Mustafa COPCU » Blog Archive » Yaşam Büfesinde “Ellinci Yıl”

Yaşam Büfesinde “Ellinci Yıl”

“…Karakoldan içeri iki adam girer. Biri iri yarı tam bir yarmadır; diğeri ise sıska, çelimsiz biri. İri yarı yarma şikayetçidir. Sıska adamı gösterip komisere “Bu adam beni döğdü” der. Komiser şaşırır. Bir şikayet eden yarmaya (!) bakar, bir de diğer garibana (!)… Dayanamaz sorar: “Sen bu adamndan nasıl dayak yedin, sen onu neden dövmedin ?”. Yarma gayet sakin yanıtlar: “Ben parasız döğüşmem ki !”…”

ZM68 – 50 nci yıl buluşması (Açılış ve ana mesaj: Söz veriyorum ki…)

Merhaba

Daha önce de yazdığım bu kısa fıkrayı neden, şimdi bu yazıma başlık yaptım, giriş konusu oluşturdum ? Fiil olan “dövmek” ya da “döğmek” sözcüklerinin hangisi doğru diye araştırdığımda her ikisinin de doğru olduğunu ve canın hangisini istiyorsa onu kullanabileceğini gördüm. Bu açıklamadan sonra yazımın girişindeki “neden” ya da “gerekçe” arayışına ait sorumun yanıtını aşağıdaki satırlar arasında ararsanız bulacaksınız. Aramazsanız takmayın kafanıza (tokadan başka bir şey). Umursamayın gitsin ve isterseniz “Satmışım anasını ben bu dünyanın…” diye mırıldanarak Meryem Ana’nın suyundan bir yudum için !!!

Bugün kısa bir aradan sonra Çeşme’deki rutin günlerimin ilki. Dün sabahın köründe İzmir’e gittim. Aylık toplantılarımdan birine katıldım. Süreç yönetimine ilişkin genç arkadaşlarımın öğrenme yolculuğuna tanık oldum. Hızla ilerleyen kardeş şirketimizin genç yöneticisinin yapılar arasındaki eşgüdümü sağlama, sistemlerde iyileştirme ve çalışanların beceri ve heveslerini geliştirme gayretlerine tanık oldum. Toplantının tümünü videoya kaydettim. Toplantının açılış ve kapanışında birer kısa konuşma ile “ana mesajımı” paylaştım. Ana mesajım “Olgunlaşmak” idi. Onlara “Olgunlaşma”nın ne olduğunu, nasıl geliştiğini ve neden önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Olgunlaşırken gelişimin ardışık üç adımı, aşaması olan “istek (W) > inanç (F) > tutku (P)” akıl/yürek/emek süreçlerinde kimi zaman kaçınılmaz “öğrenme acıları” olduğunu vurgulamaya çalıştım. Özellikle, hızlı gelişme dönemlerinde, DOD1 den (Oyunun Kuralına Göre Oynamak) DOD2 e geçişte, diğer bir deyişle şirketin ikinci beş yılındaki “değişme ve dönüşme” başlarken kimi çatışmaların, iletişim hatalarının yaşandığını ve hoşgörü sınırlarının zorlandığını anlatmaya gayret ettim. Umarım mesaj doğru yere gitmiştir. Her neyse ! Bu dünün konusu. Ya dünden öncesi !

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden dese de şair kimimiz yetmişinden sonra hızımızı düşüremedik (huy meselesi)

İki gün önce (Pazar günü) Kuşadası toplantımız sona erdi. İzmir’e döndük. İzmir’e, evimize gelmeden hemen önce Kuşadası’ndan rotamızı Bornova’ya çevirdik. Son anda buluşmamıza katılamayan sevgili Alev ve Fatoş’u ziyaret ettik. Kendilerini çok iyi gördük. Kısa bir sohbette sınıf arkadaşımızı sevgili Mehmet Özalkan’nın zarif hediyesini verdik. Hediyeyi açıp içindekilerinden birlikte yedik. Kısa görüşme bile bizi çok mutlu etti. Daha sonrasında torunum Eren’in İzmir Atatürk Lisesi (İAL) mezuniyet törenine katılma hazırlıklarımızı tamamladık. Trafik, otopark, kalabalık bir buluşma ortamı için torunlarımın beşi bir yerde olarak şekillendirdikleri ABİDE‘mizin başlangıcı olan sevgili Aslıhan’ı mecburen evde bırakarak bir düzine COPCU (C12) olarak törene katıldık. Çocukların neşesiyle neşelendik; keyiflendik. On altı yılın tortularından olan çağın çakma müdürünün hazımsızlığı, korkusu ve asıl önemlisi “kindar nesil yetiştirememiş olmanın hainliği” ile “Onuncu Yıl Marşı” ile “İzmir Marşı“na bile tahammül göstermeyen tepkisi olmasaydı günün gecesi daha anlamlı olurdu diye düşünse de ruhum aklım diyor ki… “Dünyaya gelen eşek anırmadan gitmez“.  Biz çocukken meymenetsiz birini gördük mü “surata bak süngüye davran” derdik ki yüzü tam öyle ve adı da temsil ettikleriyle mütenasip (aslında bu eski ve fakat anlamlı sözcüğe bile layık olmayan). Bu da ona düşen rol ve iyi ki olmuş da görmeyenler, duymayanlar, hâla ülkemin yangın yeri olduğunu anlamayanlar belki şimdi anlarlar ve 24 Haziranda ülkenin kurtuluşu için, Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinin devamı için, hak için, hukuk için, adalet için, doğruyu bulurlar. Bir kere daha her neyse ! Böylece COPCU Ailesinden benimle başlayan (1963), oğullarım Ümit (1983) ve Eray (1986) ile süren İzmir Atatürk Liseli olmak onuru ve gururu torunum Eren (2018) ile sürmüş oldu. Binlerce şükür. Seneye de diğer erkek torunum Barış için aynı sevinci yaşamak umuduyla sevinçlerimiz zirve yaparken sevgili Eray’ın hem yaş günü (28 Nisan), hem Eren’in mezuniyeti ve hem de Anneler Günü nedeniyle verdiği davete katıldık (Kordon/Venezia). Güzel bir gecenin yarısından sonra Çeşme’ye dönüş ve daha önce dediğim gibi sabahın köründe dün İzmir’e gidiş geliş yetmişinden sonra beni yordu. Mutlu yorgunluklar geçici ve bugün hem parmaklarım klavyenin tuşlarına değdi hem de Kuşadası buluşmamızdaki “Sohbet Gecesi”nden ilk montajımı yaptım. Halbuki sınıf arkadaşımız, hünerli ve bir o kadar da profesyonel sanatçı sevgili Cihan’dan güzel bir montaj gelir de izleriz diye umutlanmıştım 2017 yılı tüm çekimlerimi kendisine iletirken. Gelmedi. Vardır elbet bir sebebi. Hayrettin’e sordum ama doyurucu bir yanıt alamadım. Bu yıla ait çekimlerimi de öncelikle sevgili Mehmet’e göndereceğim bir flash belleğe aktararak. Bir kopya da inşallah Hayrettin’e.

Artık sayımız bir köprüye sığıyor ve kimimiz duymuyor, kimimiz de susmak bilmiyor (sağlık olsun)

Sohbet Gecesinin açılışına ait montaj filminde hangi ana mesajlar vardı:

* Beş yıl öncesindeki “45 yıl size ne öğretti ?” sorusuna verilen seçilmiş mesajlardaki vurgular var. Özellikle 1999 büyük depreminden sonra yaşamın ekstralarını, uzatmalarını yaşayan ve yaşadığı hergünün değerini hepimizden çok daha iyi bilen değerli sınıf arkadaşımızın “Hayal ve Gerçek” konusuna değinmesi ve özellikle “İstek” konusunu vurgulaması var.

* Bu yıl toplantımızı organize eden ve benim de zaman zaman yardımcı olmaya çalıştığım sevgili Ersin (Prof.Dr.E.E.Onoğur / EÜZF- Bitki Koruma Bölümü)’ in “Kova Dolunca bir karar alırsınız ve …” diye örneklediği “Bundan böyle söz veriyorum  ki...” temalı beklentileri;

* Benim özellikle Hulusi’nin dikkat çektiği “Hayal/Gerçek/İstek” çerçeveli dileği ile neleri umursamazsak hayallerimiz gerçek olur ? Hayallerinizi gerçek kılmak için neleri azaltıp, çoğaltmayı düşünüyorsunuz ? Yaşam gölünün karşı kıyısı görünürken nelerden vazgeçip neleri gelecek kuşağa aktaracaksınız ? vurgusu ile yaptığım açılışın sonunda önceki yazılarımın ekinde gösterdiğim;

* Kovanız bir gün dolarsa, boşaltırken etrafa neleri bulaştıracaksınız ? ki ben buna “spill-over effect” diyorum. Diğer bir deyişle “süt taşar ve etrafına bulaşır”. Peki ne bulaşır ?

Size kalmış. Evvelsi gün görmediğim ve fakat internet paylaşımlarında tanık olduğum, kahrolduğum gibi çapsızların, arsızların ve kendini bilmezlerin Onuncu Yıl Marşını pop müzik yayını ile bastırmaya çalışması gibi onursuzlukların, omurgasızlıkların etrafına bulaştırmaya çalıştığı türden pislikle olmasın da her tür öğrenme yolculuğu zorluklarını razıyım. Yeter ki tünelin ucundaki ışık 24 Haziranda gün ışığı, umut ışığı olsun. Olmalı. Olacak. Yeter artık…TAMAM.

Yapabilirsem eğer, başka konular önem ve öncelik kazanıp da gündemime düşmezse eğer, Kuşadası çekimlerimi bir seri olarak montajlayıp blogumdaki yazılarıma ekleyeceğim. Böylece isteyen sınıf arkadaşlarım bu kanaldan da izleyebilirler.

Sağlık ve esenlik dileklerimle yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Öykücü