota”nız doğru mudur ?
- Yaşanan iki olumsuz (gibi) deneyimden sonra üçüncü isteği karşılamada ebeveyn duyduğu kuşkuda haksız mıdır ?
- Her başarının mutlaka bir ödülü var mıdır ?
Ekranlardaki savaş naralarından, hain ve bunak, nursuz yüzlerden sıyrılmak için kendime sığınacak liman arıyorum. Bir yanda dil sürçmesi olarak tanımlanan bir sözle eve mahkum edilen bir hanım; diğer yanda kırk altışar kez müebbet hapse mahkum altı kişinin salıverilmesi; bir yanda papaza yurt dışı seyahati diğer tarafta KavAta ikilisini güneşsiz yurt içi günleri…Akıl tutulması mıdır yoksa benim aklımın anlama kıtlığı mıdır ? İlgi alanımdan kopmalıyım; etki alanımda bir odak bulmalıyım…Belki 2025 yılında katılmam olası kariyer günleri için sanki yarınmış gibi bir hazırlık yapsam avunabilirim. En uzun geceden yarınlara uzanan süreçte bana kolay gelsin … (21.12.24)
Rota (Pusulanın Kuzeyi: Yönü Belirle)
1.Başarıyla ödül arasındaki yol uzun mu ? (Rota; Yaz okulları; İnternetkafe; Kelebek Etkisi)
Çeşme’de yaz güzeldir. Belki de gençlere İzmir’de ebeveynlerden uzak, özgür ve özerk günler daha keyiflidir. Yaz geldi; Çeşme’lendik ve Makine Mühendisliği okuyan küçük oğlum (KC) “Ben yaz okuluna gitmek istiyorum” dedi ve İzmir’de kaldı. Sevindim “wooow!” dedim kendi kendime “bizim oğlan adam olacak, yaz tatilinde bile okula gitmek istiyor !” Ücretini yatırdım; Çeşme’ye gelmedi. Bir hafta sonra Çeşme’ye geldi ve “Ben vazgeçtim; yaz okuluna gitmeyeceğim” sözlerini duyunca ebeveyn olarak hayal kırıklığına uğradım. Neyse, önemsemedim. Ertesi yaz “Ben yazın İngilizce kursuna gidicem” dedi. Sevindim; ücretini yatırdım; İzmir’de kaldı. İki hafta sonra Çeşme’ye geldi “Ben vazgeçtim; kursa gitmiyeceğim” dedi. İçimden kızmadım desem yalan olur. Ve işte üçüncü senenin yaz tatili “Ben Mikrosoft’un yazılım kursuna katılacağım” dedi. Ya sabır çekse de ruhum “Kaç paraymış ?” diye sordum ve anladım ki diğer iki etkinliğin bedellerinin altı katından fazla. Dayanamadım “Abicim” dedim (ben bazen karıma bile “abicim” derim). “Diğer ikisine devam etmedin; paralar boşuna gitti…” Israrcı oldu ve gitti. Sonuna kadar gitti ve tüm yaz tatilinde başarıyla tamamladı. Bu arada günün diğer kısımlarını da internet kafede geçirdi. Bu ikilinin (kurs ve internet kafe) beraberliği internet kafe alışkanlığının baskınlığında biz ebeveynleri o günlerde pek fazla sevindirmedi ve hatta endişelendirdi ise de; bugün yirmi beş yıl sonra varılan yere bakınca o gün doğru “rota“nın bulunduğuna bugün inancımız tam. İşte tam bu noktada “Kelebek Etkisi”ni anımsıyorum.
“…İkinci dünya savaşından sonra bilimin çeşitli kollarında yapılan araştırmalar bir “Kaos Teorisi“ni ortaya koymuştur. Seksenli yılların sonunda dikkatleri toplayan bu teori “Kelebek Etkisi” ifadesiyle popülerite kazanmıştır…” … “… Dünyadaki tüm nesneler birbirlerine öylesine bağlıdırlar ki, örneğin Çin’deki bir kelebeğin kanat çırpışının atmosferde yapacağı etki iki gün sonra ABD kıyılarında sert bir tayfun olarak hissedilebilir. Kaos teoremcilerinin başlangıç durumuna hassas bağımlılık olarak benimsedikleri bu özellik, temelde evrensel boyuttaki bir bütün içinde her şeyin her şeyi etkilediği, her şeyin her şeye bağlı olduğu varsayımını doğru olarak benimser ki bu da “BİZ” kavramıdır…”(*4)
…Ve başarı ile ödül arasındaki bağlantı kimi zaman bir kelebek etkisi benzerliğinde gelişir. Bu nedenle sebeple sonuç arasındaki ilintiyi anlamakta güçlük çekeriz. Zaman ve mekanda oluşan uzaklık bu bağlantıyı netleştirmemizi zorlaştırabilir. Bu konuda hep şu esprili örneklemeyi anımsarım:
“…Kızgın sobaya elimizi değdirdiğimizde elimiz yanar, canımız acır; bir daha kızgın sobaya elimizi sürmeyiz. Buradaki etki ve tepkiyi şöyle değiştirseydik; kızgın sobaya elimizi değdirdiğimizde elimiz yanmayıp da altı ay sonra kulaklarımız düşseydi, bugün hepimiz kulaksız olurduk…”
Bunun en somut örneği, sigara konusu. Paketlerin üstünde “sigara öldürür” yazıyor ama içenler hemen ölmedikleri için ve sigaradan ölenlerin haberleri de sebep-sonuç ilişkisinde inandırıcı net etki yaratmadığı için hâlâ sigara içiliyor; içenlerin hiç biri ölümden korkmuyor bence… Ve de bu konuda ilginç bir fıkralaşmış örnekleme de şöyle;
“Adam markete girip sigara istiyor. Satıcının verdiği paketin üstünde görselleştirilmiş uyarı “sigara seks gücüne zarar verir” ifadesini görünce satıcıya dönüp “bana öldüreninden ver !” diyor…” Ölüm bile korkutmuyor sigara içeni…
Gelelim şu sorunun yanıtına
2.Her başarının ödülü olur mu ?”.
Yanıtım net: Mutlaka olur. Bu ödül başarının sonucunda somutlaşmasa bile başarıya ulaştıran sürecin kendisi ödüldür. Bu süreç başarıya ulaştıran yolda ustalığınıza katkı sağlamış olabilir (Mastery); ya da süreç ve sonuçta bıraktığınız izler, katkılar size “özerklik, özgünlük, otantiklik” hazzı verir (Authenticity; (*5). Ya da ulaştığınız sonuçta “Büyük Resmi (Purpose)” görüyor olursunuz. İşte bu üç özellik bütünleşik olarak “Yaşam Büfesi” önündeki üçüncü adım olan sırada öne doğru ilerlemenin yol haritasını oluşturacaktır: “MAP: Mastery Authencity Purpose” (*6).
Genetik & Epigenetik
3.Satrançta bir taş olsaydınız, hangi taş olmak isterdiniz ?
Bu soruyu ne zaman sorsam, aldığım yanıtlarda tek tük Şah olmak, biraz çokca Vezir olmak, kimi zaman Fil, Kale, At olmak ve bazen de seyrek olarak piyon olmak karşıma çıkar. Yanıtların bu dağılımı normaldir. Hemen herkes şah olmak vezir olmak ister ama çoklukla bu isteğini dile getirmekte ketum davranır; ayıp olmasın diye. Piyon hariç hepsi genetik yapılarının gereği olarak olmak istedikleri gibi doğarlar. Vezir vezir olarak doğar ve vezir olarak ölür; şah şah olarak doğar ve öldüğünde de oyun biter. Diğer üçünün, fil, at ve kalenin kamyonlarının arkasında şu yazı yazar: Babam sağ olsun ! Her biri sahip oldukları genetik mirasa razıdırlar ve oyun bitene kadar şahı mat olmaktan korumaktan gayri bir tasaları yoktur. Satranç bir yana ben de isterim babamdan bana kalan mirasla ömrümün sonuna kadar rahat içinde tasasız yaşayayım ve kaderin bana çizdiği kedere kadar günümü gün edeyim. Peki ya piyon ! Bir tek piyonun kaderin, genetik mirasın, DNA’nın kendine çizdiği rolü değiştirme şansı vardır. Rotasını doğru çizerse “başarı formülü” nün gereklerini yaparsa ve karşı tarafın ilk çizgisine erişebilirse, isterse kale olur, at olur, fil olur ve hatta vezir olur. Başka hiç bir oyuncuya böylesi bir şans verilmemiştir. Bu nedenle yola çıkarken, Kerem’in paneldeki sözleri gibi kendinizi sorgulayın ve sahip olduğunuz değerlerin farkına vararak piyon gibi vezir olma yolunda sabır ve sebatınızı, inat ve ısrarınızı kararlılıkla, disiplinle ve tutkuyla sonuna kadar etkili kılın.
Dün, Bugün ve Yarın
4.Steve Jobs’un “Aç kal, Budala kal” videosunu izlediniz mi ?
Rahmetli S.Jobs Stanford Universitesi’nde ölümünden kısa bir süre önce bir konuşma yapar ve bu konuşmada “Geçmişe bakmadan geleceğe uzanan noktaları birleştiremezsiniz” der. Bu nedenle kendinizi sorgulamanızı istiyorum.
Tek slaytlık görselimin size göre sağ tarafında bir “Omurga” sembolu var ve verdiği mesaj “Duruş“la ilgili. Bu omurganın beş omurunda “Kendinizi Sorgulama“nın beş temel cümlesi var. Ben bu cümlelerle size “Ne yapmanız” gerektiği ardışık beş önermeyle söylerken bunların “Nasıl” larını siz kendiniz kendinize göre bulacaksınız.
- Ben kimim, hangi değerlere sahibim ? (NKM 16-57-80)
- Kendimi sorgulamamın beş adımında neler var ? (Sorgulamak / Değerler / Farkındalık / Özgüven / Motivasyon)
- Ben başarılıyım; oğullarım başarılı ve burada olduğunuza göre siz de başarılısınız; peki başarınızı neye borçlusunuz ? (Yaşam Mimarlarımın Başarı Formülü)
- Videonun ilk bölümündeki fon müziği ne diyor ? (İlk Şövalye, yuvarlak masa)
- Kerem’in kapanış konuşmasında ne dikkatinizi çekiyor ? (Kendini sorgulamak)
- Yaşam Büfesinde self servis başarılara ulaşmak için ardışık üç adım nedir ?
- Sıraya girmek,
- Sırada kalmak ve
- Sırada öne geçmek (Kral Arthur’un duası)
- Hangi öğrenme yolculuğu kariyer yolculuğumu değiştirdi ? (SSTC / esestisi)
- Copcular’da başarılar hangi ödülleri getirdi ? (MEKÜ Dörtlüsünün başarı öyküleri ve ödülleri)
- Yaşam Mimarlarımın (EKÜ trio) Başarı Formülünde neler var ?
- (3D x 2P) + 4H = 10S ne demek ? (Semboller ve tek cümleyle anlamlandırma)
- Başarı ve ödüle doğru üç aşamalı on temel soru nedir ?
- RAW Sorgusu (3),
- MAS Sorgusu (3) ve
- GAT sorgusu (4)
- Konyalı Mehmet coğrafya sınavında hangi mesajı vermiştir ? (acta non verba)
- Sözün özü;
- Kendinizi sorgulayın, sahip olduğunuz değerlerin farkına varın; farkındalığınızı geliştirin, özgüveninizi artırın ve sizi motive eden nedenleri bulun
- Size hiçbir dilek verilmemiştir ki; gerçekleştirmek için gerekli olan güç de verilmemiş olsun
- Emekli olduğumdaki hayalimi neden geçrkelştiremedim (2009) ?
- Hayalimi bu kez TOMBULlaştırabilecek miyim ? (Sponsorlu SSTC)
Sözün özü; tüm bunca laf kalabalığını tek bir soru cümlesine indirgeyebilirsiniz, şu sorunun yanıtını kendinize dürüstçe verebilirseniz:
“Şu GAT dünyada MASlaşmak için RAW mıyım ?”
Yolunuz açık ve aydınlık olsun; sağlık ve esenlik dileklerimle.
Öykücü
(*1) > Yıllık toplantı, Antalya-2003; Satışçının DOD1’i (Do Or Die / Yapmazsan ölürsün; Rekabet edebilmek, Ayakta kalabilmek, Hayatta kalabilmek, Oyunu kuralına göre oynamak; Şirketlerin ilk beş yıllık büyüme ve gelişme dönemlerindeki baskın yaklaşım) ile Pazarlamacının DOD2’si (Differenciate Or Die / Farklılaşmazsan ölürsün; Kendi kulvarını oluşturmak, Oyunun kurallarını yazmak; Şirketlerin beş yıldan sonraki değişme ve dönüşme yolculuklarındaki baskın programlar) çatışıyor ve Satış Müdürü sahneye çıkınca sunumuna bu fıkrayla başlıyor.
(*2) >> Avrupa Ülkeleri Yıllık Toplantısı Budapeşte’de yapılıyor (2002): Pazarlamacıların sunumlarından (adeta sıkılan) Macaristan ülke müdürü (CC) söz alıyor ve aynen bu sözleri söylüyor. Demek ki istiyor ki “Bu renkli slaytlarla bunca sunum ürünlerimizi sattırmaz…” Böylece her zaman olduğu gibi Satış-Pazarlama çatışması (ben senden daha önemliyim yaklaşımı) DOD1 sürecinde şekilleniyor.
(*3) >>> Dr.A.Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi”; Çoklukla bireyler için söz konusu görülse de bence şirketler için de geçerli… Özet olarak;beş katlı piramidin tabanında temel ihtiyaçlar var; yaşamak için yemek, içmek, giyinmek, barınmak ve hatta seks; bunlar karşılandıktan sonra ikinci kattaki güvenlik ihtiyaçlarının, sigorta, emeklilik, sağlık yardımı vb beklentilerin karşılanması beklenir; daha sonra aidiyet (bir gruba ait olma), sosyallik ve tepede de “kendini gerçekleştirme” var ki şimdi benim L4:Legacy (Bir miras bırakmak) olarak yapmaya çalıştığım gibi…
(*4) >>>> https://www.copcu.com/2009/01/09/yasam-bufesinde-damdaki-adam/ “… Yaklaşık kırk yıl önce Enstitüde bir Şeref abimiz vardı. Görevi basitti; sınırları belliydi. Sorumluluğu ambar-ayniyat işleriydi. Depoya giren ve çıkan malların hesabını tutardı. Rahatlık zonu genişti. Ancak Şeref abi her konuda yardımcımızdı. Traktör mü bozuldu; tamir ederdi. Denemeler için işaret tahtaları mı gerekli; keser hazırlardı. Tarla mı sürülecek; sürerdi. Her işe koşardı. Ve bilir misiniz, lâkabı neydi ? “Bok Yedi Başı (BYB)”…”
(*5) >>>>> https://tr.wikipedia.org/wiki/Otantisite : Otantiklik, otantisite veya özgünlük, psikoloji, varoluşçu psikoterapi, varoluşçu felsefe ve estetik alanlarında bir kişilik kavramıdır. Varoluşçulukta otantisite, sosyal uyuma yönelik dış baskılara rağmen bir kişinin eylemlerinin değerler ve arzularıyla uyumlu olma derecesidir. Bilinçli benlik, (Almanca: Geworfenheit) durumuyla, kendi yaratmadığı bir absürd dünya (değer ve anlamdan yoksun) içine “atılmış” olma durumuyla, dolayısıyla Benlik‘ten farklı ve başka dış güçler ve etkilerle karşılaşır. Bir kişinin özgünlükten yoksun olması, diğer insanlarla ve kişinin kendisiyle ilişkilerinde kötü inanç olarak kabul edilir; dolayısıyla özgünlük Delphi Okyanusu’nun talimatında yer alır: “Kendini tanı.”
(*6) >>>>>> https://www.copcu.com/2017/05/30/yasam-bufesinde-icsel-motivasyon-map/ Kimi zaman “tavuk sersemken…” benzeri baksalar da; kimi zaman da “ben polemiğe girmem… geçerim” benzeri horozlanmalar olsa da hem 1994 de “PL ve TPS Seferberlikleri” ve hem de 1997 de “Devşirme Güçler”le sınır ötesine geçmelerle “İçsel Motivasyonun Haritasını (MAP)” aktifleştirdim. Gerek Akhisar Tütün Otelde gece yarılarını aşan keyifli yorgunluklarda; gerek Alaşehir odaklı Sultana Projesi gayretlerinde tek bir teşvik vardı: İçsel Motivasyon. Hepimiz Gerçekten anlamlı bir şeyde gittikçe daha iyi bir seviyeye gelmek için mutlulukla, memnuniyetle ve gururla “Ustalık” sergiliyorduk (Mastery/Ustalık). Hiç kimse bize şunu yap, bunu yapma demiyordu. Birlikte ne yapacağımıza karar veriyor ve doğruluğuna inanıp, ustalığımıza güvenip yapıyorduk. Kendi hayatımızı yönetme isteğimizi eyleme geçiriyorduk (Autonomy/Özerklik). Bir amacımız vardı. Amacımız netti. Mesleğimizi sergilemek ve ustaca, özerk olarak net amacımıza ulaşmak istiyorduk. Bizden daha büyük bir şeyin hizmetinde birşeyleri gerçekleştirmenin derdindeydik (Purpose/Amaç). Böylece ustalıkla (M), özerk olarak (A), büyük amaca ulaşma (P) gayretiyle kendi “İçsel Motivasyonumuzun Haritası(MAP)” nı yapmıştık. Ödülünü de gördük. Binlerce şükür.












