Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “Tanrının Dükkanı”

YaÅŸam Büfesinde “Tanrının Dükkanı”

“…Köyün orta yerindeki meydanda bir aÄŸaç vardı. AÄŸacın iki yana uzanan iki dalı vardı. Dalların üstü meyve doluydu. Köylüler koparıp yemeye korkuyorlardı. Çünkü bir daldaki meyvelerin faydalı, diÄŸer daldaki meyvelerin zararlı ve hatta öldürücü olduÄŸu söylenmiÅŸti ve bunun doÄŸru olduÄŸunu biliyorlardı. Hangi dalın faydalı, hangi dalın zararlı meyveli olduÄŸunu kimse bilmiyordu…Köy meydanında bir dükkan vardı. Dükkanda “Tanrının Dükkanı” tabelası asılıydı. Adam tabelaya bakıp ÅŸaşırdı. Yine de bu dükkandan herÅŸeyi isteyebileceÄŸine inanıp içeri girmeye karar verdi.  Adam dükkandan içeri girdi ve dükkan sahibinden kendisi, ailesi ve arkadaÅŸları için mutluluk, sevgi, akıl ve para istedi…Köyün yaÅŸlı bilgesi meydandaki dükkanın önündeki aÄŸacın altına gidip öğrencilerini yanına çağırdı. Kendilerine on gün sonra öleceÄŸini ve bir ay sonra da ahırdaki domuzun üçüncü yavrusu olarak yeniden dünyaya geleceÄŸini söyledi. Öğrencilerinden domuzun doÄŸumuna dikkat etmelerini ve üçüncü yavruyu hemen oracakta öldürmelerini istedi. Böylece dünyaya bir baÅŸka biçimde (domuz olmayarak) yeniden geleceÄŸini söyledi…” 

Babalar ve OÄŸullar, Emeksiz yemek olmaz (VAMS & SSTC Plus HAGEM3)

Merhaba

#HAYIR dır inÅŸallah diyerek kahvaltıdan sonra kafeteryaya geldim (burada internet daha güçlü). Hava ılınsa da yağışlıydı ve günümün “Keyif Bölümü”nün “İkinci Y”sini gerçekleÅŸtiremedim(k). Yürüyüş yapamadık. Dün de yapamamıştık. Gerçek gerekçelerimiz var ise de azıcık da olsa tembellik mi çöktü içimize diye düşünmüyor deÄŸilim ! Ne varki dünün etkileri sürüyormuÅŸ ve ardıllarının, artçıların etkisi yine sıkıntılı oldu. BoÅŸ vermek gerekse de veremiyoruz. Yusuf’a doÄŸru yürürken aklımdaki sorular, ne yapmalı, nasıl yapmalı ?

#HAYIR sana inanmıyorum diyor iç sesim haykırarak bir gazetenin manÅŸetinde yer alan ÅŸu sözlerin sahibine “Suya da sabuna da dokunacağım” diyor yeni haber spikeri. Biz köyde kırk kiÅŸiyiz. Birbirimizi biliriz. Sen bırak bireysel yaklaşımına, senin ortamın, patronun belli: Çin ÅŸiirindeki gibi “İşte taÅŸ, iÅŸte köpek / İşte taÅŸ, iÅŸte köpek / İşte taÅŸ, iÅŸte köpek / Taşı köpeÄŸe atamazsın, çünkü köpek senin patronun“. Suya sabuna dokunmak iÅŸ mi ? Ele dokun, eldeki kire dokun. Dokunabilir misin ?

#HAYIR bahane üretmiyorum; özellikle dün için. Bizim (C13XYZ) en önemli özelliklerimizden birisi olan “isteneni sorgulamaksızın yerine getirmek” tir. Bu hepimiz için hemen her koÅŸulda, her zaman ve mekanda geçerlidir. Kimi zaman kiÅŸisel iç dünya savaÅŸları olsa da bu ne yüzümüze ne de iliÅŸkilerimize ve eylemlerimize yansımaz (ne…ne … yapılı cümlelerde sondaki fiilin-yüklemin- olumlu yazılması gerekiyorsa da bazen elinde cımbız olanlar yüzlerdeki fazlalık kılları almak yerine bu sözcüğü çekip alırsa bambaÅŸka ters anlamlar çıkıyor diye ben bile bile hatalı da olsa cümlenin sonunu olumsuz yazıyorum). En büyük hasletimiz budur ve bu bizi güçlü (ve hatta farklı kılmaktadır). Bu nedenle dünya her cenahımızda (ortada ve yan kollarda, merkezde ve uçlarda) herbirimiz saÄŸlık sorunları ile cebelleÅŸirken bazen algı farkları oluÅŸup soru iÅŸaretli izlenimler olabiliyor. DoÄŸaldır. Algılarımız farklı; aklımızın kıvrımlarındaki renkler farklı ve biz bu farklılıklarla zenginiz; zenginleÅŸiyoruz. Bu nedenle kimi zaman yükselen tansiyonları yadırgamıyoruz. Çünkü güçlerimiz sınırlı ve bazen her yere yetiÅŸmeye çalışırken dağılıyoruz. Çok şükür ki dün Medical’de Çınar-Pınar’lı Nadire hanım; Pınar-NezuÅŸ’lu Aslıhan yolculuklarımız günü panikle baÅŸlatsa da akÅŸam olduÄŸunda sakinleÅŸmiÅŸti. Ta ki gecenin bir yarısında bir kolumuzun da Ege’de Minik Teyze için gayretler içinde olduÄŸunu görünce kimi zaman sessizliÄŸe bürünen iletiÅŸimdeki boÅŸlukları anlama olanağına kavuÅŸuyoruz. Dün iç ağımızdaki (C13XYZ) sesimize “günün muhsabesini yapıyorum” sözleriyle baÅŸlayan mesajımda bu duygularımı, algılarımı ve yargılarımı paylaÅŸmaya çalıştım. Ne iÅŸe yaramıştır ? zaman gösterecektir. Amacım bu kendi iç diyaloglarlarımız deÄŸil bu yazımda; amacım #HAYIR odaklı iletiÅŸimlerimi hızlandırırken dün Aslıhan’ın başında otururken Pınargillerin kitaplığından elime aldığım “Masal Terapi (Judith Malika Liberman)” kitabından bir mesaj paylaÅŸabilmek (Judith hanım 1978 Paris doÄŸumlu; TED İstanbul konuÅŸması: https://www.youtube.com/watch?v=eX14jqR8AXI)

#HAYIR Judith hanıma takılıp kalmak istemiyorum. Onun kitabından okuduÄŸum üç masalın mesajlarını aklımda kaldığı kadarıyla paylaÅŸmak istiyorum. Bundan önce biraz önce posta kutuma düşen ve Antalya yoluyla Florida’ya kadar gidip de bana kavuÅŸan AmcaoÄŸlu & Sam ikilisinin paylaşımı görselin linkini de vereyim ve içinde birkaç kez yinelenen “bu hainler mutlaka cezalandırılmalı” diyen Ken O’Keefe nin BİP Projesi’ne ait sözlerinin bugün bana, sadece ülkemi, ülkemdeki hainleri anımsattığını ve içimi fazlasıyla acıttığını, yüreÄŸimi kanattığını ifade edeyim (https://www.facebook.com/fatihyazicitr/videos/1573015142725600/). Bu konu burada bu kadarla kalsın ve ben yine Ben Dupré den “Kötülük Problemi” baÅŸlıklı felsefi düşünceyle boÄŸuÅŸmayı sürdüreyim. Neden böyle yapıyorum ?

#HAYIR amacım kafa karışıklığı yaratmak deÄŸil; zaten yeterince var hem ilgi ve etki alanımda hem de odak noktamda. Bu kadarı yeter. “Kötülük nedir ?” sorusu ve Tanrı var mıdır; yok mudur tartışmaları arasında “Kötülük Problemi” baÅŸlıklı bu çerçevenin MÖ.300 yıllarına uzanan bir geçmiÅŸi olduÄŸu görülüyor ve paragraf baÅŸlığındaki ardışık birkaç soruyu vermezden önce dikkat çekilen ÅŸu italik anlatımı aktarayım: “…Etiyopya’da siyasal istikrarsızlık ile etkisi daha da ÅŸiddetlenen kıtlık ve kuraklık, bir milyondan fazla insanın açlıktan can çekiÅŸerek ölmesine neden oldu…“. Buna bakınca teist/ateist görüşlerde “Tanrı bilgisiz mi; iktidarsız mı; kötü niyetli mi; yoksa Tanrı yok mu ?” soruları yeniden gündeme taşındı. Geleneksel dini anlatıma göre:

1.Tanrı alim-i mutlaktır; herşeyi bilir.

2.Tanrı kadir-i mutlaktır; herşeyi yapmaya gücü yeter.

3.Tanrı rahim-i mutlaktır; evrensel iyi niyet sahibidir, yapılması mümkün olan (faydalı olan) herşeyi yapmayı arzu eder.

O halde; insanlar açlıktan can çekişerek ölüyorsa; çocuklara tecavüz edilip, kafalar kesiliyorsa Tanrı bunları neden önlemiyor ?

#HAYIR amacım asla böylesi bir tartışmaya girmek değil; çünkü buna ne aklım erer, ne de bundan bir fayda türer. Ancak yukarıdaki üç temel sıfattan akılla şu çıkarımlar yapılabilir:

4.Eğer Tanrı alim-i mutlaksa, yaşanan bütün bu acı ve ıstirabın baştan aşağıya farkındadır.

5.Eğer Tanrı kadir-i mutlaksa, bütün acı ve ıstırabı önlemeye gücü yeter.

6.Eğer Tanrı rahim-i mutlaksa, bütün acı ve ıstırabı önlemeyi ister. O halde neden böyleyiz ?

#HAYIR bu sorulara ve çıkatrımlara odaklanmayacağım. Bu kadar yeter. Şimdi ben genç Judith hanımın kitabından aklımda kaldığı kadarıyla yazdığım girişteki mavi, kırmızı ve yeşil masalların (!) mesajına yer vermek istiyorum. Bundan önce yine aynı kitapta anonim olarak yer alan bir şiiri aktarmak istiyorum. Amacım ne ? diye sorduğunuzu hissediyorum.

#HAYIR amacım var bu ÅŸiirden medet umduÄŸum. Ardılını bugün de yaÅŸadığım gibi girdaplarda, kimi kırılma noktalarında rahmetli annemin zaman zaman diline düşen bir ÅŸarkının sözleri kulaklarımda çınlıyor: “Cihanda var mıdır acep böyle yar, sevsem azarlar, sevmesem azarlar…” ( istersenin rahmetli Müzeyyen Senar’dan: https://www.youtube.com/watch?v=FDa7b-9HpWc . Ancak bence bu ÅŸarkıya ait kayıtlardan en yalın sesle yüreÄŸe iÅŸleyeni Radife Erten’e ait olanıdır: https://www.izlesene.com/video/radife-erten-cihanda-var-midir-acep-boyle-yar/5611699). Bu gelgitlerle dün hastanelerde geçen ve sonunda bir iÅŸe yaramış olmanın hazzıyla ve azıcık da beceriksizliÄŸimi örnekleyen bir kıyaslama ile günü kapatırken bir de baktım ki çamlar devrilmiÅŸ… DeÄŸer mi ?

#HAYIR deÄŸmez. Yine de daldan dala atlayan bu kuÅŸun aklına takılı kalan girdapların sonunda kendine söylediÄŸi Mevlana’nın ÅŸu sözlerinden ötede deÄŸildir: “…Tüm günahların ve sevapların ötesinde bir yer var; seninle orada buluÅŸacağız…” Gölgeni keÅŸfet ve arka bahçende hangi deÄŸerli yetenekler gömülü bul çıkar (iÅŸte tam bu noktada yazıma eklediÄŸim filmdeki üç ana kaynağın nasıl ve neden buluÅŸtuÄŸuna anlamak için Cuma günü (13.01.2017) Netdirekt’te buluÅŸan eski/yeni dostların gözlerindeki ışığı ve yüreklerindeki umudu görüp gönlü ferah tutmak gerektiÄŸini anlıyorum. Bu üçlüyü ben herbirinin isimlerinden ikiÅŸer harf alarak oluÅŸturduÄŸum MACUN Sözcüğündeki kıvama, lezzete ve renklere benzetiyorum (MACUN’un ortasındaki “C” ortak harftir ve bundan pekçok anlam türetebilirsiniz. Önce “Niyet ve Zihniyet”). Sadece “Tanrının Dükkanı”ndaki görüntüyü açıklayıp yazımı sonlandıracağım:

 “…Köy meydanında bir dükkan vardı. Dükkanda “Tanrının Dükkanı” tabelası asılıydı. Adam tabelaya bakıp ÅŸaşırdı. Yine de bu dükkandan herÅŸeyi isteyebileceÄŸine inanıp içeri girmeye karar verdi.  Adam dükkandan içeri girdi ve dükkan sahibinden kendisi, ailesi ve arkadaÅŸları için mutluluk, sevgi, akıl ve para istedi. Satıcı dedi ki “Bu dükkanda meyve bulunmaz. Biz sadece tohum veririz“…”

#HAYIR dır inÅŸallah ! dermisiniz ? Hani herÅŸey vardı. Åžunu düşünün “Bahçenizde herÅŸeyin yetiÅŸebileceÄŸini bilseydiniz ne ekerdiniz ? Günlerini biçtiÄŸin hasatla deÄŸil ektiÄŸin tohumla yargıla. Bak bakalım o zaman neler bulacaksın, neler göreceksin, neleri azlatıp neleri çoÄŸaltacaksın ? Neleri yapacak neleri yapmaktan vaz geçeceksin ? “...Beni sevdiÄŸini söylemenden korkuyorum…” diyor ÅŸair. Neden korkuyormuÅŸ ki ?

#HAYIR mıdır bu korkuyu oluşturan öncüller, algılar, izlenimler ? Bir bilene sormak gerek. Şaire kulak verelim:

…YaÄŸmuru seviyorum diyorsun >YaÄŸmur yağınca ÅŸemsiyeni açıyorsun. / GüneÅŸi seviyorum diyorsun > GüneÅŸ açınca gölgeye kaçıyorsun. / Rüzgarı seviyorum diyorsun > Rüzgar çıkınca pencerini kapatıyorsun. / İşte beni sevdiÄŸini söylediÄŸinde Bunun için korkuyorum…”

#HAYIR korkularımızın bizi esir almasına rıza göstermeyeceğiz ve #HAYIR lı kararlarla aydınlık yollarda #HAYIR lara ulaşacağız.

Öykücü