“…Bazıları havanda su dövüp de hiç bir yere varamazken, bazı insanlar neden çok baÅŸarılı oluyor ? Beyninizi harekete geçirecek, kalbinize dokunacak, öğrenmeye teÅŸvik edecek ve yaÅŸamınızda mutlak bir gereklilik haline gelecek, sizi uykusuz bırakacak sıkı hedefleriniz olmalı. Amacınıza ulaÅŸmak için çizdiÄŸimiz sıkı hedefler enerji ve adanmışlık yaratmalı; tutku ve ivme kazandırmalı. Bunun için sürecin başında bir duygu oluÅŸturun: Kollektif Ruh…Spartaküs bir halk kahramanıydı. İmparator onu esir almıştı. “Ona öyle bir ceza vermeliyim ki kahramanlığı kalmasın; halk onu hep beceriksiz biri olarak anımsasın” diye sıkı bir hedef çizdi imparator. Buna göre bir ceza oluÅŸturdu. Halkı arenaya topladı ve.. Ahmet kırk yıllık evliydi. Her akÅŸam evine elinde bir ekmekle gelirdi. Karısı onu kapıda karşılar ve hoÅŸ geldin diyerek elindeki ekmeÄŸi alırdı. Ali bir gün, arenadaki Spartaküs’ü izledikten sonra ekmek almayı unuttu ve elinde ekmek yokken eve geldi. Kapıyı açan karısı ona şöyle dedi ?…“
Zor hedefler ve “İmaj & İtibar”: Fark Yaratan Åžirketler Paneli ve Hosting Festivali’nden Kareler
Merhaba
Elimde bir iÅŸ kitap özeti var. Sekiz yıl önce CINOS‘tan sonra ABGillerde ikinci yılımı tamamlarken incelemeye baÅŸlamışım. Bugün yeniden elime aldım. SeçilmiÅŸ bir konu deÄŸildi. Yine de benzer elliye yakın iÅŸ kitabı özeti içinden birisiydi. Sözün özü; beyin ne ararsa onu buluyor. Bu yaÅŸtan sonra iÅŸ kitabı özeti okusan ne olur; okumasan ne olur ! demiyor iç sesim. Çünkü üçüncü bir kriz ortamına daldık. Kimi tuzu kurular farkında deÄŸil gibi görünse de bu kez ne 1994 e benzeyecek ne de 2001. Tek adamın aÄŸzından “TeÄŸet Geçecek” sözü çıkmıyor. Bu kez oyup da geçecek; koyup da geçecek. Dini bütün, öğretim üyesi, sevgili Murat kardeÅŸimiz WhatsApp’tan bir mesaj göndermiÅŸ. Mesajında Âl-i İmran Suresi‘nden bir alıntı ile kurtuluÅŸu “Allah’ın ipine sarılmakta” bulmuÅŸ ve samimiyetimize güvenerek “kardeÅŸlik vurgusuyla Allah’ın yardımının üzerimize baki olması“nı dilemiÅŸ. Cevabım nasıl oldu ?
“Sevgili Murat, Dualarına katılıyorum. Yine de Allah doÄŸru yolu bulmak için akıl, seçmek için irade ve sürdürmek için güç vermiÅŸ. Ne var ki, doymak bilmeyen kiÅŸisel hırslarla, her ÅŸeyi biliyorum diyen cehaletle, ders alınmayan hataları defalarca tekrarlayıp hatada hâla ısrar etmekle düştüğümüz durum ortada. İnanıyorum ki bunca nimete karşın bu akılsızlık Allah’ın gücüne gidecek ve cezalandıracaktır. Selam ve sevgilerimle.” Neden bunu anlamaktan aciz otorite ?
Sekiz yıl önce önceliklerim farklıydı. Netgillere henüz yoÄŸunlaÅŸmamıştım. İki düzine yıl sonunda CINOS‘tan ayrılınca “Mustafa Artık Serbest (MAS)” demeye çalışmıştım. Bu söz sadece bir ay sürdü. Yabancı ÅŸirketin sıkı hedefleriyle “Evet, biz hazırız” dedirten zor koÅŸullarında kazanılan deneyimleri eyleme dönüştürme olanağı geliÅŸmiÅŸti. Planladığım sürenin iki katını aÅŸan dönemde “Dublenin Triplesi“ni ve “Patronun PiÅŸmanlığı“nı yaÅŸadığım koÅŸullarda öğrendiklerimi pekiÅŸtirmek ve “Sıkı Hedefler” için ustalık yolculukları düzenlemek olanağım oldu. Kırıkhan’ın 47 derece sıcağını görüp de bu süreyi sona erdirirken yan yollarda iki farklı ÅŸirketin büyüme gayretlerini gördüm. Genç eÄŸitmenle farklı sektörlerle tanıştım. Severek ve gönüllü olarak düzenlediÄŸim “EÄŸitilmiÅŸ Yetkinlikleri Özgün Beceriye (SSTC)” dönüştürme öğrenme yolculuklarından her zaman keyif aldım. Bir süre sonra duruldum. Yorulmadım. Mum olduÄŸumu anladım. Dibime ışık vermek istedim. Hemen yanı başımda hızla geliÅŸen Netgillere odaklanmam gerektiÄŸini anladım. Büyüyorlardı. GeliÅŸiyorlardı. Gençlerle beraber olmak bir baÅŸka güzeldi. Daha çok ÅŸey öğrenebilirdim. Öğrenirken keyif alırdım. Birlikte öğrenirdik. Öğrenci ve öğretmen rollerimiz iç içe sıkı hedeflere doÄŸru ilerleyebilirdik. Hepsi gerçekleÅŸti. Ben bu iÅŸi sevdim. Dokuz sene önce, tam ben emekli olduÄŸumda ilk Netgil ÅŸekillenmiÅŸti. İki rakip ÅŸirketin yaratıcıları bir araya geldiler. SEKgiller NETgillerin ilk nüvesini attılar. Temsil Plaza’daydık. Bodrumdaki veri merkezini çatıya taşıdık. Uykusuz gecelerdeki yorgunlukları masa tenisi ile attık. Kısa sürede Işıkkent’e taşındık. Taşınırken öğrendik. Önceki bir kaç veri merkezi kurma deneyiminden doÄŸru veri merkezi yaratmanın bedeli yüksek olan alt yapısını oluÅŸturduk. Kurucu ortak ve Satış ve Pazarlama Bölüm Müdürü olan oÄŸlum Kerem Copcu‘nun Hosting Festivali‘nde dediÄŸi gibi “2009 dan itibaren her yıl %100 büyüdük“. Sadece büyümedik. Özgün ürünler, hızlı çözümler ve asıl önemlisi “Kesintisiz Kolaylık” saÄŸlamayı öğrendik. Buna söz verdik. Bunun alt yapısını oluÅŸturduk. Buna adandık. Tüm bunların özet anlatımı: “n+1” oldu. Anlamı, “her zaman, her ÅŸeyi gereÄŸinden bir fazla” yapma gayretiyle yola devam ettik. Yine Kerem’in “Teknoloji Zirvesi/Fark Yaratan Åžirketler Paneli“nin kapanış konuÅŸmasında içtenlikle paylaÅŸtığı gibi biz dokuz yıldır “Kesintisiz Kolaylık” için “Åžu GAT dünyada, MAS laÅŸmak için RAW olduÄŸumuzu kanıtladık“. Böylece daha yolun başında ilk Netgilin türevi olarak ikinci Netgil doÄŸdu. Bugün profesyonel bir yönetici ile 481206 Sıkı Hedefine doÄŸru hızla yol alırken “Hızlı ve Kesintisiz” ürün ve hizmetimizle ülkesel kritik koÅŸullarımızda sıkı hedefimize sıkı sıkıya baÄŸlılığımızı inançla sürdürüyoruz. Böylece ikinci, türev Netgilin marka olarak söz veriÅŸi olan “Hızlı ve Kesintisiz”” ile ilk ve ana Netgilin “Kesintisiz Kolaylık” söz veriÅŸine geçiÅŸi saÄŸlayarak sürdürülebilirliÄŸimize önem veriyoruz. Peki yazımın giriÅŸindeki “MİKİ” neyin nesidir ?
Bundan önce izninizle ülkemizin sürüklendiÄŸi hatalı yönetimin kaçınılmaz girdabında vurucu, yıkıcı etkisi henüz tüketimden üretime, hizmete pek fazla yansımamış olan sıkıntılarının ilk dalgalarına bakarak 2001 yılından bir görüntü aktarayım. Bunu defalarca yapmışımdır. Ancak ÅŸimdi her zamankinden daha fazla dikkat edilmelidir. On yedi yıl önce yine bir benzerinin kıskacında kıvranırken ülkemiz kaynakları bu denli harcanmamıştı. Elde avuçta bir ÅŸeyler vardı. Aradan geçen yıllarda tam bir mirasyedi savurganlığı ile tahtıravanla gittik s*çmaya ve evdeki ayrandan da olduk. Bu nedenle artık kimsenin “kurtar bizi baba” diye bağırmasına yüksek duvarların arkasından gerçek bir ses gelmeyecektir. GeleceÄŸine inanmıyorum. Çünkü “ses ver oÄŸlum” diye 1967 de Menemen’de çiftlikte bağırırken biz ara duvarın ötesinden ses gelmeyeceÄŸini çok iyi bilenlerdeniz. Åžimdi de yan odadakilere verilecek sesin alt yapısı olarak hâla diÅŸe dokunur bir önlem göremiyorum. Böylesi bulutlu günlerde etkisiz eleman albayrağın duruÅŸu iÅŸe yaramayacaktır. Bunu anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. Her neyse ! Benim konum ülkemi kurtarmak deÄŸil. Böyle bir gücüm yok; niyetim de yok. Sadece ilgi alanımdan çıkamadığım için böyle çıpalayıp duruyorum. Ancak bu koÅŸullar altında herkes gibi Netgiller de ve özellikle türev olan ikinci Netgillerin sıçrama yapmak için çizdiÄŸi “Sıkı Hedeflere” ulaÅŸmak için mutlaka yapması gerekenler, alması gereken önlemler var. Bunun için temel prensip birkaç gün önce Soner Yalçın’ın Sözcü’deki yazısında özetle örneklediÄŸi “Finansbank Öyküsü”dür. Benim kendi öyküme yer kalmadı yazımda. Bunun yerine Soner beyin yazısını kimler okudu; ne anladı ve bireysel olarak ne yapmaya karar verdi ?
Diye soracağım Eylül toplantımda. Åžimdi “MİKİ” ye gelelim. Bu kolaj bu sabah Duru’nun isteÄŸi üzerine deniz kenarında kahvaltı yaparken zihnime düştü. Dört sözcüğün baÅŸ harfleri;
Makyaj ………….OGS (!)
İmaj …………….. Arkası doldurulursa bir süre idare eder.
Kamuflaj ……….DudaÄŸa sürülen ruj karın doyurmaz ama tok gösterir (mi gerçekten)
İtibar …………….Daldaki kuÅŸtur. Ürkektir. Kazanılması zordur. Kalıcı kılınması daha zordur. Emek ister. Gayret ister. Tutku ister. Kriz yılında itibarı korumak için ne yapmalı, nasıl yapmalı ve asıl önemlisi neden yapmalı ?
Gelelim yazımın giriÅŸindeki Spartaküs ve Ali’ye. Ali, arenada Spartaküs’ü izleyen kırk bin kiÅŸiden biridir. O akÅŸam eve ekmek getirmeyi unutmuÅŸtur. Eli boÅŸ kapıyı çalmıştır. Karısı Ali’nin yüzüne bakıp…Önce Spartaküs’e bakalım. Ben bu öyküyü UlaÅŸ Bıçakçı’nın köşe yazısından alıp on yedi yıl önceki 2001 yılındaki CINOS’un toplantısında anlatmıştım. Bu öykünün ana mesajı “Gölge Etkisi (Halo Effect)” dir. Soyadımı kullanıp bir akrostiÅŸ yapmıştım. Ülkesel krizin kıskacında henüz üçüncü evrenin temellerini oluÅŸturamamış otoritenin vurgun yemiÅŸ halinden yararlanıp tekrar sahneye çıkmak için özel davet yapmıştım. Gündüz ormanda paintball oynanmıştı. Gece de dansöz oynatılmıştı. “Tavuk sersemken öpülür” diye düşünüp dönüşe hazırlanmış ekip için ertesi gün sabahında sadece yarım saatlik bir ekstra toplantı istedim. Umudum yoktu. Fakat otorite bu izni verdi. O gece hiç uyumadım. Tüm mesajlarımı bu yarım saatte en etkili ÅŸekilde vermeliydim. Yarım saat için birkaç animasyonlu tek bir slayt hazırladım. Bu slaytta yukarıdan aÅŸağıya beÅŸ satır vardı. Her satırın başındaki harflerle yukarıdan aÅŸağıya sadece “COPCU” sözcüğü görülüyordu.
C
O
P
C
U
Slaytın üst yazısı “DOD1” yazılıydı. Anlamı “Do Or Die / Yapmazsan Ölürsün” idi. Bunu da Gary Hammel’in “Strateji Devrimdir” kitapçığından esinlenmiÅŸtim. Gary bey yakın zamanda ülkemize gelmiÅŸ ve “Aktivist Olma“ya dikkat çekmiÅŸti. Slaytın alt yazısı da “Güç Sizde” idi. Bir de küçük bir test sıkıştırmıştım bu yarım saate. Bu test grubun ne kadar kötümser, ne kadar iyimser olacağını gösterecekti. YaÅŸanmakta olan koÅŸulların baskısında doÄŸal olarak kötümser oranı daha fazla çıkmıştı. Bunu yıkmak gerekiyordu. Soyadımla yaptığım akrostiÅŸle dört kısa fıkra anlatarak mesajımı kalıcı kılmak istedim. BeÅŸincisini sonraya bırakmıştım. Neler anlattım; neden anlattım; ne yapmaya çalıştım ? Bu ay benzer bir toplantı yapacağım diye düşününce neleri nasıl güncelleyip de doÄŸru ve etkili olacak ÅŸekilde anlatmalıyım ?
İlk “C” için “Creativity/Yaratıcılık” sözcüğünü esas alıp “Dağı Delmeye Çalışan Karınca” fıkrasını anlattım. Yazım okunmuyor dedim ya; sevgili Utku Cuma kutlaması için telefonu açıp da “Müsait misin Mustafa hocam ?” sorusuna olumlu yanıt alınca hemen “Ben okuyorum” dedi ve ben mesajı ilk anda alamadım. TeÅŸekkürler Utku. Belki ÅŸimdi diÄŸer okuyanlar da “Ben de okuyorum” diye kısa birer mesaj atarlar. Neden olmasın, kim bilir ? Zor koÅŸullardaki sıkı hedefler için herkesin bu karınca gibi inançla, tutkuyla mutlaka diÄŸer çıkış yollarını bulmaları için eyleme geçmelerini istemiÅŸtim. İsteÄŸim gerçekleÅŸti mi ?
İkinci harf olan “O” için seçtiÄŸim sözcük “Opportunity/Fırsat” idi ve seçtiÄŸim öykü/fıkra da “Cama Konan Kırlangıç” idi. Vermeye çalıştığım ara mesaj ise “Fırsatlar kapıyı tıklatırlar ve postacı kapıyı üç kere çalmaz” idi. Uyanık olmalarını ve önlerine çıkan fırsatlardan çok “CO” ikilisi ise “Fırsatları Yaratmaları”na dikkat çekiyordum. Dikkat çekebilmiÅŸ miydim ?
İşin özü, mesajımın omurgası ortadaki “P” de gizliydi. Bu gizi açıklayabilmek için, algıları geliÅŸtirmek için, akılda kalıcılığı saÄŸlamak için “Productivity” ya da “Performance” sözcüğü ile “Verimlilik” konusuna odaklanmıştım. Bunun “Spartaküs Sendromu“nu fıkra ile anlatırken “eza, cefa olsa da sonuna kadar, dibine kadar, sonuç odaklı olmak; her tür fırtınaya raÄŸmen gemiyi limana yanaÅŸtırmak” gerektiÄŸini söylüyordum ve bunu “COP” karşılığı olarak “Yaratılan Fırsatları Sonuna Kadar Verimli Kılmak” olarak tekrar vurguluyordum. İşe yaradı mı ?
Ya ikinci “C” ! Bunu da “Competence/Yetkinlik” olarak ortaya koydum. DoÄŸuÅŸtan sahip olduÄŸumuz ve “RAW” ın “A” sı olan “Able/Yetkin” olmanın babasıydı bu sözcük. BeÅŸ yıl sonra Pazarlama Müdürlüğünü devredince emekli olup ayrılmaya hazırken dört yıl daha CINOS‘lu olmanın alt yapısında bu sözcüğün “Görev Tanımı” olacağını kimse bilemezdi. Çünkü beÅŸ yıl sonra karar verici ve şürekası tümden deÄŸiÅŸmiÅŸti. Bu sözcükle kiÅŸilerin “Kendilerini Sorgulaması“nı istiyordum. Bunun için sahip oldukları deÄŸerlerin -ki buna yetkinlik diyorum- farkına varmalarını istiyordum. Farkına varabildiler mi ? Farkına varıp da konfor alanlarını aÅŸabildiler mi ? Harran’daki sıkıntıyı Adana’dan görüp de gidip yardım etmediklerine göre demek ki aÅŸamamışlardı. Yine de bu sözcüğü vurgulamak için “Konyalı Mehmet’in CoÄŸrafya Sınavı“nı anlatmıştım. “Siz yeter ki isteyin ve bugüne kadar herkesten fazla deneyim, bilgi ve beceriye sahip olduÄŸunuz “Pull/Çekim Gücü” çalışmalarıyla Ankara’nın nerede olduÄŸunu bilmekten çok, Ankara’ya gidebildiÄŸinizi gösterin” desem de sözüm bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkmış olmalı ki bir yıla varmadan ne cami kaldı ne de mihrap ! BeÅŸinci harf olan “U” için hangi fıkra/öykü vardı daÄŸarcığımda ve neden kullanmadım ?
Bu sorunun yanıtı “Uniqness/Özgünlük” idi ve pekiÅŸtirme fıkram da “Amasyalı Mehmet’in Stili” idi. Zor koÅŸullarda, sıkı hedefler için yaratılan fırsatları beceriyle verimli kılarken “aman Rubicon aşılmasın ya da aşılırsa tepkiler için önlemi baÅŸtan düşünülsün” demek istemiÅŸ ve bunu da kontrolsüz güçlerle çırpınırken “Amasyalı Mehmet’in Anasını Öldürmemek” gerektiÄŸini hatırlatmaktı. Sonunda neler oldu ?
Neler olmadı ki ! Bunlardan roman olur.
Åžimdi yazıma eklediÄŸim kolajdaki bir kareye deÄŸineyim. Hosting Festivali’inde sunumunu soru/cevap ÅŸekline getiren Kerem’e güzel bir soru gelir. BiliÅŸim sektöründeki uzmanlaÅŸmış ya da kariyeri adına öğrenmeye adanmış, zor koÅŸullarda, 7/24 çalışmaya istekli yeterli sayıda kiÅŸi olmadığını ve bu konuda sektörel bir eÄŸitim birimi için neler düşündüğünü soran katılımcıya Kerem’in içtenlikle verdiÄŸi yanıtta birkaç mesaj vardı. İlki gerçeklerin itirafıydı. ÖrneÄŸin “Uzmanımız mezun bile deÄŸil” sözü sürmekte olan yüksek öğretim ve eÄŸitimini sürdürme hevesli çalışana gösterilen kurumsal destek vardı bu sözün içinde. Benim asıl dikkat çekmek istediÄŸim ise Kerem’in gülüşmelere neden olan sözleri: “Bir gün ben de Selçuk gibi satarsam ÅŸirketini iyi bir paraya; iÅŸte o zaman bir sosyal sorumluluk projesi olarak…” diyordu Kerem. İşte o nedenle o karelerin altına “Söz mü Kerem ?” diye yazdım. Bu aralarda PY’da süren pazarlıklar olumlu sonuçlanır da “BiliÅŸim Akademisi” yapmaya uygun büyük bir alan için beklentiye uygun bir sonuç alınırsa Kerem’e bunu teklif edeceÄŸim. Kerem “Ben de okuyorum” derse bu mesajıma yanıt gelir. Neden olmasın ? İnÅŸallah !
PY’da bunlar gündeme düşerken İngilizler de boÅŸ durmuyor. İngilizleri gören İsveçliler ve Çinliler de devreye giriyorlardı. Süreç birden hızlanıvermiÅŸti. Geçenlerde ciddi bir iÅŸ dünyasının densiz birlik baÅŸkanı sahneye çıkmış çaresizlik sergiliyordu. Öyle bir duyuru yapıyordu ki sanki fesli bunağın “KeÅŸke Yunanlılar kazansaydı” deyiÅŸi gibi geldi bana sözleri. BirliÄŸindeki iÅŸ varlığına 220 milyar dolar deÄŸer biçip de “Gelsin bir yabancı; koysun cebine 40 milyar dolar ve bizi satın alsın” benzeri sözleri yüreÄŸimi acıtmıştı. Åžimdi de İngilizler boÅŸ durmuyor ve görelim Mevlam neyler neylerse güzel eyler. Yazım nereden yola çıktı ve nerelere uÄŸrayıp nerede konakladı ?
Pek yakında Netgillerden çaÄŸrı geldiÄŸinde CUMUCAWI Testi ile bir toplantıya katılmayı düşünüyorum. Bu toplantı öncesinde herkesin “Finansbank Öyküsü“nü okumasını ve kriz öncesi, sırası ve sonrasında varlık deÄŸerinin nasıl dip yaptığını ve nasıl zirveye çıktığını öğrenmelerini istiyorum (700mio$ dan 86mio$ a ve beÅŸ yıl sonra 5.500mio$). Hüsnü bey bunu nasıl becerdi ?Â
Kollektif Ruh
Bu densizin, çaresizliÄŸi yansıtan bu yaklaşımına dalınca yetmiÅŸ dört yıl içinde dikkatimi çeken dört “Kırılma Anı“nı yeniden, bir kez daha düşünmeden duramadım. İlki 1970 yılındaydı. Ünlü Baba iktidardaydı. “YetmiÅŸ sente muhtacız” dedi ve %70 devaluasyon yaptı. Dolar zıpladı. Enstitüde devlet memuruydum. Bereket aynı yıl içinde 657 Sayılı Devlet Personel Yasası kabul edildi. Böylece 35 Asli ile 525 TL olan maaşım 1.350 TL na çıktı. Bu nedenle devaluasyon ve enflasyon nedir pek anlamadım. İkincisi 1994 yılındaydı. Özel sektörde dokuzuncu yılımdı. Yeni satış sorumlusu olmuÅŸtum. Ara yöneticiydim. Ara yöneticinin “Tampon Rolü” ile ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamadığını çok iyi anlamıştım. Dolar yine zıpladı. Türk Lirasının deÄŸeri yarıya düştü. Ünlü Babanın öğrencisi hanımın “5 Nisan Kararları” açıkta yakalananları yaktı, geçti; deldi, geçti. Ne Ünlü Baba ne de Öğrencisi Hanım “TeÄŸet geçti” demediler. GerçeÄŸi gördüler. Yanlışta ısrar etmediler. Gereken kararları aldılar. GereÄŸini yaptılar. Åžimdilerde ise ne padiÅŸah ve ne de damadı “Acı Reçete” uygulamamakta ısrarlılar. Çünkü yakındaki yerel seçimlerdeki oy kaygıları ağır basıyor. Muhalefet ise kendi derdinde. Üzerlerine “Ölü Toprağı” serpilmiÅŸ. Nereye kadar ? Her neyse ! Biz yine 1994 e dönelim. Krizin ani ve kalıcı etkileri yakıcıydı. Avunulacak taraf, çalıştığım CIgillerin 150 yıllık geçmiÅŸinin mirası olarak yapıların ve sistemlerin saÄŸlam oluÅŸuydu. Buna ek olarak çalışanların birbirine olan güveni de tamdı. Yine de “Koyunun can derdi ile kasabın et derdi” aynı önem ve öncelikte deÄŸildi. Aklın yolu birdi. Satışlar artmıyorsa masrafları azaltmak ÅŸarttı. Ortak karar “Tasarruf etmek“ti. Bunun için iki seçenek vardı. İlki eleman çıkarmaktı. İkincisi ödemeleri minimize etmekti. Nabız yokladılar. Hiç eleman çıkarmadılar. Ödemeleri en aza indirmeyi ve çalışanların özveride bulunmasını “Kollektif Ruh” olarak gördüler ve bu yolda karar kıldılar. Bu karar alınmazdan hemen önce depo görevlimiz HY’ın bana yazdığı mektubu 1994 ajandama yapıştırmıştım. İşte o mektup:
24 Yıl önceydi; ülkesel kriz tasarruf yapmayı gerekli kılıyordu. Ara yönetici çırpınıyordu. çalışanın korkuları fazlaydı ve bakın nelerden vazgeçmeye razıydı…
CIgiller köklü ve ana firma destekli yapılarıyla, güçlü sistemleri ve çalışanların gönüllü ve özverili çalışmalarıyla bir yılda krizi atlattılar. Krizden ustalaÅŸarak çıktılar. Büyümelerini sürdürdüler. Ancak iki yıl sonra (Mart 1996) global sektör dinamiklerin baskısı altında düşman gibi pozisyon alan rakipleriyle birleÅŸme kararı aldılar. Bu karar “Atom Karıncalar“ın başına göktaşı gibi düştü. CIgiller, SAgillerle birleÅŸip NOgiller oldular. Bu birleÅŸmenin kimyası oluÅŸmadı. Bir potada kaynayıp da bakır ve kalaydan Tunç olamadılar. Daha çok salata kasesinde kendi özelliklerini koruyarak yola devam etmeye çalıştılar. Olmadı. Çok geçmeden, üç yıl sonra (Aralık 1999) ikinci bir global birleÅŸme yaÅŸandı. İsviçreli NOgiller, İngiliz ZEgiller ile birleÅŸti ve Syngiller ortaya çıktı. İşte bu üst üste gelen iki global birleÅŸmenin kümülatif etkilerinin üstüne bir de 2001 krizi patlayınca seyrettik biz gümbürtüyü. Ne yapı saÄŸlamdı ne de sistem. Çalışanlar ise henüz birbirlerine yeni merhaba diyorlardı. Yeni bir yapı test edildi. “Kuvvetlerin Ayrılığı” prensibine iÅŸlerlik kazandırmaya çalışırken bir “Başıbozukluk” ortaya çıktı. Herkes “Ben senden daha önemliyim” sevdasına düştü. İşte bu etkiler altında 2001 krizinden saÄŸ çıkabilmek için, ayakta kalabilmek için, hayatta kalabilmek için artık iki seçenek yoktu. Tek bir seçenek vardı. O da eleman çıkarmaktı. Pazarlama bölümünde 16 kiÅŸiydik ve 9 kiÅŸi çıkarıldı; 7 kiÅŸi kaldık. Çıkanlar mı yoksa kalanlar mı daha ÅŸanslıydı sorusuna farklı yanıtlar bulunabilir. Demem o ki; 1994 de “Kollektif Ruh“la haklarımızdan vazgeçtik; 2001 de arkadaÅŸlarımızdan. İşte 17 yıl önce Ege Beyin köşesinden dile getirdikleri. Bugünden farkı var mı sizce ? Bugün de “Babaya racon kestiriyorlar“. Bugün de “Bu da geçer yahu” deniyor. Demek ki tarih tekerrür etse de ders alınmıyor.
Rahmetli Baba’ya “Kurtar bizi baba” diyorlardı;ÅŸimdilerde ise “Yaktın bizi Baba” diyecekler ve “O” da “Ben sizin babanızım; ben ne dersem o olur” diyerek “Bu da geçer yahu” diye teselli bulacak !
Bugün 2018 krizinin etkileri altında “Satışı Artırmak ve Masrafları Azaltmak” için neler yapılabileceÄŸini zaman gösterecek. Ya pazar bir ÅŸeyleri dayatacak ya da biz gönüllü olarak birÅŸeyleri, taşın sert olduÄŸunu anlayıp ateÅŸ yakmadan yapacağız. Görelim bakalım CUMUCAWI Testinde neler yazacaksınız ?
Elimdeki iÅŸ kitabı özetinin son sayfasındaki boÅŸluÄŸa “İki Pizza ÖrneÄŸi” yazmışım. Nereden ve neden esinlenip de yazdığımı bilmediÄŸim iki pizza örneÄŸinde “Taban Fiyatı” ve “Hazza YaklaÅŸmak” ile “Tavan Fiyatı” ve “Acıdan UzaklaÅŸmak” dürtülerini anlatmaya çalışmışım. Bu örnek bana SSTC’deki “Altı Satın Alma Dürtüsü“nü anımsattı. Bu örneÄŸin ana mesajını bir baÅŸka yazıma konu yaparım.
“Süper Pizza” nın süperliÄŸinden vazgeçebilmek çok kolay deÄŸil. Peki ya bedeli !
SaÄŸlık ve esenlik dileklerimle; açık ve aydınlık yollardaki serüvenleriniz zor koÅŸullardaki sıkı hedefleriniz için sizi “COPCU” akrostiÅŸindeki gibi yaratıcı kılsın; fırsat yaratıcı kılsın; yarattığınız fırsatlarda yetkin kılsın; yetkinliklerinizi beceriye dönüştürüp verimli kılsın, üretken kılsın; özgün tarzınızla sizi ayrıcalıklı kılsın… Güç sizde. Siz yeter ki isteyin. Siz yeter ki pes etmeyin. Siz deÄŸiÅŸtirme cesaretinizi ve kabullenme sabrınızı hep güçlü tutun. Aradaki farkı anlamak, doÄŸru seçimler yapmak için bilgelik yolculuÄŸunuzu keyfili kılın.
Öykücü















