Mustafa COPCU » Blog Archive » YaÅŸam Büfesinde “Yedi Onluk 4”

YaÅŸam Büfesinde “Yedi Onluk 4”

“…Camide uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuÅŸ, iyiliÄŸinize dua ediliyor ve tüm haklar helal edilmiÅŸ vaziyette. Sandıktan doÄŸruluyorsunuz, yaÅŸlı, olgun ve ağırbaÅŸlı olarak. Herkes etrafınızda büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar, torunlar, hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. DoÄŸar doÄŸmaz devlet size maaÅŸ baÄŸlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaÅŸ, hazır ev…Altmışlı yaÅŸlara kadar herÅŸey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. SaÄŸlığınız gittikçe düzeliyor. Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Birgün çalışmak istiyorsunuz ve ilk iÅŸe baÅŸladığınız gün size hoÅŸgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.  Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan deneyimli biri olarak iÅŸe baÅŸlıyorsunuz. Herkes karşınızda elpençe divan… Bedeninizde de bazı hoÅŸa giden hareketler baÅŸlıyor. Keyfiniz artıyor. Gittikçe zayıflıyor ve forma giriyorsunuz. DiÄŸer hormonal aktiviteler artıyor, fevkâlade… Aman ne güzel günler baÅŸlıyor… Derken birgün patron size “artık üniversiteye gitsen daha iyi olur” diyor. Bu arada babanız ortaya çıkmış “Fazla çalıştın” diyor; “artık eve dön, iÅŸi bırak, okumaya baÅŸla, harçlığın benden olsun…” Keyfe bakar mısınız ? OkuduÄŸunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem baÅŸlıyor. Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor. Dwerken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye baÅŸlıyor, araba kullanma derdi yok artık… Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar. “Evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” diyorlar. Mamanız aÄŸzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya baÅŸlıyorsunuz. Derken anneniz birgün size süt verme kararını alıyor va baÅŸka bir keyifli dönem baÅŸlıyor… Mama artık her yerde, her an ve en taze ÅŸekilde hazır. Birgün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için, aÄŸzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuÅŸacık, gürültü ve patırtısız bir ortamada yaşıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor ve ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. Ve günün birinde müthiÅŸ keyifli bir orgazm ile hayatınız bitiyor…Nasıl ama; iÅŸte YAÅžAMAK…”

Merhaba

Yazımın girişindeki öykünün başına şöyle yazmalıydım:

“…YaÅŸamın en tatsız tarafı sona erme ÅŸeklidir. Şüphesiz ki yaÅŸamı tersten yaÅŸamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu…”

On yıl önce güzel bir Mayıs günü Paris’in doksan kilometre kuzeyindeki bir ÅŸatonun Ekvator ormanları ile “jungle” yapılı aÄŸaçlarının arasında “sezgi yürüyüşü (intuition walk / medicine walk)” yaparken kendime sorduÄŸum tek bir soru vardı: “Bu dünyaya neden geldim; varlığımın nedeni ne ?”. Bu soruyu yarım saat boyunca tekrar tekrar kendime soruyordum. Sorunun yanıtını aramak için bilinçli bir düşünce içinde olmadan sadece iç sesimi duymaya çalışıyordum. İç sesimi duyabilmek için aÄŸaçlar arasından süzülen güneÅŸ ışığına, yaprakların hışırtısına, börtü böceÄŸe bakıp sessizliÄŸin sesinde iç sesimi bulmaya çalışıyordum. Bu yaptığım da “F2-Çerçeve Çalışmaları / Omurga Kullanımı İle Liderlik Modeli“ni anlamaya çalışmamın, öğrenip içselleÅŸtirme gayretimin etkili olabilmesi için dört bölümde yapılandırılmış “32 Küçük Beceri” den birini kullanmayı öğrenmekti. Daha sonra, bir ay sonra, ÇeÅŸme’de Bayan Zora’nın öncülüğünde “katalist rolü” ile öğretme görevi üstlendiÄŸimde; üç ay sonra Ajlan Beyin önderliÄŸinde Bolu’da  “yardımcı lider rolü” ne geçtiÄŸimde ve yıl sonuna doÄŸru da (2005) yine ÇeÅŸme’de “Lider Rolü” ile tam sorumluluÄŸu yüklendiÄŸimde “F2 Öğretileri”nden “sezgi yürüyüşü“nü birkaç kez yineledim. Ben o iÅŸi çok sevdim. İşte o 32 Küçük Beceri’den bir diÄŸeri de “Personal Shield / KiÅŸisel Kalkan (YaÅŸam ÅŸeması)” idi ve son dört yazımda bu beceriyi kendimi ele alarak, küçük bir otobiyografi yapmaya çalışarak içselleÅŸtirmeye çalışıyorum.

Bu seriye ait ilk yazımda yetmiÅŸi aşıp da yaÅŸam gölünün karşı kıyısına kulaç atarken ve rahmetli S.Jobs’un sözlerine hak vererek yaÅŸam çemberimi “yedi onluk” a böldüm. Her dönemden beni ben yapan önemli olumlu/olumsuz olayları, duygularımı ve algılarımı düşünüp kendim için bir kavram ve bir sembol oluÅŸturdum. Her dönem için bulduÄŸum, kabullendiÄŸim;

*BaÅŸarı formülümün “2P” si olan “Patient & Persistent”in karşılığı olarak “sabır ve sebat“ta karar kılıp gereÄŸinde inançlarına göre statüko için direnen inatçılık ve çoklukla da deÄŸiÅŸim için zorlayan inatçılık için “çıpa“yı sembolüm seçtim.

İlk dördünü ilk yazımda detaylandırdım. İkinci yazım çocuklarımın evlilik yıldönümüne rastgeldiÄŸi için takdim tehirle (sıralamada yer deÄŸiÅŸtirip sonrakini öne almak) altıncı onluk (1996-2005)’a geçtim ve üçüncü yazımda beÅŸinci onluk’a geri döndüm. Åžimdi de yedinci onluk’la bu seriyi tamamlamak isterken “altıncı onluk” ta pekçok önemli olguyu atladığımı anladım. DiÄŸer bir deyiÅŸle altıncı onluk’ta daha çok (ya da sadece) Kerem&Zeynep 2005 (12 Haziran) evlilik konusuna odaklı olunca o dönemi yeterince anlatamadım. Bu nedenle ÅŸimdi altıncı onluk’la devam edip yedinci onluk’la bitireceÄŸim veya bunu bir sonraki yazıma bırkacağım.

6.Altıncı onluk (Krizler ve By-pass; 1996-2005): İş yaÅŸamımda ve saÄŸlığımda en kritik onluk. Bu dönemin başına ve sonuna imza atan kiÅŸi ise Taner. Dönemin başında 1994 krizinin kayıplarını gidermeye çalışan, push/pull dengeleriyle mesleÄŸini etkinleÅŸtirerek satışta kendi kulvarını yaratmaya çalışan gayretlerimi destekleyen bir amir ve merkezde geliÅŸen bir dalganın (FST Projeleri) yansıyan etkilerini akıllıca kullanan bir otorite idi. Kriz yılında (1994 Seferihisar’da “Allah’ım batıyoruz; ne iÅŸimiz var burda ?” duygularım) eÄŸitime verdiÄŸi önemi artıran CINOS‘un ilk evresindeki yüzelli yıllık, kökleÅŸmiÅŸ kurum kültürünün yansımaları için  daha sonra bu onlukta Alev’le birlikte SSTC alanlara “Liderlik ve Koçluk Öğretileri (LCWS)” çabasındayım. O sırada tanıdığım Taner’i çok sevdim, meslektaÅŸ olarak sahip olduÄŸu deÄŸerlere imrendim. LCWS sırasında defterimin bir yanına şöyle yazmışım:

“…Saat 23.30-24.00 Lobi Barda dertleÅŸme; Gerçekten ” Biz,Ciba” olacak gibi görünüyoruz. İnÅŸallah salt süre ve CG deki yaÅŸamım bu heyecanların gerçekleÅŸtiÄŸini görür. Sevgili TA’ın sözlerinde, çaba ve umutlarında, gençliÄŸinde ve gözlerindeki ateÅŸte parlayan bu heyecanlar yaÅŸar, inançlarının gücü yeter ve görürüz. Onunla birlikte olmak, sözlerini duymak beni derecesiz mutlu ediyor. Ayrıca mesleÄŸim adına gurur duyuyorum. EK, VA ve diÄŸerlerine yargıdan çok salt anılarla yönelmem bile beni bazen mutsuz ediyor, insana sisteme galip gelip inÅŸallah insanlara insanca ulaÅŸabilir. BirÅŸeyler düzelir. Buna karşı güçler hâla çok güçlü görünüyor. Çarkın diÅŸlerinden TA adına korkuyorum. Bana hayır demeyen ve beni muhatap kabul etmeyen, bana sessiz kalana kızgınım. Sırça köşklerinden çıkmayan, bana uzak kalmaya özen gösteren çoÄŸunluk yönetiminde TA’a ÅŸans tanımadığım gibi üzülmekten de kendimi alamıyorum. Bu dört günden sadece bu beraberliÄŸin hazzı (smell of team work) bana yeter. Yarınlar güzel olsun diyelim Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler…”

Bu düşünceler içindeyken Mart 1996 da başımıza göktaşı düştü. Yüzelli yıllık mazisi olan ve aynı nehrin yakasında birbirine komÅŸu iki kimya ÅŸirketi (biri CG olarak biziz) global olarak birleÅŸti. Türkiye’de küllerinden yeniden doÄŸarak ortaya çıkan ve pekçok eski rakipten daha kindar olan grupla birleÅŸmenin apayrı bir etkisi vardı. Olmadı. Üst yönetimdeki kavga lobiciliÄŸi güçlü olan CG tarafından oyun yeniden yazılarak lehimize sonuçlandı. Sultana Projemiz için İsviçre’den denetime, deÄŸerlendirmeye gelmiÅŸ olan Dr.Ruegg ile AlaÅŸehir baÄŸlarından ÇeÅŸme’ye bahçemizdeki akÅŸam yemeÄŸine geldiÄŸimizde SNZ grubunun tasfiye edilip CG grubunun baÅŸa geçtiÄŸi müjdesini almış ve ÅŸampanya patlatmıştık. Bu fotoÄŸrafta Alev ve FatoÅŸ, TA, AİB, TÖ ve eÅŸi ile MÇ vardı. Böylece 1997 de CINOS’un orta evresinde NO’laşınca bana da Satışın Bölge Müdürlüğünü devredip TA ın yarattığı MDM (Pazar GeliÅŸtirme Müdürlüğü)nü etkinleÅŸtirmek düştü. HerÅŸey iyi gibiyken kiÅŸisel bir hatanın bedeli olarak ÅŸirketten ayrılmak zorunda kaldı (1998 Yazı). Bu beni çok üzmüştü. BoÅŸluk oluÅŸtu; baÅŸssız kaldık. Yeni pozisyonlara yeterince ehil kiÅŸiler gelmedi. Sektörün doÄŸal yapısında piÅŸmemiÅŸ ve push(t)’luktan ötesine pek inanmamış ellerde vaziyeti idare ederken bir yıl sonra rakibe (ZNC) CEO olduÄŸunu öğrendim. Böylesi rakip sevilir; en azından rekabette çıta yükselmiÅŸtir. O yılın sonlarına doÄŸru (1999 Kasım ayının son günleri) NezuÅŸ, Amerika’dayken ve ben ÇeÅŸme’de yeni bir SSTC Öğrenme YolculuÄŸundayken gecenin yarısına doÄŸru çalan telefonumda o vardı. Åžaşırmıştım. Mutlaka haberi var olmalı ki ertesi gün CINOS’un üçüncü evresine geçtiÄŸimizi ve İngiliz kanı da alarak SynleÅŸtiÄŸimizi öğrendim. Dört yıl sonra bu kez yeni bir birleÅŸmeyle İngiliz kanı da katılınca (ZNC ile) bu kez yine TA ın yarattığı görevle elek üstünde kaldım (2001). O da bir zamanlar beklenmedik bir anda, azıcık da kırgın olarak ayrıldığı ÅŸirkete CEO olarak geri döndü. Bu oluÅŸuma iki mesaj sığdırabilirim:

1.”Çıktığın kapıyı asla sert kapama”; birgün aynı kapıdan tekrar girmek durumunda kalabilirsin. Bunu Taner’den çok bu ismin iki hecesinin yer deÄŸiÅŸtirmesiyle oluÅŸan isim için 1993 de “korniÅŸon yetiÅŸtiricem” diyerek komik bir ayrılık öyküsü yazanda görebiliriz ki tekrar girmesi olanaksızdı ve öyle de oldu…

2.“Dönüşüm muhteÅŸem olacak…” Öyle de oldu. Yılların kurduna tanınan ÅŸans altı ayı geçmedi. DOD 1 (Do Or Die) i anlayamayan İstanbul aristokrasisiyle tarıma boÄŸazın serin sularından bakanlar tarafından kriz yönetimi baÅŸarılı olamadı ve “O” tekrar baÅŸa geçti. Ben de dört yıl sonya (2005) yine TA’ın yarattığı CDM (Yetkinlik GeliÅŸtirme Müdürü) olarak taÅŸeron firma kanalıyla emeklilik sonrası ekip içinde kaldım ki bu da ayrı bir öykü.

Demem o ki; bu altıncı onluk öyle gelgitlere sahip ki o sırada torunlarım Barış ve Eren’in doÄŸumlarıyla (2000)  ABİDE‘nin “A” dan sonra “BE” sinin tamamlandığını yazmak bile kaoslara odaklı olmamın önüne geçemedi. Rahmetli Evren’in dediÄŸi gibi “Netekim” bu sıkıntılarla farkına varmadan kalp rahatsızlığı içinde olduÄŸumu ancak Nisan 2000 baÅŸlarında “gaz olmalı bu sıkıntı” düşüncesiyle, elimde seyahat çantası ve Maxer Projem içiefterime neler yazmışımn NevÅŸehir’e gitmek üzere yola çıktığım gün Atakalp Hastanesine kontrole gittiÄŸimde öğrendim. Hem de ne öğrenme ! Pazartesi günü eforlu test ve “sende ciddi bir sorun var” > Salı günü anjio “dört damarın tıkalı” > PerÅŸembe gün doktor oÄŸlum Eray, Kars’tan geldi, ekibi kurdu ve by-pass… Az kalsın Abbas yolcuydu; tıpkı onaltı yıl önce annem gibi…

En zararlı olanı insanın kendisini kandırması. Bir hafta sonra kızım Dr.Özgen elimden tutup da zorla Atakalp’e götürmeseydi… Bakın 28.03.2000 tarihinde defterime neler yazmışım:

“…Bugün Prof.Dr.F.Önder’in cenaze törenindeydin. Kendine bak bre gafil. “Gazdır “diye kendini, aileni ve doktorlarını kandırma. Yorgunluklarının artışına bak ve söz dinle. Dostlarından, ailenden çaldıklarını düşün. Turlayamıyorsun ve hâla zorluyorsun. Şöyle biraz geriye bak: * Bugün Sarı Fevzi (1967 li hem Fakültede hem de İzmir Atatürk Lisesinde benden bir sınıf önde) e yıllar önce (1983 !) Ayla Teoman kalpten gittiler (operasyon geçirdiler ama sonrasında adte intihar ettiler)… * Bayram öncesi tüm hazırlıkları yapan Necdet bey (Anıl’ın babası) elinde sigarasıyla yıldızları bakıcam derken gidiverdi)… Sevgili Salim ZaÄŸralı elinde sigarası ve elinde Milliyet gazetesi ile ÅŸirkette bir öğle yemeÄŸi sırasında son lokmasını yemeden sindirim sorunu derken hastane yolunda gidiverdi (Farmaya raÄŸmen boÅŸ vermiÅŸlik mi ?)…*Pınar’ın babası (Mehmet Yeni) enfarktüsü aÅŸamadı (1987); soluÄŸu yetmeyen annemi ise ziyaretten dönmüştük ki iyi idi, öldü dediler (1984)…Genetik yapına bak; çevrene bak ve yemek sistemini düzene sokmakla çözüm olmayacağını kabullen ve …”

Bu altıncı onluk’a da bu kadar yer ayırınca yedinci onluk (2006-2015) sonraki yazıma kaldı.

Sözün özü; altıncı onluk (1996-2005) “krizlerle, kaoslarla, by-pass ve gizli streslerle, CopculaÅŸan Özgen’le (1997), Barış ve Eren’le (2000) ve Zeynep’le ailemi C11 (11 Copcu) a ulaÅŸtırırken sevinçlerim yanında saÄŸlık ve iÅŸ açısından tam bir “survival” olan süreçte kavramım yine “sabır ve sebat” tı; sembolüm de “çıpa”.

Yedinci Onluk’ta görüşmek üzere artan yaz sıcaklarında ve uzun çaların sessizliÄŸinde palasında bilenen palasının altında yeni siyasi geliÅŸmelerin hepimize aydınlık yollarda huzurlu yolculuklar nasip etmesini diliyorum.

Öykücü