Mustafa COPCU » Blog Archive » Yaşam Büfesinde “Ortaklaşa Rekabet”

Yaşam Büfesinde “Ortaklaşa Rekabet”

“…Fazlalık çağındayız. Daha fazla seçenek. Daha fazla tüketim. Daha fazla eğlence. Daha fazla korku. Daha fazla belirsizlik. Daha fazla rekabet. Daha fazla fırsat.  Bir aşırılık dünyasına, bir bolluk çağına girdik. Biz öylesine küçüğüz ve her şeyden o kadar çok var ki… Sorun, daha fazlasını istemeyi sürdürmemizde ve Neil Diamond diyor ki “Bu atlayış o kadar uzun sürmez (https://www.biography.com/people/neil-diamond-9273707)” Bu fazlalıkları yaratan üç kuvvet var: 1.Çılgınlığı yaratan pazar genişlemesi; 2.Anlamsız aşırı arz ve 3. İletişimi bedavaya getiren teknolojik gelişmeler. Ve bunların içinde debelenirken daha fazla pazar payı için, daha fazla kâr için bize öğretilen ” better is not sufficiently good” yani daha daha daha..Çalışkanlığı iki şeye borçlu: Zeka ve Akıl. Bunlara biraz duygu ve biraz da ilham katınca şairlik yönü ortaya çıkıyor. Üstelik “okur-yazar”. Duygusunun kaynağını bilemeyiz ama ilham perisinin kim olduğu belli. Sınıfımızın çalışkanlık timsali; eşi de öyle…

ZM68 50 nci yıl; Sohbet Gecesi (2) Hüseyin Aktan diyor ki…

Merhaba

ZM68 2018 50 nci yıl Kuşadası (10-13.05.2018) buluşmasındaki “Sohbet Gecesi”nde sahne alan ilk arkadaşımız sevgili Hüseyin Aktan oldu. Bu yazıma hem onun sohbet gecemizdeki konuşmasını ekleyeceğim ve hem de onunla yer yer çakışan (buluşan) meslek yaşamımdaki kimi öğrenme yolculukları anılarıma yer vereceğim. Kuşkusuz bu anılar benim algılarıma göre, benim penceremden görünenlerle şekilleniyor. Bu durumda Maurice Chevalier’in şu sözlerini anımsatmakta fayda var: Anılar konservelere benzer; katkılarla tatlandırıldıkları için tehlikeli olabilirler. Bu arada adını anarken onun Valentine şarkısını şu linkten izleyebilirsiniz (https://www.youtube.com/watch?v=sh-esHNKlLU).

Sevgili Cihan’ın çizgileriyle Hüseyin ve eşi Sezgin (1968)

Yirmi yıl kadar önceydi. Tarım ilacı pazarında rekabet kıran kıranaydı. Hâla da öyledir. Ben CINOS‘un orta evresinde (NOvartis Dönemi) Pazar Geliştirme Müdürü (MDM) idim. Özel sektör acemiliğimi Teknik Bölümde atlatmış (1985-1993) ve Satışta pişerek (1993-1997) Pazarlama Bölümüne adım atmıştım. Böylece hem görev sınırlarının ötesine geçiyor ve hem de Edirne’den Malatya’ya uzanıyordum. Daha çok Manisa bağlarına odaklanıyordum. İlk Çiftçi Destek Ekibi (FST) Projemizi de bağda (üzüm) almıştık. Adını da Sultana koymuştuk. Önce “Doğru Teşhis” için kolları sıvadık. Aslında biz pazarın, sektörün, sektördeki oyuncuların ve dinamiklerin sorunlarını biliyorduk. Bildiğimizi 1993 Alicante (İspanya) ve 1994 Budapeşte (Macaristan) uluslararası IPM toplantılarında ortaya koymuştuk. Ancak bulgularımız ve bilgilerimiz herkesin kolayca anlayacağı çerçevede değildi. Üstelik ölçülebilir de değildi. Ve biz “sadece ölçebilirsek geliştirebileceğimizi” biliyor ve bu inancımızı tüm eylemlerimizde savunuyorduk. Bu nedenle “bildiğimizi sanmamız öğrenmemizin en büyük düşmanı olmuştur” sözümüze de inanarak bir pazar araştırması yaptırdık. Sanırım bize yirmi bin dolara mal olmuştu. Yerli BAREM in anket çalışmaları, yabancı (sanırım Belçikalı) ASK ın değerlendirmesi ile önümüze kondu. Gerçekten de bildiklerimiz doğru idi. Ancak artık birer kanıt olarak yola çıkışımızı şekillendiriyordu. Böylece Çek’yalı Dr.Hoppe’nin ilk adımları güçlendi. Buna Bay Ledru’nun uzun soluklu desteği de eklenince Sultana yola çıktı. Adana’lı Mehmet’le Alaşehir’de bir ofis açtık. Hem de en kritik zaman diliminde; ülkesel krizin yaşandığı ve tüm tasarruf önlemlerinin uygulamaya geçtiği bir yılda. Genç ve deneyimsiz Mehmet ne Ege’yi, ne üzümü ve ne de bağcıyı tanıyordu. Bu nedenle hep söylerim; Mehmet mucizeler yarattı. Üstelik bu başlangıcının hemen ardılı olarak global birleşme yaşanınca Mehmet ve projemiz sil baştan kendini kanıtlamaya çalıştı. Buna mecburdu. Çünkü aramıza katılanlar hem bizden kırgın kopup gidenlerdi ve hem de bu tür bir projenin faydalarına pek fazla inanmıyorlardı.

Dediğim gibi Mehmet mucizeler yarattı. Daha ilk yılın sonunda projemizi yurt dışında FST’li ülkeler toplantısına gidip sundu ( sanırım Kolombiya’da). İkinci yılında da yine yurt dışına gitti aynı projedeki gelişmeleri sunmak için (Endonezya olsa gerek). İşte bu bağ odaklı çalışmalar sırasında sevgili Hüseyin’in şirketinin çalışmaları ile yolumuz zaman zaman buluştu. Birbirimize rakip değildik. Birleşmeden sonra portföyümüze üzümde kullanılan çok tanınmış bir preparat (BRX) girince belki “Ortaklaşa Rekabet” yapma olanağımız olabilirdi. Gerçi bu yönde ne bir düşüncemiz ve ne de bir niyetimiz vardı. Bu konu sadece satışlara destek amaçlı teknik çalışmalar sırasında benim dikkatimi çeken bir konuydu. Aslında dikkatimi çekmeye neden olan da rahmetli meslektaşımız, yine rahmetli Dr.Coşkun Saydam’ın sınıfı arkadaşı tonton abimiz Hikmet Alptekin’le görüşmek oldu. Yıllar sonra bu buluşma belleğimde daha daha geçmişin anılarıyla zenginleşivermişti (belki de en uygun sözcük “fruitful/meyvelendi” olabilir) yirmi yıl kadar önce. Zaman içinde geri dönüşlü anlatımlarımda karmaşa bazen (belki de çoğu zaman) artıveriyor. Üç gün önceki ZM68, 50 nci yıl buluşmasından, “Sohbet Gecesi”nden, Hüseyin’in sözlerinden yirmi yıl önceye gittim yazarken. Yirmi yıl önce bağ yollarında Hikmet abi ile karşılaşınca daha önceye uzandı anılarım. Kırk yıl önce diyelim. Hikmet abi Denizli’de Bitki Koruma Müdürüyken sanırım sevgili Hüseyin de oradaydı. Birlikte Kamu İdaresi Enstitüsü (KİE) ‘nde kariyer yolculuklarını güçlendirdiler (diye biliyorum ben). Devlet memuru iken KİE’de öğrenme yolculuğu yapmak yabancı ülkelerdeki MBA (İş İdaresi Uzmanlığı) yapmak ya da askeriyedeki Harp Okulundan sonra “Askeri Akademi”ye gitmek gibi ayrıcalıklı bir gelişmeydi (doğru biliyorsam eğer). Ya daha sonra !

Kuşadası’ndan Çeşme’ye yönelmeden önce Kutaygillere uğradık ve sevindik (13.05.2018)

Bornova’da beş yıl (1963-68); Denizli’de bilmem kaç yıl ve emeklilik yaşamı öncesinde de kaç yıl olduğunu bilmediğim bir özel sektör deneyimleri var (şirketlerinin Rimerna idi). İşte bu dönemde bağ (üzüm)da odaklandıkları bir ürün vardı: Crop+. Bence ait olduğu grup içinde (yaprak gübresi, bitki besleme ürünleri) ayrıcalıklı, daha güvenilir bir üst konuma sahipti bu ürün. Rahmetli Hikmet abi de Bakanlıktan (en son ziyaret ettiğimde ZMKGnMd.de genel müdür yardımcısı idi) emekli olduktan sonra Hüseyingillerle beraber Crop+ ın teknik destek çalışmaları yapıyordu. Görebildiğim kadarıyla üzümün en bilinen, en çok kullanılan hormon yapılı bizim BRX ile söylemlerinde Crop+ ı rekabete soktuğu anlatılırdı. Pek çoğumuz “hormon” diye tepkiye girsek de  çekirdeksiz Sultaniye üzümü yaş üzüm, taze üzüm olarak yiyeceksek ve özellikle de yaş üzüm olarak ihraç edeceksek BRX in başı çektiği “Gibberellic Acid” türevi bu tür preparatları üzümde kullanmak gerekiyordu (hâla da gerekiyor). Böylece hem ağız tadına uygun, hem şeker oranı düşük ve hem de görünüşü müşterinin özel isteğine uygun büyüklükte “Ismarlama Çekirdeksiz Taze Üzüm” elde edebilirsiniz. Aslında Gibberellic acid üzümde salgılanan üç doğal hormondan biri ve çekirdekten kabuğa doğru salgılanarak danenin büyümesini sağlıyor. Sultaniye üzümde çekirdek olmadığı için istenilen büyüklüğü elde etmek için bunu dışardan vermek gerekiyor. Bağcı da senelerdir bunu yapıyor. Burada önemli olan yaş üzüm yetiştirmek amacıyla her türlü ekstra uygulama ve masrafı yapıp da daha sonra yaş satamayıp kuruya dönen üzüm üretiminde oluşan sıkıntılar, kayıplar. İşte bu BRX ve benzeri hormon uygulamalarında amaç dane büyütmek ki Crop+ için yapılan “Pull Çalışmaları (Talep Yaratma)” nda BRX kullanmana gerek yok, Crop+ kullan benzeri bir rekabet yaklaşımı dikkat çekiyordu. Halbuki şöyle söylenebilirdi: “BRX kullandığınızda bitki, bağ, omca besin maddesi açlığı çekiyor. BRX yanında veya BRX den sonra mutlaka Crop+ kullanmalısınız ki…” diyerek ardına “Faydalar” eklenebilirdi. Bunun adı “Ortaklaşa Rekabet” ve her iki tarafa fayda sağlayacağı gibi son kullanıcı, çiftçi, üzüm üreticisi bazında da güven sağlardı ve uzun soluklu bir birliktelik sürerdi. Nereden nereye, neler, nasıl ve neden zihnimde canlandı ?

Bu yazımı jakarandamızın verdiği mor keyifler altında yazıyorum (16.05.2018)

Sevgili Hüseyin ne diyor “Sohbet Gecesi”nde: “…Bunca yaşam tecrübesi geçirdik. Şimdi daha iyi anlıyorum. İyi ya da kötü günlerimiz oldu. Hep bir hayalin peşinden, hep bir arzunun peşinden koştuk durduk; başarılı olduk ya da olmadık. Ama en azından böyle bir koşuşturmanın içinde olduk… Gene de şöyle bir ahdim var:...” devamı filmde.

Sözün özü; okul bize öğrenmeyi öğretiyor ve yaşamın şekillendirici baskıları altına yola rahvan oluyoruz. Hepimiz rekabetin baskısı altında kazanmak için, daha çok kazanmak için çırpınıyoruz. Bu çırpınmalar bazen sütte krema oluşturup bizi yüzeyde tutunmaya yarıyor. Faydalı oluyor. Kimi zaman da bataklıkta olduğumuzu bilmeden ya da umursamadan debelenip duruyoruz. Debelendikçe batıyoruz. Böylece bata çıka yaşam gölünde görünen karşı kıyıya doğru savruluyoruz. Kimimiz de cebindeki 250 $ la Fransa’nın bağcı bir yöresinde geçici ırgat oluyor ve yol harçlığını denkleştiriyor. Daha sonra ver elini Kanada. Kanada’da çileli 25 yıl sonrasında güneye inip Florida’ya yerleşiyor ve aradan 20 yıl geçince depreşen özlemlerle son üç toplantımıza da katılıyor. İşte o Şükrü ve şimdilerde adı kolay söylensin diye ve parayı da çağrıştırdığı için çoklukla “Sam” ve “Samleşme”yi yeğliyor. Gelecek yazımda ona yer vereceğim.

Sağlık ve esenlik dileklerimle çileli günlere TAMAM diyerek yolunuzun açık ve aydınlık olmasını diliyorum.

Öykücü