Mustafa COPCU » Blog Archive » Yaşam Büfesinde “Sadeleştirmek”

Yaşam Büfesinde “Sadeleştirmek”

“…Boyalı Sundurmanın altına oturmuş dünyayı, yaşamı, düşünceleri irdeliyorlardı. Biri dedi ki “Tam evinizden çıkmak zorundayken yağmur yağmaya başlasaydı buna talihsizlik derdiniz. İçeri girip yağmurluk giye ya da yanınıza bir şemsiye alırdınız. Randevunuzu iptal etmeyi de düşünürsünüz. Ne var ki ne kadar isterseniz isteyin yağmuru durduramazdınız. Buna üzülür müydünüz ? Yoksa filozofça bir düşünce ile kafanıza takmaz mıydınız ?” Peki kaçınılmaz yaşlanma süreci ya da hayatın kısalığına ne derdiniz ? İnsanlık halinin bu boyutuna karşı ne hissetmeli ? “Boyalı Sundurma” altında buluşan filozoflara “Stoacı” diyorlar…” 

ZM68 > 50 Yıl > 10-13.05.2018 Kuşadası hazırlıkları (Söz veriyorum ki…)
Merhaba

Filozof” sözcüğü Latincede “filósofos, filéō sevmek + sofós bilge, bilgin, usta “bilgelik seven” anlamına geliyormuş. CINOS’un üçüncü evresinde İsviçre / İngiltere karması “Syngiller” oluşurken (2000-2009 arasında beşer yıllık DOD1 ve DOD2 dönemleri) “Bilgi Yönetimi” en önemli konulardan biri olmuştu. Bunun önemini Prof.Dr.İsmet Barutçugil’in kitaplarında da görmek olanaklı. Hatta Nasrettin Hoca’nın mesellerini esas alıp da iş dünyasında uyarlayan Prof.Peter Hawkins‘in yaklaşımlarında da bilgeliğin güncellenmesini görebilirsiniz (https://www.youtube.com/watch?v=UGSudYX8s4c). On yıl kadar önce, beş yıllık ilk dönem aşılıp da, 2005 yılındaki Paris öğretileri çerçevesinde Syngillerin ikinci evresine (DOD2) geçerken dört adımlı “Bilgelik Piramidi“ni çizmiştik (Data > Info > Knowledge > Wisdom). Bu piramidi aklımın kıvrımlarına yerleştirirken ne İsmet Hocanın bilimsel anlatılarını ve ne de 2008 de kitaplığıma giren “Nasrettin Hoca’nın Liderlik Rehberi” kitabında meseller arasında yerleştirilmiş “Bilgiyi İşleme” konusunu biliyordum. İşte küçük bir güncel fıkra ve Peter beyin öğretmeye çalıştığı:

“…Coşkulu bir baba, elinde bir mektup sallayarak Nasrettin Hoca’ya koştu: “Şimdi oğlumdan haber aldım, mastırını da bitirmiş; böylece öğrenim hayatı bitmiş oldu” dedi. Hoca, “Sakin ol beyim” diyerek devam etmiş “Eminim ki, Allah sonsuz bilgeliğiyle yakında ona biraz daha ders gönderecektir”..”

Peter Bey de Dr.Maslow gibi “Yaşamda her gün eğitim; herkes öğretmen ve her birimiz sürekli öğrenciyiz” konusuna yürekten inanmış ve ona göre de “Veri”den “Bilgelik”e uzanan şu beş aşamada “Bilgiyi İşleme Becerisi“nin rehberliğini görebiliriz:

1.Veri (>Data)

2.Haber (> Info)

3.Bilgi (> Knowledge)

4.Kavrama (> …. Digesting). Burasını boş gören sevgili Şükrü (Sam) taa ABD (Florida) den yetişip “digesting” sözcüğünün en uygun olduğunu hemen iletiyor. Sükrü’ye hız, heves ve verdiği önem için teşekkür ediyorum. Ben de “digesting” sözcüğünü görünce “kavrama” dan daha güzeli düşüyor aklıma: Özümsemek, İçselleştirmek ki her ikisi de “Bilgi“den “Bilgelik” e geçişte bilgiyi kendi aklıyla, kendi ruhuyla, kendi yüreğiyle ve kendi emeğinin yansımalarıyla kendine özel kılmak, özgün kılmak, bilgiye katma değer yüklemek ve eriştirdiği yerdeki sorumlulukları inançla yüklenmek demek olduğunu anlıyorum. Tekrar teşekkürler Şükrü.

5.Bilgelik (> Wisdom)

Örneğin gelecek haftaya, Kuşadası’na, Ramada Buluşmamıza, Florida (ABD) bir kez daha yola koyulup gelen sevgili Sam’leşmiş Şükrü’ye, bu yıl görevi üstlenen sevgili Profesörümüz EEO’a bakıp da “10, 5, 09, 68, 50, 72″ rakamlarının (veri/data) ne anlama geldiğini düşünüyorum ve “Ayın 10 u; Beşinci ay; Aydın ili; Mezuniyet yılı; elli yıllık süre; yaşlarımız” haberlerinin (info) bizi hangi bilgiye (knowledge) eriştirdiğini anlıyorum:

Yine Mayıs ayında toplandık. Yine Kuşadasındayız. Biz 68 kuşağıyız. Aradan yarım yüzyıl geçmiş. Yaşlarımız yetmişi aşmış.” ve dördüncü aşamaya geçerken bilgelik taslamaya niyet ediyorum:

Nasıl geçti habersiz onca yıl ? Taa uzaklardan bile gelen Sam’e bakınca “eskimeyen eski dostlar” bu kez acep hangi mesajları paylaşacaklar ? Yaşam trenim hızlanırken yaşamı sadeleştiremezsem neleri ıskalayacağım ? Beş yıl önce (2013) Antalya’da 45 yıl sonra ikinci kez (ilki 1993 de Kuşadası/Pine Bay’da rahmetli Lâtif’in gayretleriyle toplanmıştık) buluştuğumuzda “45 yıl size ne öğretti ?” diye sormuştum. Geçen yıl ana mesajımız “Bize öykünü anlat” idi. Bu sene sevgili Ersin acep hangi mesaj etrafında bizden bir takım kalıcı ve öğretici mesajları derleyecek ? Ne yapmalı ? Nasıl yapmalı ve neden yapmalı ?…” sorularıyla gelecek hafta üç günlük beraberliğin faydalarını maksimize etmeye çalışıyorum. Bunu bile yaparken acaba yaşamı sadeleştirmek yerine daha fazla yük yaratıp da aksi yöne mi, akıntıya karşı mı kürek çekiyorum ?

Boyalı Sundurma” altında buluştukları için bu ismi alan Stoacıların ana mesajı “önemsememeyi öğrenmek” tir. Bu da bizi hislerimiz ve düşüncelerimizden sorumlu tutar. İyi veya kötü talihe nasıl karşılık vereceğimizi kendimiz seçeriz der bu grubun temsilcisi olan Cicero, Seneca ve diğerleri. Ben de bunu çoğu defa “Etki ile tepki arasında bir boşluk vardır. Bu boşluk sizin özgürlük alanınızdır. neyi seçeceğinize siz karar verirsiniz ve seçimlerinizin Kelebek Etkisine, ardıllarına razı olursunuz (ya da razı olmaz kahrolursunuz)” diye ifade ederim. Yaşadığım bir kaç örneği de bu düşünce çerçevesinde “Geri bildirim Verme Becerisi” öğrenme yolculuklarında ortaya korum. Şimdi “Yaşamı Sadeleştirmek” ile ilgili bakış açımı gelecek hafta beraberliği için, bu beraberlikte heves ettiğimiz “Sohbet Gecesi” için bir algı penceresi açmak beklentisiyle ele alayım.

Biz 68 lilerin çoğu 72 yaşında (ben 73 ve kimileri az biraz daha ermiş). Yaş yetmiş ama henüz iş bitmemiş. Hele Bay Akbay’a inanırsanız “Yaş 75 Yolun Yarısı” diye kitap bile yazmış. “Yok artık; o kadar da değil” diyebiliriz. Bence sakıncası yok. Hatta “Why not ?” derim. Ancak yine de kendi adıma yaşamı sadeleştirmek için “Hayallerimi TOMBUL’laştırıp HEDEF’im yapmaya çalışıyorum”. Rahmetli annem 67 yaşında kalpten iki günde ölüverdi. Rahmetli babam 73 yaşında damar sertliğinin sonucunda uzunca sayılacak bir süre ölüm öncesi sıkıntılarını yaşayıp, yaşatarak öldü. Her ikisinin de mekanı cennet olsun. Bu günlerime, bu günlerimize, özellikle yokluklar (daha doğrusu yetersizlikler) içinde bir lokma ekmeklerini bizimle paylaşarak bugün C13 olmanın mutlu beraberliğini yaratan temelleri attılar; inkar edilemez özverileri oldu. Allah bin kere razı olsun. Ne var ki benim de yaşım 73 ü tamamlayıp 74 den gün almaya başladı. Bu açıklamalarla kendimi ölüme hazırlıyorum gibi bir düşüncem yok. Yaşamaktan mutluyum; keyifliyim, haz ve huzur doluyum. Ancak yaşamdan keyif almanın zirvesini yaşarken yaşam gölünün karşı kıyısının göründüğünün de farkındayım. Ve bu farkındalıkla “RAW” laşmanın “W” si için istekli olarak hazırlık yapmaya (Ready) niyet ediyorum. İzmir’de Mavişehir’de Albatros’taki keyifli, huzurlu ve mutlu yaşamımı sadeleştirmek adına yapabileceğim pek fazla şey olduğunu sanmıyorum. Sadece sessiz ve pasif yaklaşımlarla en azından kendi adıma tüketimimi minimize ediyorum. Henüz (hâlâ) giyilmemiş gömleklerim, ayakkabılarım, takılmamış kravatlarım var ve Nezuş’un 10 Mayıs öncesinde defalarca yinelediği bir şort almayı kibarca, gülerek, tepkisizlikle geçiştiriyorum. Dün Mavibahçe’de bambu alt yapılı güzel bir çay takımı vardı. Nisan ayının 28 inde ailemizin sağlık limanı sevgili oğlum Dr.Eray’ın elliye bir kalaya ulaştığı yaş günüydü. MEST’leşmenin artan trafiğinde ve büyümenin aşırı fiziksel yükünde nefes alacak zamanı olmayan Eray’ı göremiyorduk. Bambu takımın promosyonu vardı ve tam yerine uyuyordu (“Cuk oturmak” denen bu olsa gerek). Üç oğul ve Nisan, Haziran ve Temmuz ayları ardılında üç yaş günü. Üçünü de aldım. Allah keyifli kutlamalar içinde vermek ve kullanmak nasip etsin. İşte bu yaklaşım bile yaşamı sadeleştirmek adına bir adım. Asıl önemli olanı Çeşme’de üç kata, çatısıyla birlikte dört odaya ve terk edemediğim onca anılı eşyaya sıkıştırılan yaşamı şimdiden yakın (!) yarınlar için iki düzine metre kareye indirgeyebilecek bir projeye (LastRestRoom/Yaşam Ünitesi / 1+0) yönelmek ki işte benim “TOMBUL’laştırmam Gereken Hayalim“. On dokuz yıl önce yaşadığımız büyük depremde ölümden dönen, bugün uzatmaları oynayan ve bu nedenle yaşama şükrü hepimizden daha yüksek olan sevgili Hulusi’nin filmdeki sözleri gibi “Hayaliniz olsun ve bunu gerçekleştirmek için de isteğiniz olsun ve isteğiniz de güçlü olsun”. Bu kez “TOMBUL“un “O” sunda “İkna Gücümü” gösterip “Yaşamı Sadeleştirmek” adına “Hazır Olma” nın gereğini yapabilirsem eğer… Platon’un dediği gibi “Hayatı oyun gibi yaşayabilirim(z).” gibi geliyor bana…

Her neyse ! Stoacılardan Roma’lı Cicero (İÖ 106-43) ömrüne çok uğraş sığdırmış. Filozof olmasının yanı sıra politikacı ve avukatmış. “Yaşlılık Üzerine” diye bir kitap yazmış. Yaşlılığın getirdiği 4 ana sorunu belirlemiş:

1.Çalışmak zorlaşıyor.

2.Beden zayıflıyor.

3.Fiziksel hazların verdiği zevk azalıyor.

4.Ölüm yaklaşıyor.

O halde (So what !), söz veriyorum ki;

* Umursamayacağım (Neyi, Nasıl, Neden ? >=3N)

* Azaltacağım (3N),

* Artıracağım (3N),

* Vaz geçeceğim (3N),

* Aktaracağım (3N > Neyi, Nasıl, Neden ?)

Yaşlılık kaçınılmaz ama bu süreci nasıl yöneteceğimiz bize kalmış. Yaşlılıktaki bedensel ve zihinsel gerilemenin yaşamı çekilmez hale getirmesini gerekmediğini fark etmeliyiz. İşte her zaman söylediğim ve ilk adım olan temel kavram: “Farkındalığını Geliştir”. Bunu yaparsan sahip olduğun değerleri görürsün; onları geliştirirsen daha fazla seçenek olduğunu anlarsın. Böylece daha doğru seçimler yapıp daha iyi sonuçlar alırsın. Sadece senin elinde. Örneğin yaşlı insanlar deneyimleri sayesinde, daha az çalışarak bir şeylerin üstesinden gelebilirler; böylece yaptıkları herhangi bir iş daha etkili olabilir. İşletebilirlerse, işlek tutabilirlerse bedenleri ve zihinleri düşüşe geçmeyecektir. Ayrıca fiziksel hazları onlara daha az keyif verse bile başlı başına çok değerli olan dostluk ve sohbet üzerine daha fazla zaman harcayabilirler. Bunu ben özellikle biz 68 lilerin İstanbul grubunda çok güzel görüyorum ve uzaktan imreniyorum. Bu yıl ki Kuşadası buluşması hazırlıklarımızda birkaç kez bir araya geldiğim sevgili dost Ersin’le sohbet etmekten de çok keyif aldığımı ifade etmeliyim. Çok özlediğim hem ortaokul hem de fakülte arkadaşım olan Çetin son anda sağlık nedenleriyle bu yıl da katılamıyormuş. Üzüldüm. İnşallah haftaya buluşmamız bu açıdan da kalıcı izler taşıyacaktır.

Şimdilik bu kadarla kalsın. Sağlık ve esenlik dileklerimle yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Öykücü