Yaşam Büfesinde “Sapare aude”

“… Alicante Horozu (AH) nun hayal gücü yüksektir. Böylece sahip olduğu yetenekle birlikte işle ilgili hayal gücünün de yüksek oluşu onu yöneticilikte hızla yükseltmektedir. Onun sektöründe (BK) güçlü hayal gücünü pazarlama alanında etkinleştirmesi beklenmektedir ki müşterileri anlama yeteneği, hangi ürün ve hizmetlerin müşterilerin işlerini ve yaşamlarını daha da iyileştireceğini düşünebilmesi kapasitesiyle satışlarını artırabilsin. Polemiğe girmeyeceğini açıkca haykırmaktadır. Trend (is his friend) onu desteklemektedir. Bu da agresifliğini katmerleştirmektedir. “Fiyatları düşürmek, promosyonları artırmak, totemler dikmek, vitrinleri giydirmek, kendi ağını kurmak (SGC)...”Böyle bir psikopolitika süreci gerçek çalışmanın üstüne çıkarmaktadır. Bu da bir organizasyon içinde hiyerarşik yapıyı güçlendirmektedir. Gerçek çalışmayı nasıl uyaralım ve politik meşguliyetleri azaltalım ?…”

Dört yıl önce SSTC Çerçevesinde İletişim Becerilerimizi geliştirmeye çalıştık. Dört yılda aramızdan ayrılanlar ve yeni katılanlar oldu.

Merhaba

Dün nasıldım ? Bugün nasılım ? Birden akıl çerçevem yeniden CINOS süreçlerindeki “ben senden daha önemliyim” çatışmalarına döndüm. Neden ? “3Ç (Çeşme-Çatı-Çeyiz)” den aldıklarımla “Heybe, Dağarcık, Alet Çantası” için destek materyali hazırlıklarımı hızlandırdım. Netdirekt’e geldim. MACUNKÖY Dörtlüsünü AKlayan ustalık yolcumuzun heves ve heyecanlarından etkilendim. Tıpkı bizim (MN) bir ay önce başlayan diyetisyen ilişkimiz gibi “3D” boyutlarında buluştuk. Ustalık yolcumuzun “Ustalık Yolculuğu (Mastery Way)”nda,

1.Kararlılık (D1:Determination);

2.Disiplin (D2: Discipline) ve

3.Adanmışlık (D3: Dedication > RAW dan RAP’a uzanan istek, inanç ve tutku aşamaları) görmekten mutluyum. Emekler boşa gitmiyor. Bir de bunu “kendi aklını kullanma cesaretini (sapare aude)” ekleyip de “10S” in ilk “2S / Self Style” kendi tarzını oluşturursa…

Bundan ondokuz yıl önce HBR da “Real Work (Gerçek Çalışma)” başlıklı bir yazı kaleme alan Prof.Abraham Zaleznik yazısına Yeni Gine’deki “Kula” ya dikkate çekerek başlar. Ondan çok zaman önce Fritz Roethlisberger, “İşletmecilik ve Ahlak” isimli kitabında bir boncuk alışverişi olan “Kula“ya değinmiştir (https://hbr.org/1997/11/real-work). Burada boncuklar bir değişim aracı değildi. Yerliler bunları grup içindeki konumlarını gösteren takılar olarak da kullanmıyorlardı. Kula’nın kuralları sosyal konumla ilgili kesinlikle belirlenmiş beklentiler yaratıyordu. Değişim biçimli bu alışverişlerde elde edilen boncukların kısa bir süre elde tutulmasını ve saygı gösterilmesini ve başka alışverişlerde elden ele dolaşmasını sağlıyordu (bugün yaptıklarımı boncuğa mı benzettim acep ?). Böylece toplumun gerçek işleri yani mal üretimi ve takasın kolaylaştırılıyordu. Bugünkü para gibi görünse de acaba paranın etkisi bugün sosyal yapıyı yansıtmaktan azıcık da olsa ayrı mı düştü ? Dizilere bakıyorum da ne Kördüğüm’ün zengin babasının yarışçı oğlunda, ne Gecenin Kraliçesi’nin zorba babasında ve ne de Göç Zamanı’nın hâla eli kırbaçlı ağasında para değil sosyal konumu oluşturan. Paranın önüne çıkan korkular ve bugünkü Sözcü’nün “sernamesi”ndeki biri sağ diğeri şehit iki RE sarayları. Aklımın gelgitleri durulmuyor. İsyanlarım ruhumu karartıyor. Uykularım kaçıyor. Çok basit bir oyun var ortada ve “Kaya yağı” ile “Fırat’ın Suyu” na aynı anda sahip olmak istiyorlar. Olan aradaki kendini bilmez, omurgasız liderlere inana halka oluyor. Biz sınırlardaki cirit atan ve birbirine de füze atmak için fırsat kollayan oyuncular arasında horon tepiyoruz.

Gerçek Çalışma” nın bir yerinde “İş yeri değil klinik” ara başlığı dikkatimi çekiyor ve şu ilk cümle ne kadar anlamlı: “…İnsan ilişkileri ekolu şu noktada haklıydı: Organizasyonlar gerçekten sosyal sistemlerdir ve işbirlikçi davranışın geliştirileceği arenalardır. Bu nedenle insan olmanın tüm zayıflıklarını ve kusurlarını içerirler. Bu nedenle ikiden fazla insanın bulunduğu bir organizasyonun başında bulunan kişi bir klinik işletiyor demektir…Bu koşullar altında çatışmanın temelinde kendi kaderini kontrol etmek arzusu yatmaktadır ki bu da çelişkilerle dolu sosyal ilişkiler yaratmaktadır. En belirgin olanı da kişilerin içindeki endişe ile özgüven arasındaki hassas dengenin yarattığı berbat duygudur…” O halde… Ustalık yolculuğu engebelidir; dikenlidir ve “tutku” şarttır.

TTTC den TTTS e uzanan ustalık yolculuğundan bugünün heves ve heyecanları gerçek iş yükleri altında da artarak sürerse dörtlüyü AKlayan yolcumuzun beceriye dönüşen yetkinlikleri formülün sağ tarafındaki “10S” in son ikilisi olan “Success Stories/Başarı Öyküleri” konusunda keyif ve huzur getirecektir.

Şirketlerin (2012 de NETgillerle yola çıkışım; 2016 da PLN ile gelişen AKlaşma odaklı yolculuklarda çok şükür ki benzerlerini görmedim. İki düzine yıllık CINOS yolculuğumda onca gelişmiş yapı ve sistemlere rağmen gerek “ben senden daha önemliyim” ve gerekse bireysel çıkarların otorite düzeyinde otonom bir şekilde maksimize edilişinin yarattığı gerilimin önlenememiş olmasına baktığımda) üstün performans göstermesi üst düzey yöneticilerin kendi politik endişelerini (Antalya’da yalvarıyordu: “Neler 25 m$ ı aşın. Ben prim almasam da olur” diyordu. Çizilen “DOD1″ sınırını görmüştü. Birkaç ay sonra ayrılırken söylentiye göre milyon doları cebe indirmişti. Hem de kredi ile maaşların ödendiği en kritik süreçte. Tıpkı yurt dışındaki CEOların zarar yıllarında astronomik primlerle ayrılışları gibi) yenmiş olmaları gerekiyor. Ek olarak yönetim kadroları da aynı şeyi yapmayı öğreniyor olmalılar. Yöneticiler psikopolitikal oyunlar oynayarak organizasyon içinde yükseliyorlarsa ve bu da onları gerçek çalışmadan sürecin kendisine odaklıyorsa rekabet güçleri bir süre sonra azalacak demektir. Ne diyelim ? Allah akıl fikir versin.

Öğrenme ve ustalık yolculuklarınız sürece dikkat etmekle birlikte gerçek çalışmanın nimet ve külfetleriyle pişerek olgunlaşmanızı sağlaması dileklerimle. Sahi siz “olgunlaşmayı” nasıl tanımlarsınız ?

Öykücü