Yaşam Büfesinde “@BİDE’nin Erkekleri”

“…Koleje gitmek isteyen genç bir kadın, başvuru formundaki sorulardan birini okuduğunda çökmüştü. Soru çok basitti: “Lider misiniz ?” Gerek dürüst gerekse sorumluluk sahibi bir kişi olarak “hayır” diye yazmış ve başvurusunun en kötü sonucu alacağını umarak teslim etmişti. Ancak kolejden kendisini şaşırtan şu mektubu almıştı: “Sayın aday başvuru formları üzerinde yapılan bir çalışma, bu yıl kolejimize 1452 yeni liderin katılacağını göstermektedir. Sizi kabul ediyoruz, çünkü bu kadar lider için bir tane de takipçi bulunmasının aynı derecede önemli olduğunu düşünüyoruz”Lideri lider yapan nedir ?…”

C13 Bizim evin halleri; @BİDE ve BE2019 “Babaanne Tatlısı”

Merhaba

Bu sabah kahvaltımda daha bir huzurlu iç yapım vardı. Neden ? diye sormadım kendime. Çevreme bu gözlerle bakmayalı epey zaman olmuştu. Portakal’la avunurum diye saat on dokuzlarda çöreklendiğim TV ekranının beni boğduğunu anladım. Bir süreliliğine uzak durmaya çalıştım. Pek beceremedim. Üstelik TV den kaçsam Sözcü ile aynı odakta yoğunlaştım. Bu sabah farklıydı. İçimde farklılığı hissedince beyin de arayışlarını buna göre çerçevelendirdi. “Beyin ne ararsa onu buluyor“. Bu sözleri 2004 yılında Mısır’da yaptığım “BEE” ana mesajlı sunumumda kullanmıştım. Kırılgan bir yapı ile hoşnutsuz olarak katıldığım bir yıllık toplantı idi. “Bravemen/Cesur Adamlar” diye film yapmıştım. CINOS‘un son evresinde üst düzey yöneticilik görevimi devrediyordum. Yine de rahat durmasını beceremiyordum. Üstelik “Zeytinyağlı” tepki ile “Özgürlük Alanımda” sert seçimler yapıp otoriteyi kızdırıyordum. “Buraya kadar” diye düşünüyordum. Ne var ki daha beş yıllık günlerim olacakmış CINOS‘un Syngilleriyle. Üstüne üstlük “CDM (Competence Development Manager)” gibi apayrı bir rolün ekstra öğretilerinde. İşte bu düşüncelerle sabah kahvaltısı sırasında FOX’lu İlker‘in gülümseyen yüzü ile konuk ettiklerinin sözlerine daha bir fazla dikkat eder oldum. Gazeteci Deniz Beyden sonra konuşan eğitim uzmanı Öztuna Norman‘ın sözlerine hayran kaldım (http://www.oztunanorman.com.tr/ https://www.facebook.com/normanoztuna). Özellikle “Rutini Bozmamak” konusunu çok sevdim. Üniversite sınavına girmek üzere olan gençler ve ebeveynlerine önerileri bir başka güzel geldi bana. Bu güzelliklerle C13 ün dinamiklerine baktım. Copcuların “Z Kuşağı Erkekleri” olan “@BİDE” nin “BE (Barış & Eren)” sini düşündüm. Bu arada yeniden internette Öztuna beyin linklerine döndüm ve Asude Defne Özkan‘ın Pace Üniversitesini kazanmasının öyküsünde (https://twitter.com/normanoztuna) torunum Barış’ın Hollanda Öğrenim Yolculuğunun olası sıçramalarını hayal etmeye başladım. “Öğrenim, Eğitim ve Üretim Üçlüsü“ne odaklanınca aklım şunları birbirine bağladı:

1.Köy Enstitüleri > https://derstarih.com/koy-enstituleri-ilkeleri/

2.Beyaz Zambaklar Ülkesi > https://www.youtube.com/watch?v=gDddhU0dFuI

3.Yalın Ayaklar Koleji > https://www.youtube.com/watch?v=l9uZNLmYnRI

4.Steve Jobs > https://www.youtube.com/watch?v=SVLoUWH0cmo

5.Son Ders > https://www.youtube.com/watch?v=rgmUyRcMG2I

6.Netdirekt & Netin > http://www.copcu.com/2019/05/05/yasam-bufesinde-kehanet/

7.Erol Mütercimler > https://twitter.com/MutercimlerErol/status/1092190668414427136

Özellikle son sıradaki Erol Beyin burada ne işi var ? diyenler için yanıtım babasının “Köy Enstitüsü” mezunu öğretmen olmasıdır. Çünkü benim için Köy Enstitülerinin ana mesajı olan “Öğretirken Üretmek, Üretirken Eğitmek” okulda yaşamın rutinlerinde yaşatarak “Birinci Masumiyeti” canlı tutarak çocuğu yaşama hazırlamaktır. Netgillerde de iş yaşamı aynı felsefe üzerine kuruludur. S.Jobs’un “aç kal budala kal” derken de verdiği mesaj aç kalmamak için üretmek ve budala kalmamak için öğrenmektir. Bunker Ray de Hindistan’da aynı düşünce ile öğrenmenin, eğitilmenin yapısını oluşturmuştur. Bunker beyin filmine bakın ve küçücük çocuk için hangi temel üç konunun ders olarak rutinlere yazıldığına dikkat edin. Yukarıdaki 7 maddenin hepsinde bu ana fikri görebilirsiniz. Buradaki “7″ bir başka konuyu çağrıştırmasın ve aklınıza sözde yedi adalet ustasının g*t korkusu ile verdikleri kararın safsatasında ruhunuz yeniden kararmasın. Bunun yerine acı ama gerçek Köy Enstitülerinin kapatılmasının ilk adımlarından bir örneği aktarayım: (https://odatv.com/ya-koy-enstituleri-kapatilmasaydi–19041828.html)

“…Meclis Başkanı Kazım Karabekir, “Yanına Şemsettin Günaltay ve Feridun Fikri Düşünsel’i de alarak, Köy Enstitüleri’ne öğretmen yetiştiren Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü ziyarete gider. Karabekir’in ziyareti nedeniyle Okulda, öğrencilerin de katıldığı bir karşılama töreni yapılır. O sırada Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde öğrenci olan Prof Dr. Mehmet Başaran, Karabekir’in okulu ziyareti sırasında yaşananları şöyle anlatıyor: Kazım Karabekir, kaşlarını çatarak topluluğa döndü. Sert bir sesle: “Dinlediklerimiz güzel de, bir de Hakkı Tonguç için bir marşınız varmış sizin. Şimdi de onu söyleyin bakalım“. Salon durgunlaştı, birbirine bakıp kaldı herkes. Öyle bir marş anımsamıyordu kimse… “Canım içinde köylü efendimiz filan lafları geçiyormuş içinde…“Haaa anladım” dedi Yüksek Köy Enstitüsü Eğitimbaşı Hürrem Arman: “Ziraat Marşı çocuklar, Ziraat Marşı, başlayın“. Ölüyü bile canlandıracak güçlü bir ses yükseldi salonda: “Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine / Milletin her kazancı milletin kesesine / Toplandık baş çiftçi Atatürk’ün …“. Atatürk’ün adı geçince, hop etti yerinden fırladı Karabekir: “Kesin! Yeter!” diyordu. Hoşlanmamıştı Atatürk’ün adının geçmesinden. Meclis Başkanı Karabekir, bu tepkisiyle okulların kapatılacaklarının mesajını verir. Nitekim Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, 27 Kasım 1947 tarihinde, kapatılır…” Doğruysa eğer ben hep rahmetli Karabekir’i daha bir fazla Atatürkçü sanırdım. Meğer o da asrın lideri gibiymiş tee yetmiş yıl önce…

O aslında koskoca adamdı ve ben çocukken böylesine çocuksu bir iş yapıp da etrafıma zarar verdiğimde rahmetli annem aynen şöyle derdi: “Şimdi g*tün dinlendi mi ?“. Şimdilerde nice koskoca, g*tünün kılı ağarmış adamlar utanmadan, sıkılmadan, ramazan demeden, gözümün içine baka baka yalan söylüyorlar. Yüzleri kızarmıyor. Aslında Köy Enstitülerinin kapatılması ellili yılların başlarında Demokrat Parti’ye nasip olmuşsa da sonradan öğreniyorum ki bu yolda ilk adımı seçimi kaybetme korkusuyla kırklı yılların ikinci yarısında rahmetli İnönü atmış. Bugünün liderine bakıyorum ve seçimi kaybetme korkusuyla akla gelmedik neler yapıyor; yaptıkları ne akla ne da vicdana sığıyor. Sahi siz vicdanın kaç numarada müjganla beraber çalıştığını biliyor musunuz ? Neyse yoldan sapmayalım; yoldan çıkmayalım ve sadede gelelim.

Biz Copcuların (C13) “@BİDE” sini oluşturan “Z Kuşağının İki Erkeği (BE)” 2019 yılında 19 yaşındalar. Benim 19 yaşındaki yıllarımı (1964) düşünüyorum ve 04.04.1964 de nişanlandığımızı anımsıyorum. Hem de bugün düşünmek bile istemeyeceğimiz olumsuz gibi görünen (Her zaman aklınızda bulunsun: SSTC Öğretilerinde hiçbir zaman “olumsuz” yoktur; en fazla “olumsuz gibi” vardır: seemingly negative) yaşam koşullarında. Büyük oğlum Ümit’in 19 yaşını (1985) düşünüyorum. On altı yıldır çalıştığım kamudan istifa edip özel sektöre geçtiğim yıldı. Hem de adını “Ciba-Geigy” bilip de yasal olarak “Sağlık Müesseseleri” olan şirkete. Uyum zorluklarım çoktu. Kırk yaşında verdiğim bu karar hem geç kalmış bir dönemeç gibi görünüyordu hem de hiçbir hazırlık ve özümseme süreci olmadan birdenbire, çok ani olmuştu. Ortanca oğlum Eray’ın 19 yaşını düşünüyorum: 1988. Özel sektöre alışmıştım ve sevgili Eray öğrenim ve üretim süreçlerinin hiçbirinde hiç bir zaman bizi sıkıntıya sokan bir oluşum, gelişim ve açılım içinde olmadı. Peki ya küçük oğlum Kerem’in 19 yaşı… Yıl 2000 ve CINOS‘un CI’den NO’ya geçişinin sancıları bitmeden ikinci global birleşmeyle SYN’leştiği evrenin dinamikleri bir başka yoğunlukta bizi etkiliyordu. Yaşım 55 di ve her şey yeterliydi; olgunlaşmıştı. Toplam çalışma sürem 30 yılı aşmıştı. Tüm sosyal haklar sağlanmıştı. Özel sektörün her üreten ve öğreten aşamalarında yeterince yol almıştım. Her an emekli olmaya hazırdım. Böylesine olumlu görünürken bir pazar sabahı yürüyüş ritmim düştü ve ertesi hafta içinde anjio ve by-pass birbirini izledi. Ve 2019 de “@BİDE” nin “BE” sindeki 19 yaş gelişmeleri…Yıl 2019.

Sevgili Eray/Özgen’in oğlu torunum Eren, 2018 yılında babası, amcası ve dedesi gibi İzmir Atatürk Lisesi‘nden mezun oldu ve 2019 da bugün Sabancı Üniversitesi’nde ilk yılını tamamlamak üzere. Böylece Eren de İzmir’den sonra İstanbul yaşamının rutinleri öğrenmeyle, üretmeyle (!) ve eğitmeyle yolculuklarını şekillendiriyor. Binlerce şükür; hiç bir emek boşa gitmiyor. Peki ya Barış !

Aynı yaşta olmasına rağmen annesi ve teyzesi gibi “İzmir Amerikan Kolejli” olması nedeniyle bir yıl geriden gelen Ümit/Pınar’ın oğlu, torunum Barış da IB diplomasını alarak, hepimizden çok daha iyi ve pratik İngilizcesiyle kulakları çınlasın Baybars’ın bile övgüsünü almış olan Barış da yüksek öğrenimini Hollanda’da sürdürmek için kapıları açmıştır: The God’s doors are open for all. Daha ne ister insan ? Binlerce şükür.

Allah Eren gibi, Barış gibi ve yakında aynı yolun yolcusu olacak olan İrem ve Duru gibi tüm çocukların yollarını açık ve aydınlık etsin; onları üzmesin ve “Her şeyin çok daha iyi olması için” onlara güç, kuvvet versin; bize de dualarımızla sabır…Şimdi arşivimden bir şeyle bulayım da yazıma görsel olsun.

Öykücü