Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “Görev Bilinci”

YaÅŸam Büfesinde “Görev Bilinci”

“…Günün birinde üç adam ormanda yürürken karşılarına büyük ve vahÅŸi bir nehir çıktı. Nehrin karşı kıyısına geçmeleri gerekiyordu. Peki bunu nasıl baÅŸaracaklardı ? Birinci adam dizlerinin üstüne çöktü ve Allah’a dua etti: “Allahım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver !” Allah ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi. Ancak bunun için iki saat dalgalarla boÄŸuÅŸtu ve birkaç kere boÄŸulma tehlikesi yaÅŸadı. Sonuçta baÅŸardı. Bunu gören ikinci adam da Allah’a etti: “Allahım lütfen nehrin karşı kıyısına için bana gerekli güç ve aracı ver !”. Allah ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi baÅŸardı. Ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaÅŸtı. Çok yoruldu. Tüm bunları izleyen üçüncü adam dizlerinin üstüne çöktü ve Allah’a yalvardı: “Allahım lütfen nehrin karşı tarafına geçebilmem için bana güç, araç ve zekayı ver !” Allah adamı bir bilgeye dönüştürdü…Bilge haritaya baktı. Nehrin biraz yukarısına doÄŸru yürüdü ve köprüden karşıya geçti…”

Ustalık yolculuğunda CCL kitapçıklarının ana mesajları ve ZM68 2018 

Merhaba

Dün yine ÇeÅŸme’ye gittik. Mecburi bir gidiÅŸti. Cumartesi akÅŸamı ÇeÅŸme komÅŸumuzdan bir telefon mesajı geldi: Bahçe duvarımız yıkılmış; demirler yerinden çıkmış; köpekler bahçeye dolmuÅŸ. Bu haber üzerine ÇeÅŸme’ye gitmek vacip oldu. Otoyolda Urla civarında her zaman olduÄŸu gibi yaÄŸmur tam bir felakete dönüştü. Silecekler yetmedi. Hava da pusluydu. Pus yer yer sise dönüştü. YaÅŸ da yetmiÅŸi geçince daha bir fazla tedirgin oluyor insan bu havalarda araba kullanırken. Eskiden de konuÅŸmazdım araç kullanırken ÅŸimdilerde daha bir fazla sessiz oldum, artan dualarımla. Farkındayım ki dikiz aynasına bakıp tekrar önümdeki yola dönerken gözlerim eskiden saniyenin onda biri zaman geçiyordu; ÅŸimdilerde iki saniye sürüyor gibi geliyor bana. Evham mı ? DeÄŸil ama bu düşünce tarzı bana daha dikkatli olmayı öğretiyor. Bu konunun yaÅŸla ilgisi kadar kullanılan araçla da ilgisi vardır kuÅŸkusuz. Buna raÄŸmen dün görüş mesafesi kısaldıkça yanımda oturan NezuÅŸ’un “dikkat önünde araç var” uyarıları artıkça kırk yıl önce Anadol’la ÖdemiÅŸ’ten dönüşümüzü anımsadım. Bagaj sucuk doluydu. Kasap Ali’ye kantin için iki yüz kiloyu aÅŸan sucuk yaptırmıştık. Arabada beÅŸ kiÅŸiydik. Henüz Kerem (1981) doÄŸmamıştı. Rahmetli İkbal abla da vardı. YaÄŸmur ÅŸiddetliydi. Ön camdan sular içeri giriyordu. Cam fitilleri eskimiÅŸ. Tekerlekler su birikintilerine girince hem Anadol başını sallıyordu, hem de frenler tutmuyordu. Anadol dökülüyordu. NezuÅŸ korkuyordu. İkbal abla moral veriyordu. O günün Anadol’unun güvenlik önlemleri, bugünün Cactus’unun sahip olduklarıyla kıyaslanamayacak kadar yetersizdi. Buna raÄŸmen o günlerde (yetmiÅŸlerin sonları, yaşımız henüz kırka gelmemiÅŸ) korkularımız dün olduÄŸu kadar fazla deÄŸildi. Gençtik. Gözümüz karaydı. Anadol ilk aracımızdı. Keyfimiz zirvedeydi. Direksiyon kutusundaki arıza nedeniyle çukura düşünce kafa sallasa da ara sıra elimde tornavida ile kutunun dört köşesindeki vidaları sıkardım. Böylece hem arızaların neler olabileceÄŸini önlem alıcı olarak bilirdim hem de her tür arızanın üstesinden gelirdim. Platin meme yaparsa, distribütöre su kaçarsa, bujiler ıslanırsa, karbüratör boÄŸulursa, meksefe çakmazsa, araba çalışmazsa nereye, hangi sırayla bakacağımı bilirdim. Åžimdi Cactus’un kaputunu açınca gördüklerime el sürmeye korkuyorum. Demem o ki araç çalışsa da çalışmasa da artık yapacak bir ÅŸeyim yok. Dün ÇeÅŸme’ye varıp da yıkık duvarı görünce de “saÄŸlık olsun” demekten öteye bir üzüntü oluÅŸmadı içimde. Sigortacım JA’nin uyarı üzerine tutanak için jandarmayı aradım. SaÄŸolsun on dakika içinde geldiler.

Faili bulma gayretleri

Yıkık duvarı, kırık demirleri görünce olay bende çok önemli bir etki yaratmadı. Hemen komÅŸumuzu aradım. Bana bir onarım maliyeti çıkarmasını istedim. Sigortadan alabilirim diye jandarmadan sadece bir tutanak istedim. Jandarma “Olmaz. Faili meçhul durumda sigorta ödemez. Biz bunu yapanı araÅŸtıralım” diye ısrar etti. Åžaşırmadım desem yalan olur. Jandarma sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bir asayiÅŸ konusu. Madem çarptın bir not bırak be adam” diye sitem de etti. Ben saÄŸa sola telefon ediyorum. Yalçın’a, Ali’ye, Caminin hocasına, Muhtarımız bakkal Metin’e, benzinliÄŸe, markete, Erdal’a aklıma gelen her yere telefon ediyorum. Benim her adımımda jandarma da kendi telefonundan otoriter olarak kendiliÄŸinden devreye giriyor. Yıkılmanın görüntüsü; yıkıntıların bahçe içine düşüş ÅŸekli, kırılmaları durumu gösteriyor ki bir ağır vasıta (kamyon benzeri) doÄŸrudan, tam karşıdan gelerek gelip çarpmış ve yıkmış. Sürtünme yok. Biraz ilerimizde iki inÅŸaat var. Biri Ze** diÄŸeri Ce**t beylerin. Ze**, Bülent’e yakın olan mütahit ve onun araçları (kamyon ve beton mikserleri) bizim yolumuzdan çalışmıyor. Bize yakın olan Ce**t’ın inÅŸaatına giden araçlar bizim önümüzden geçiyor, tam köşemizden dönüş yapıyorlar. Büyük olasılıkla onlardan biridir. Jandarma komutanı (Ast.Z…) benim telefondaki kibarlığımın etkisizliÄŸini görüyor ve “Söyle Yalçın’a arabayı kenara çeksin bize Ce**t’ın numarasını versin” diyor bana. Ben buna kıyamıyorum. On dakika sonra evine varacak o zaman arar diye düşünüyorum. Elimden telefonu alıyor ve Yalçın’a “Çek kenara ver telefon numarasını ver” diyor. Yalçın kenara çekiyor (olmalı) ve telefon numarasını veriyor. Ondan önce ben Ce**t’ı arıyorum telefonla. Önce açmıyor. Daha sonra açtığında bana “Kim yıkmış bilmiyorum ama yukarıdan gelen kamyonlar yapmış olabilir” diyor. Jandarma kendi telefonundan Ce**t’ı arayıp sıkıştırıyor. BeÅŸ dakika sonra Ce**t bana dönüyor: “Bize beton getiren mikserin ÅŸoförü çarpmış ve kaçmış. Hatta benim adamlar arkasından bağırmışlar. FotoÄŸrafını da çekmiÅŸler. Ben bu sabah ÇeÅŸme’den İzmir’e geldim. Ben de gördüm yıkıntıyı. Jandarmayı ne karıştırdın. Biz komÅŸuyuz. Biz yaparız” diyor. Biraz önce beni yukarıdaki kamyonlara yönlendiren adam ÅŸimdi olayı bildiÄŸini itiraf ediyor. Onun yaşı seksene yakın. Kırk yıldır komÅŸumuz. Tipik alamancı. Yalan söylemekten bu kadar utanmayan bir yapının komÅŸuluÄŸundan hayır gelmeyeceÄŸini görüyoruz. Jandarma Ce**t’la görüşürken ona beton getiren firmanın adını soruyor. Ce**t firmanın Sar**** olduÄŸunu söyleyince Alaçatı jandarma karakolundan telefon numarasını alıyor. Bizden uzakta bahçede gezinirken uzun uzun firmanın sahibiyle görüşüyor. Firma duvarı yıktığını kabul ediyor. Komutana zararı karşılayacaklarını söylüyor. Komutan bana firmanın telefonunu veriyor ve “KonuÅŸ onunla ve yapacaklarına ikna olursan yasal iÅŸlem baÅŸlatmayayım“. KonuÅŸuyorum. İkna oluyorum. Atla deve deÄŸil. Bu arada Ce**t da devreye girip yapılacağına güvence veriyor. Buradan çıkardığım birkaç sonuç var:

*Hasar verenin bir not bırakarak sorumluluk üstlenmesi gibi bir durum hak getire. Diyelim ki gariban bir kamyon şoförüydü. Asgari ücretliydi. Ben ona kıyamazdım ki. Üstelik Ce**t inşaatında kum, çimento gibi temel onarım maddeleri var ve masrafsız onarılabilirdi. Ben de yapıldığı kadarına rıza gösterirdim.

*Kırk yıllık komÅŸum olan Ce**t kendi küçük kiÅŸisel çıkarları uÄŸruna seksen yıllık yaÅŸamına raÄŸmen bu denli açık yalancı pozisyonuna düşmezdi. DeÄŸer miydi ? Alamancı olmak böyle bir ÅŸey mi ? Sadece Ce**t mı böyle kıvıran ? Uzaklarda arama…İşte bu noktada Sezar’ı bıçaklayan Brütüs’ün sözlerini anımsıyorum. Sezar ölümün kıyısında “Sen de mi Brütüs !” dediÄŸinde Brütüs “Hiç bir dost göründüğü kadar gerçek dost deÄŸildir Sezar” der. Göründüğü kadar deÄŸilse ne kadar ? Nereye kadar dostluÄŸa güvenmeliyim ?

*Jandarmanın böylesi küçük bir olayı asayiÅŸ konusu yapıp bu denli, sonuna kadar suçluyu bulma gayreti beklentilerimi aÅŸan bir durumdu. NezuÅŸ bile bin kere şükran duydu bu çabalara. Helal olsun. Sigortacıma bunu anlattığım da o da “helal olsun” dedi. Gerçekten de helal olsun komutan Z… Umarım yolumuz güzellikler için tekrar kesiÅŸir.

Yıkılan duvar, sisli Çeşme yolları ve komutanın faili bulma gayretlerinin bunca içtenliği, görev bilinci, asayişi sağlama çabası öğretilerinde nice ustalıklar diliyorum; sağlık ve esenlik dileklerimle.

Öykücü