Yaşam Büfesinde “Sayılar”

“… Üç taş, beş taş, dokuz taş… Yedi delikli tokmak bunu bilmeyen ahmak…Dokuz gezegen ve suyun üç hali...3, 5, 8 ve Kafa atmak...0/32, 100/180, 100/212, 5/9 ve F451Seven Steps of IPM…0.150, 3.500, 7000 ve 14000 Günaydın Hüzün…7 Günah, 38 Şahit, 43 Mimik, 7 Metafor, 6 Duygu, 4 Dayak…Orta çağda Fransız köylülerin erkek çocuklarını 18 yaşına geldiklerinde sahip oldukları arazinin sınırlarını belirleyen dört noktaya götürüp onları her noktada bir temiz dövdükleri anlatılır (Clotaire Rapaille; http://kitap.radikal.com.tr/kitap/kultur/kultur-kodu-298045). Böylece yaşamak için tek varlıkları olan taşınmazları ömür boyu korumaları gereğini çok iyi öğrenmiş olurlar…

Pazarlamada Ustalaşırken işlenen günahlar

Merhaba

Yeni yılın beklenen ve beklenmeyen olguları yerine otururken olgunlaşan duygularla dünden yarına bakmak istiyorum. “Babam olsaydı…” demenin bir alemi ve anlamı yok. Sadece babamın hız için kullandığı ölçü aklıma geliverdi yazımın çerçevesi içinde olmasa da bu düşünce tarzı. Tütün üreticisi deneyimiyle kahveci olan ve kısa süre sonra da Soma’da madenciliğin gelişmesini fırsat bilerek köfteci olan “Hacı Kuru Fahrettin“in oğlu değil aynı zamanda çırağı idim ellili yılların ortalarında. Dükkanda bulaşıkları yıkamak için yer olmadığı için sepete konan kirli tabakları eve götürür, temizlerini getirirdim. Sepetin boyu kadardı boyum. Şarkı mı söylerdim yoksa günaha mı girerim şimdi anımsamıyorum. Çocuktum. Hem de sokak çocuğu ve evle dükkan arası beş yüz metre kadardı. Bazen kestirmeden gitmek için sevgili Dr.Sabriye’nin babası Pomak Hüseyin’in fırınından geçerdim. Babamın hız için kullandığı ölçü şuydu: “Bak şuraya tükürüyorum; bu tükürük kurumadan geleceksin”. Az da olsa etkisi olurdu. Etkisi çok fazla olmazdı. Çünkü haylazlık derecesinde yaramaz ve inatçıydım. Bu nedenle çocukluğumda okuduğum kitaplardan “Huckleberry Finin Maceraları” nı ve “Tom Sawyer”i çok sevmiştim kendimle özdeşleştirdiğim için (http://www.kitapyurdu.com/kitap/huckleberry-finnin-maceralari/337383.html). Şimdi yetmişi üç geçe (dört olmaya az kaldı) yaramazlık kalmasa da inatçılık da pek etkin sayılmaz eskisi kadar. Hani adama sormuşlar: “Adın ne ?” ve “Mülayim” demiş adam. Soruyu soran gülümseyerek adama bakmış ve “Sert olsan ne yazar !” demiş. Şimdi ekranlardaki görünümler de hep aynı hesap; uzunadamgiller gemi azıya almışlar, önümüze iki katlı villalar yerine kırk katlı apartman dikmişler ve onca yasal gayretlerimize karşın yola devam ediyorlarken ne altmışbeş yıl önceki sepetin kolumdaki ağırlığının şu anki anılarıma etkisi ve ne de kanal kenarında güneşli bugünde yürüyüşün Çeşme için yarattığı özlemin yarattığı gerçeklerle yüzleşirken yaşanan günahları unutturmuyor. Kasapla randevumuz vardı. “Miret”li ve “Çeşmeli Hasan Usta”nın sevimli yüzü ve usta elleriyle hazırladığı Sura’nın ağırlığı altında tramvayla eve döndükten sonra hızlı internet olan kafeteryaya geldim ve bu satırları yazıyorum. Neden sayılar ?

Köfteci çırağı Mustafa’nın günde iki saat sokakta oynama izni vardır. Tahtadan arabalar yapar ve yokuş olan evlerinin önündeki sokakta kayar. Tek sıkıntısı yuvarlak kerestelerden (!) tekerlek yapmak için saatlerce testere ile kesme işlemidir. Zar zor da olsa tahta tekeri keser. Ortasına delik açması gerekir. Zor olan budur. Acele ederse teker kırılır ve onca emek boşa gider. Zaman kısıtlıdır. Bu nedenle tahta araba yerine daha çok tel arabalar yapar. Onları süsler. Ya da tütün kapancalarından sazları çıkarıp alır ve yıldız uçurtmalar yapar. Uçurtma ustasıdır. Önceleri “Şeytan Uçurtması” ile yola çıkar ve ustalaşır (https://www.youtube.com/watch?v=J_T2Ja__AVk ). Rüzgar olmasa da koşarsan uçar şeytan uçurtması; kağıdı azıcık gramajlı olursa hem ip kesmez hem de daha uzun dayanır rüzgara karşı formunu koruyarak. O zamanlar uçurtmanın ipine jilet takmayı bilmez; bilse de kavgayı gözü almadığı için takmaz ve “Uçurtma Avcısı” olmak ne demek bilmez ve yıllar sonra “Uçurtma Avcısı” filmine hayran kalır (http://www.kitapyurdu.com/kitap/ucurtma-avcisi / 100822. html ). Tüm bunlar Somalı taşralı sokak çocuğu Mustafa’nın tek başına oyalandığı, yalnızlık oyunlarıdır. Arkadaş bulduğunda oynanan oyunlar ise taş oyunlarıdır. En basitinden “3 Taş” veya “5 Taş” ve “9 Taş” başarı için yarışmanın ilk sayısallarıdır. Çocukluğun “3 Taşı” ile bugün Kerem’in cep telefonuma yüklediği “Çarpanga” benzer mantığa sahiptir oynanırken ve oyundan keyif alırken ki ilginç olanı altı yaşına basmamış olan Duru bile bu oyundan keyif almaktadır (https://play.google.com/store/apps/details?id=com.carpanga.app&hl=tr). Ne yazık ki uzunadamgillerin etki alanında %68 i boş da kalsa imamlaştırılmak istenenlerin (ama istemeyenlerin) Pisa ile sınıfta kaldıkları kanıtlanan günümüz cahillerinin çarpma bilmediği ortamda kim kimine ya da kim kendinle “Çarpanga”" oynayabilecektir ki ? Bu işte “Yedi Delikli Tokmak” ın günahı var mıdır ?

Yazıma eklediğim montaj filmin yapısında iki kaynak vardır. Biri “Ustalık Yolculuğu”nun başlangıcından bir kesit; diğeri de elimde yarım kalmış olan Ekim 2017 ayı kitabından bir esinti (www.temelaksoy.com; Efsaneler ve Gerçekler ; https://www.youtube.com/watch?v=FuUx594wywQ ). Birinde engebeli yol ve seçme şansınız olmayan arabanın yarattığı zorlukların üstesinden gelmek isterken işleyeceğiniz “7 Günah“, diğerinde Brad ve Morgan’ın ünlü filmine (https://www.youtube.com/watch?v=J4YV2_TcCoE)konu olan hristiyanların yedi ölümcül günahını esas alan ve Temel bey tarafından görselleştirilmiş olan “ 7 Pazarlama Günahı” ile CINOS taki iki düzine yıllık  “Kırmızı Tulum Öyküm”. Kırılma noktalarımı oluşturan ya da belleğimdeki anılarıma renk katan sayılara baktığımda biraz önce Çeşme’den telefonla sevgi mesajları aldığım sevgili Bülent’in çocukluğundaki (özellikle 1964 nişanlılık dönemimde) dokuz gezegeni ezberleyememesi yanında suyun üç halinden sıvı halinin şekerlenip tatlandırıldığı (ve bugün utanmazgillerin sineğin yağını çıkartmak için ÖTV lendirdiği) gazoz ile mutlu olmasıdır. Akşam üstleri Çankaya’da başlayan buluşmamızın Kemer İstasyonundan Şirinyer’e uzanan unutulmaz mutlu, keyifli ve olur da karşımıza çıkar diye rahmetli kayınbiraderim Nezih abi ile karşılaşma olasılığı ile keyif yanında bir o kadar da korkulu günlerimizle süslü Fakülte yıllarının kahvehane anları da vardır. Kağıt oyunlarından biri de “3,5,8″ dir. Bu oyunun öğretisi çok nettir. Sahip olduklarına bak; sahip olmadıklarının dağılımlarını kestir; olasılıkları hesapla; hedefini maksimize et ve ulaşma yollarını, taktiklerini planla; doğru manevralar yap, çıtanı alçak tutma ama kanatlarının izin verdiğinin çok ötesinde uçmaya da çalışma; haddini bil ama potansiyelini küçümseme… İşte bunlar değil mi pazarlamanın temel kuralları ? Prefe, Altmışaltı; Maça Kızında Kafa Atma hep aynı sayısal hesaplamalardaki becerilerle ilgili değil mi ? (Telefonum çaldı ve Nezuş aldığı bir istihbarat üzerine beni A…ne davet etti. Nazlanılır mı ? Asla. Yazımı yarım bırakıp, ham haliyle redakte etmeden yayımlayıp yola çıkıyorum).

Aydınlık yıllarda, geleceğe uzanan noktaları birleştirmek için zamanın gelgitleriyle baş etmeye çalışacağınız aydınlık yollarda nice ustalıklar diliyorum; sağlık ve esenlik içinde.

Öykücü