Yaşam Büfesinde “Tetikleyiciler”

“….İşin doğrusu: Biz istediğimiz kadar kontrolun elimizde olduğunu inanalım, reklam dünyasında konuşulan tetikleyiciler karşısında çoklukla aciz kalırız. Şirketler bunu bilirler ve ürünlerinin ambalajlarına ve reklamlarına bu “bilinçaltı işaretleri” gizlice yerleştirirler. Bunlar bilinçli farkındalığımızın hemen dibinde ve tutkulu arzunun tam vuracağı anlarda hazır dururlar. Bu nedenle CC’nın sorumlu pazarlama yöneticileri ilanlarda ve marketlerdeki soğutucuların üzerinde ne kadar köpük gösterilmesi konusunda saatlerce tartışırlar. Bununla ilgili bir etkilemei ikna modeli geliştirirler. Bu tetikleyiciler arasında en güçlü sahip olanları seslerdir. Çağrışım yaratma ve bağımlılık yapma konusunda en etkili on ses arasına bir bebeğin gülme sesi de vardır; bir meşrubatın bardağa boşaltılması sırasında çıkan fışırtı ve takırtı da…”

Ortaya Karışık (Mısır’dan Çanakkale yoluyla Çeşme’ye) > “BEE” den “F2″e ile Omurgalı Liderliğe

Merhaba

Bugün güzün ilk yağmuru düştü Çeşme’ye sabaha karşı. İlk anda nazlı bir tıkırdı ile başladı pergolanın saçlarına düşen iri damlalar. Öğleye kalmadan hava açtı. Güneş ve hafif esinti ıslanan toprağın kokusunu daha bir tazleyerek yaymaya başladı. Yağmur damlalarının sesi mi, Jakaranda’nın narin yaprakları arasından süzülen rüzgarın sesi mi yoksa ıslanmış temiz toprak kokusunun nefaseti mi beynimi tetikleyen ? bilemesem de umuyorum ki yazıma yansıyacaktır. Biraz sonra satıcı Mustafa’nın tesisat ustası Mustafa, ben Mustafa’nın iki haftadır süren güneş enerjisindeki soruna çözüm bulacaklar. İnşallah yağmur yeniden başlamaz ve ıslak olduğu için kırılması kaçınılmaz kiremit sayısı onu geçmez. Sağlık olsun.

Kendini beğenmek, kendini üstün görmek ya da her ne denirse densin “Ben”den “Biz”e uzanan beğenmişlik duygusu bir gruba bulaşır ve herkes kendini ortalamanın üstünde görür. Herkesin ortalamanın üstünde olmasının mümkün olmadığı açıktır. Çünkü “ortalama” en az ile en çok arasında bir yerdedir ve bazen en büyük olana, bazen de en küçük olana daha yakındır. Burada gözden kaçırılmaması gereken nedir ?

Önce birkaç kez sözünü ettiğim “Wobegon Gölü Etkisi”nden söz edeyim ve izninizle bunu internetten aldığım şekliyle paylaşayım; yazar Biro Büyüksivri’nin sözleriyle (http://blog.inciaku.com/wobegon-golu-kasabasindan-haberler/)

“…Minnesota eyaletinin şirin bir göl kasabasıdır benim yaşadığım yer… Bütün kadınların güçlü, bütün erkeklerin yakışıklı ve bütün çocukların ortalamanın üzerinde olduğu bir yerdir. Belki de adı yerli dilinde “yağmurlu bir günde seni beklediğim yer” anlamında olduğundan mıdır? bilmem: Herkes sıradan bir günde mutlu bir sükuneti paylaşır, sadece… Benim adım Garrison Keillor. Doğduğum kasabadan, Wobegon Gölü Kasabasından haberlere hoşgeldiniz…. Böyle başlarmış radyodaki programına Keillor, hayalinde yarattığı kasabada, hayalinde yaşadığı öyküleri anlatırken.  Bir ara o denli tutmuş ki program, hayali olduğuna inanmak istemeyen Amerikalılar tarafından en fazla görülmek istenen yerlerden biri olmuş bu mutlu kasaba… ( Hatırlatsanız, güzel ülkemin insanları da senaryo gereği ölen bir karakter için gıyabi cenaze namazı düzenlemişti,  büyük tirajlı gazeteler de kocaman puntolarla mevlid haberleri yapmıştı… Hangisi daha trajikomik karar sizin…) Bu yoğun ilginin nedeni araştırıldığında, başlangıcındaki sihirli sözcüklere takılmış araştırmacılar. Bütün kadınların güçlü, bütün erkeklerin yakışıklı ve bütün çocukların ortalamanın üzerinde olduğu yer, mümkün müdür? Elbette ki kadınlar ve erkekler için iddaa doğru olabilir, neden olmasın? Ancak istatistiksel olarak grubun kendi içinde yarısının ortalamanın üstünde olması ancak diğer yarısının ortalamanın altında yer almasıyla mümkündür. Kıyas koşulu ne olursa olsun kural değişmez. Program yapımcısının hayalindeki tek imkansız nokta budur, belki de. İşte bu nedenledir ki psikolojide, bir grubun tüm üyelerinin kendilerini ortalamanın üzerinde görme eğilimlerine “Wobegon Gölü Etkisi” denir. Bu etki sahip olduğumuz yeteneklerimiz için geçerlidir. Örneğin bir grupta herkes, hem ortalamanın üzerindeki zekaya sahip olduğuna iknadır hem de ortalamadan daha alımlı daha çalımlı olduğuna… Kimi zaman sahip olduklarımız yetmez, sonuçlar da kıyaslanır… Performans yumurtaları vurulur birbirine ve her zaman kırılmayan, vuranın yumurtası olur, haliyle.

Herkes için geçerli bir durum bu. Yazılım bu şekilde, yapacak bir şey yok… Çevrenizde ne çok insanın, bu pembe bulutun yağmuruyla ıslandığının farkında mısınız? Mutluluk ekonomisinin ucuzcu müşterileri gibi…   Laf aramızda kalsın! Bu konuda yine siz ve ben ortalamanın üzerindeyiz, çok şükür… :)  

Mesele; kutunun içindeki, nicelikten daha çok nitelik olarak birbirinden vasati kırk kibritle kıyaslanmak değil aslında… Bir başka değişle,  fotoğrafta sadece zeki olanın görebildiği, o sihirli orta çizgiyi aramanın hiçbir anlamı yok. Çünkü gerçek değerlendirme çarkları maalesef bu şekilde işlemez.  Sizin zaman değeriniz konur terazinin kefesine, yani gelişim potansiyaliniz ve yüreğiniz. Bu durumda sorulması gereken, sizin kendinizle olan mücadelenizin skorudur.  Potansiyalinizin ne kadarını değer halinde miras bırakabileceğinizdir, mesele.   Çünkü Erich Fromm’un buyurduğu gibi: “ İnsanın asli görevi kendini gerçekleştirmektir.” Gerisi kendini kandırmaktan öte hoş bir seda yalnızca…”

Burada gözden kaçırılmaması gereken şey; sözü edilen ortalama “Biz”in ortalaması değildir. “Biz”in kıyaslandığı diğer grubun ya da hepsinin yer aldığı büyük grubun ortalamasıdır. Böyle olunca biz hepimiz ortalamanın üstündeyiz demek pekala mümkün. “Bizim masumiyetimizin ortalaması hırsızların, hainlerin de yer aldığı ülke ortalamasından daha yüksektir” demek olanaklıdır. Bu düşünceyle şu Erich Fromm’dan birkaç özlü söz aktarsam olur mu ? http://www.sozkimin.com/a/1320-erich-fromm-kimdir-sozleri-ve-hayati.html#ixzz4wPvSsBkC

Önemli olan sözler değil, davranışlardır. Sevdiğini söyleyen birisi yerine, sevgisini gösteren birisine inanın.

Bir insanın sevdiği insana verebileceği en güzel hediye dürüstlüğüdür. 

Sevgi kusurları yok etmez, onları da kabul eder. 

Hayatımıza giren herkes değerlidir ama herkes özel değildir. Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.

Bir insanı, hiçbir sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız, işte bu gerçek sevgidir. 

İnsan sevgisi, çağımızda artık nadir rastlanan bir olgudur. Hırslarına yenik düşenler, diğer insanlara karşı da yabancılaşıyor! 

Her insan kendi içinde bir amaçtır ve asla başka birinin amacı için bir araç haline getirilmemelidir.

Sevgiyi yaşamak için atılacak ilk adım; sevmenin tıpkı yaşamak gibi bir sanat olduğunu kabul etmektir. Herhangi bir sanatı öğrenmek için ne yapıyorsak, sevmeyi öğrenebilmek için de aynı şeyleri yapmamız gerekir.

Sevgi, aktifliktir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değil.

Yapabilene ne mutlu ! Kusurları da kabul eden sevgilerinizin açık ve aydınlık yollarda artarak sürmesi dileklerimle diyerek yazımı bitirirken soluklanma için elime aldığım Atlas Dergisinin Ekim 2017 sayısında “Yünün Yolculuğu“na daldım ve aklımın gündemi değişiverdi. Yazımın ucuna bu konudaki özlemlerimleirşeler eklemek istedim. Avustralya’dan yola çıkan yünün üretiminde “Çiftlikte Yaşam”ı gördüm. Yirmisekizbin dönümlük çiftlikte altıbin aşan Merinos koyunundan elde edilen yünün öyküsünün ikinci durağı olan Milano yakınlarındaki iplik fabrikasına imrendim. Ardından Samsun-Kavak’taki Hemington’un triko üretimine bakarak facebook’taki bir filmin içine giriverdim (https://www.youtube.com/watch?v=kimU_gQysbw). Aman Allah’ım ! “İşini aşkla yapan hünerli kadın elleriyle” yaratılan ürün ve Samsun’dan. Sınıf arkaşadımız sevgili Sait ve eşi bugünlerde kışı bitirip ilkbahara geçen Avustralya’da torunlarının yanında ve tıpkı yünün yolculuğu gibi onlar da pek yakında yine Türkiye’de olacaklar. Bir reklam olmanın ötesinde yünün serüveni olarak linkini verdiğim kısa filmi izlerseniz pek çok güzellik görebilirsiniz. Takdir sizin.

Sağlık ve esenlik dileklerimle yeniden açık ve aydınlık yollarda buluşmak üzere…

Öykücü