Yaşam Büfesinde “Sigara Kâğıdı”

“…İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Atatürk’e geldi, elindeki dosyayı göstererek, “Antalya’da bir köylü size hakaret etmiş; savcılık dava için izin istiyor” dedi. Atatürk’ün kaşları hemen yukarı kalktı: “Niye ? Ben ne yapmışım ona ?”…Ünlü gazetecilerimizden rahmetli Burhan Felek, bir başka ünlü gazetecimiz Zekeriye Sertel’le Atatürk üzerinde sohbet etmektedir…Burhan Felek, Atatürk’ün rakı rohbetlerinden, her akşam bilardo oynaması ve diğer alışkanlıklarından bir zayıflık ve kusur olarak söz açar...”

PLN-ACA > “Yaşam Bohçası” ve MC>Değişme ve Dönüşme Öğrenme Yolculukları

Merhaba

Yılın son ayını ortalayan yeni bir haftaya başlıyoruz. Sabah yürüyüşü için dışarı çıktığımızda hava hem kapalıydı hem de çok rüzgarlı. Yağarsa fazla ıslanmamak için, sahil yerine sitenin ortasındaki, kafeteryanın etrafındaki tartan (!) pistte yürüyüş yaptık. Dut yaprakları sararıp dökülüyor ve burada da manzara bir başka güzel. Hele bir de daha önceden dökülüp de kuruyup gevrekleşmiş olan yapraklara basınca çıkan hışırtılı kırılma sesi yürüyüşe daha bir güzel fon müziği katkısı yapıyor ve çocuk gibi (su birikintisine basmak gibi). Yürüyüşe yeni başlamıştık ki gelen telefon üzerine bugün bize sevgili küçük (pek de küçük sayılmaz) bir konuk geldiği haberini aldık. Sevindik. Aslında sevinemedik. Mevsim rahatsızlığı nedeniyle okuluna gitmeyen (gitmek istemeyen ve bu isteği kıramayan yumuşak huylu ebeveynlerin fazla duygusal tutumuyla) konuğumuz ev ödevi olarak yanında “Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler” kitabını getirmiş (Süleyman Bulut; http://www.kitapyurdu.com/yazar/suleyman-bulut/3454.html ). Kitapta konuğumuz İrem bazı yerleri fosforlu kalemle işaretlemiş. Oralara baktım. İrem’e nelerin, neden ilginç geldiğini çözmeye çalıştım. Bunlardan ikisini alıp yazımın girişine konu yaptım Neden başlık olarak “Sigara Kağıdı”nı seçtim ?

Çocukluğumda (ellili yıllarda, babam Soma’da köfteci/Dondurmacı iken ve ben de onun işçisi olarak çalışırken) boyum kısaydı. Yukarıdaki bazı şeylere uzanır erişmezdim. Köfte ızgarasına erişmezdim. Dondurma dolabından dondurma alıp külaha koymaya erişemezdim. Bu durumuma bakıp dalga geçerler ve uzaktan laf atarlardı. Benim gibi kısa boylular için “Ayağının altına sigara kağıdı koy” diye dalga geçilmesine çocuk yaşımda kızar mıydım ? bilmiyorum.. Sigara kağıdı çok incedir. Ayrıca tütün sarıp içmede sağlığa zararlı kimyasallar içermemesi gerekir (gerçekten de içermez mi yoksa onca zararlı madde içeren tütünün yanında kağıda ekstra bir duyarlılık göstermek mi anlamsızdır ?). Bu anımı dile getirmek için başlığa “Sigara Kağıdı” koymayı yeğlemiş olabilirim. Bence fena da sayılmaz yani ! Mavili olan ilk öykünün devamını ve verilmek istenen mesajı yazayım mı ?

“…İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Atatürk’e geldi, elindeki dosyayı göstererek, “Antalya’da bir köylü size hakaret etmiş; savcılık dava için izin istiyor” dedi. Atatürk’ün kaşları hemen yukarı kalktı: “Niye ? Ben ne yapmışım ona ?“. Şükrü Kaya açıkladı: “Köylünün aldığı paketin içinden sigara kağıdı çıkmamış. O da sigarasını gazeteden kestiği bir kağıda sarmış. Çakmağı çakınca gazete kağıdı alev almış, dudakları yanmış. Bunun üzerine “O köşkünda hazır sigara içiyor, ben parasını verdiğim pakette sigara kağıdı bulamıyorum” diyerek şahsınıza hakaret etmiş” Olayı dinleyen Atatürk, “Anlaşılan beni padişah sanmış” dedi ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya şu olayı anlattı: “Ben de Trablusgarp Savaşı’nda tütünü gazete kağıdına sararak içmiş ve bıyıklarımı yakmıştım. O yüzden hiç sigara içmeyen devrin padişahı Sultan Reşat’a küfretmiştim. Köylü haklı. Sen onu mahkemeye vereceğine, paketin içinden sigara kağıdı çıkmasını sağla. Ayrıca kendisine içtiği tütünden bir koli gönderilerek özür dilensin… Yalnız dikkat edilsin, paketler sigara kağıtsız olmasın.”.

Büyük adamdı Atatürk. Bugünlerde özellikle aklımızdan, yüreğimizden silme gayretleri planlı, programlı yürütülüyor olsa da gerçekliği kabullenen dürüstlükle, zor koşullarda, örnek olarak ortaya konan prensipler o kadar güçlü ki silemezler. Silmeye güçleri yetmez. Tıpkı “F 451″ deki gibi “Kitapları Yakma” gayretlerini boşa çıkaracaktır bugün bana elinde bu kitapla gelen İrem ve benzerlerinin verdiği umutlar… Peki ya kırmızılı öykünün mesajı nedir ?

“…Ünlü gazetecilerimizden rahmetli Burhan Felek, bir başka ünlü gazetecimiz Zekeriye Sertel’le Atatürk üzerinde sohbet etmektedir…Burhan Felek, Atatürk’ün rakı rohbetlerinden, her akşam bilardo oynaması ve diğer alışkanlıklarından bir zayıflık ve kusur olarak söz açar. Onu dikkatle dinleyen Zekeriya Sertel, şu yanıtı verir: “Adam hepimiz gibi kusurları olabilen bir adam. Eğer  kusursuz bir evliya gibi yaratılmış olsaydı, bu sıfatların yanındaki o emsalsiz kuvvet ve dehasının ne önemi olurdu ? Adamın büyüklüğü burada...”

Bir de bu güne bakalım. Suratında meymenet kalmamış olanların, binbir yalandan burnu uzamayanların kıçının kılı olmayı maharet sayan bir toplumda hangi yoklukların öğretisinden daha çok hangi çoklukların dejenerasyonuna uzanan kokuşmuşluk sürecinde cemaat cemaat çöreklenen kötülüklerle yiten umutlarımı “Adam gibi adam olmanın” günah ve sevaplarıyla söylem ve eylemlerin tutarlılığında nasıl kaostan kurtulacağımızı, nasıl dün yine ölümlerle canları yakan terör kıskacından çıkacağımızı sadece ve sadece Atatürk’ün yaşamına yansıyan prensiplere inanıp uygulamakla çıkabileceğimizi göreceğiz . Enseyi karartmadan, umutları tam yitirmeden ne yapmalı ve nasıl yapmalı ?

Üç soru vardı ardışık PLN-ANT/D&D Öğrenme Seanslarını dört kez yinelerken iki hafta önce. Beş yıl önce de katılmıştım aynı grubun beraberliğine biraz daha fazla rol üstlenerek. Bu kez otuz yıl öncesinden bir konuk ta (Sevgili Atilla Cumhur Akın/ ACA) renk katmıştı kısa birlikteliğe. Kerem henüz beş yaşındaydı ve biz Tepecik’te otururken bize ara sıra konuk olurdu ACA  ve elindeki tombala torbasını uzatıp “Hadi oynuyalım” derdi Kerem. “Tombala” sözcüğüne bir de adının baş harfine eklerdi Kerem ve bizim anılarımızda o günler hep “Tombalak” olarak yer etmişti. Bir montaj filmimde ACA nı kariyer/ustalık yolculuğunu da ayrı bir bölüme konu etmiştim. Birgün yeri gelirse onu da yazılarıma görsel kılarım. Bakalım bu yazıma nasıl bir eklenti yapacağım ?

Ne olursa olsun; ister İrem’in bugün mevsim rahatsızlığı nedeniyle okula gitmeyip bize konuk olması (şu an ben yazımı yazarken o da bitirdiği Atatürk kitabından özet çıkarmaya çalışıyor. Belki de yazdığım bu kısa öykülerden birinin çerçevesinde yazacaktır (ne de olsa şu an benden ve benim seçimlerimden çok etkileniyor. O halde ben de seçimlerimde daha duyarlı olmalıyım. işte rol model olmak böyle bir şey. Sadece seçilmiş bir zaman diliminde özel bir gayretle değil rutinlerin her anında, içten gelen bir duyarlılıkla rol modelliği üstlenmek demek ki bu da birazcık öze yerleştirip, gereksizleri, safraları atabilmekle ilgili)). Çok mu zor yapabilmek ?

Tam bu soruyu kendime sorup da yeni bir paragraf açmaya çalışırken İrem elinden kalemi bıraktı ve bana döndü. Ekranıma bakıp ne yapmaya çalıştığımı sorguladı. Ben de “Kendinizi Sorgulayın” temalı ppt görselimi açıp ona “Ne, neden ve nasıl ?” üçlü soru kümemi anlatmaya çalıştım. Yaptıklarımı sorguladı ve “güven” kavramına odaklandı. Sözlerini “önce güven; güven olmazsa diğer ikisi olmaz ki…” deyip geçen gün okullarında yapılan “Ergenlik” anlatımını bana anlattı. “Biz de orada 3 soruyla kendimizi sorgulamayı” öğrendik. Ergenlik dönemindeki olası değişimlerin etkisiyle yaptıklarımıza bakıp kendimize üç soru sormayı öğrendik:

1.Yasal mı ?

2.Bana yakışır mı ?

3.Aileme anlatabilir miyim ?

“Wooow!” Gerçekten de ha ergenlik konusu olsun İrem (10 yaş) için ha “Değişim ve Dönüşüm Yolculuğu” olsun PLNgiller için. Sor bakalım kendine; yaptıkların ya da yapmadıkların; yapmayı isteyip de yapmadıkların; ya da yapabileceğin halde yapmadıkların veya mecbur olduğun halde yapman gerekip de yapmadıkların ya da yapmaman gerekip de yaptıkların,

1.Etik mi ?

2.Sana yakışıyor mu ? (> İçine sindirebiliyor musun ?)

3.Patrona anlatabilir misin ?

Ne yazık ki ister kurum kültürü, ister liderlik modeli, isterse iletişim dili neden olsun çoğu zaman sıkıntıları halının altına süpürmek ve “bu da geçer” diyerek zamana yaymak sıkıntıları soruna dönüştürmekten öte bir işe yaramıyor. Tıpkı padişahın kızına aradığı ideal damat adayına doktorun verdiği rapordaki “İBBİY” kısaltmasına bakıp da daha sonra başını taşlara vurması gibi. Görmek için ve asıl önemlisi zamanında görmek için tedavi değil koruyucu önlemler almak için “kendinizi sorgulayın”; hepiniz… Neden yapılmaz ki ?

İki temel nedenden dolayı “kendinizi sorgulayın”:

1.Kendinden hoşnutluk kaçınılmaz düşüşün en büyük nedenidir. Hoşnutluğunu sorgula…

2.Eşit olmayan kişilere eşit davranmak en büyük eşitsizliktir. “Nabza Göre Şerbet” veya “Adamına Göre Muamele” için kendini sorgula.. Çok mu zor ?

Bence değil. İnancın güçlüyse neden zor olsun ki ! Nice öğrenme yolculuklarınız hep keyifle geçsin aydınlık yollarda.

Öykücü