Yaşam Büfesinde “Gözyaşı”

“…Küçük bir erkek çocuk annesine sordu “Niçin ağlıyorsun?“. Annesi, “Çünkü ben kadınım” diye cevap verdi. “Anlamadım” dedi çocuk. Annesi çocuğu kucaklayıp “Hiçbir zaman anlayamayacaksın” dedi. Babasına, “Annem niçin ağlıyor ?” diye sordu. Babası “Bütün kadınlar sebepsiz yere ağlayabilen yapıdadır” oldu. Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, hâla kadınların neden ağladığını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra Cennete gidince Allah’a sordu: “Allahım !” dedi “Bu kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar ?”. Allah : “Ben kadınları özel yarattım ! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzla, doğumun acısına olduğu kadar evlatlarının …ne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvveti kalmadığında devam edecek azmi, ailesinin hastalığında yorgunluğa pabuç bırakmayacak kudreti verdim. Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor. Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla initmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim. Tek zayıflık olarak kadınlara bir tek gözyaşı verdim. Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere. İnsanlık için bir gözyaşıdiye cevapladı…”

Fabrika ayarlarına dönüş; KIDZ Dörtlüsünde yaza veda; Havuz başında masal gibi öyküler

Merhaba

Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakârlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zaman da kalbe de yönelik aklıdır.” diye devam ediyor açıklama (kaynak: balca.net; http://hikaye.balca.net/hikaye10062.aspx

Adam genç kadına seslendi: - Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu: - Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı; - Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu. 

Tekrar Merhaba

İki gün önce (Cumartesi akşamı) Keremgillerde çok güzel bir yemeğe davetli idik. Allah razı olsun. El emeği, göz nuru ile hazırlanmış mangal plus yapılı bir ziyafet oldu. Özlemişiz. Önce havuz başında aperatif sohbetle başladı beraberliğimiz. Odağımızda torunlarımız vardı; özellikle de İzmir Atatürk Liseli Eren (17) ve İzmir Amerikan Kolejli Barış (17) vardı. Bu arada 17 yaşla ilgili iki anı canlandı belleğimde. Biri Eray’la ilgili (1986) diğeri benimle ilgili (1962).

Geçen hafta Ümit amcası geliyor diye sevinçliydi Duru ve çatıdan amcasına bir hediye paketi yaptı. Bu hafta da Eray amcası geliyor diye heyecanlıydı. Yine çatıdan hediye paketi arayışlarına başladı. Ben de yardımcı oldum. Eray amcasının 1986 yılında İzmir Atatürk Lisesinde 17 yaşındayken Rotary’nin “Güzel Konuşma Yarışması”nda ödül alışı nedeniyle Nâzım Dayısının ( o tarihte bir bankanın İzmir Şube Müdürüydü) verdiği hediyeyi buldum. Üzerine o günün tarihini ve algılarımı da not etmişim. Kaliteli bir dolma kalem takımıydı. Onu hediye paketi yaptı; üzerine “Eray” yazıp bir de kalp çizdi Duru. Yazıma eklediğim filmde Duru’nun nasıl bir sevgi odağı, sevgi yumağı olduğunu göreceksiniz “anan, senin anandır koçum“.

Benim 17 yaş anıma gelince…İzmir Atatürk Lisesinde ikinci sınıftaydım (1962). O tarihe kadar hiç zayıf notu gelmeyen ben ; İzmir Atatürk Lisesinde bile iftihar listesine giren ben ilk defa ilk dönem karnesinde altı zayıf getirmiştim. Yıl sonunda hepsini düzeltim zar zor üçüncü sınıfa geçmiştim. Neden böyle olmuştu ? Rahmetli Sururi’ye mi alışamamıştım ve düzgün onaltıgen çizememiştim ? Yoksa Kroş’ta mı zorlanıyordum ? Ya da Kalın’ın hocası Zeki Baran’da mı bocalıyordum ? Bence en gerçekçi nedeni Nezuş’la olan beraberliğim dördüncü yılına giriyordu ve sevgi şekil değiştirmeye başlıyordu. Nitekim (bu sözcükle Evren’e de rahmet olsun. Çünkü şu an gözümüzü kurtaramadığımız hırsız, arsız, hain soysuzlar çetesi yanında rahmetli Evren zemzemle yıkanmış gibi kalırdı) iki yıla kalmadan nişanlanıp üç yıl sonra de evlenecektik. İşte bizim 17 yaş serüvenlerimiz ve bugün, 2017 yılında torunlarım Eren ve Barış’ın dijital ortamdaki on yedinci yaşları. Bu nedenle eklediğim filmin bir yerinde “Ben hep yazardım; lisede de fakültede de… Çünkü kitap alacak param yoktu” deyişim aslında parasızlık bahane ya da ikincil önemde idi ve doğru olanı “yazarak öğrenme tarzım” baskındı. Pişman mıyım ? Hayır.

Badem Gözlü Kör

Yazıma dün başladım. Bitiremedim. Duru bize konuk olunca tüm öncelikler değişti. Bugüne sarktı yazımı bitirme işi. Bu nedenle yazımın yayım tarihi ile içinde geçen “dün, iki gün öncesi” gibi zaman bildiren sözcüklere bir gün daha eklemek gerek doğru zamanlama için. Bugün (15 Ağustos Salı ve Ümit yarın Tacikistan yolcusu) kahvaltıdan sonra, sağ tarafımda duran sehpanın üzerindeki “İş Kitapları Özeti” ekini aradı gözüm. Bulamadı. Birden içim “cızz” etti. Sanırım dün okunmuş gazetelerin toplandığı nylon torba içinde atıldı; büyük ihtimalle. Önce sesimi çıkarmadan çöp bidonlarının yanına gittim. Belki çöpçüler ayrı koyduğum gazete torbasını almamışlardır diye umutlanarak. Almışlar. Bulamadım. Hüzünlendim. Aklımı bundan kurtaramadım. Ağlamadım ama iyice buruldum. Çünkü çatıdan indirip de sehpanın üzerine koyduğum, ara sıra elime alıp yineleyerek okusam da gerekli özeni göstermediğim için yitirdiğim algısına engel olamadım. Toplayıp torbaya koyana değil de daha çok kendimeydi kızgınlığım. Çok mu önemliydi ? Yitirdiktan sonra “Tabii ki önemliydi” dedi içimdeki ses. İçimdeki sesle tartışmaya girmedim. Neler yitirdiğimi anımsamaya çalıştım. Bir zamanlar Power ve Capital Dergilerine sürekli aboneydim. Abonelik kararımda öncelikle verdikleri “İş Kitapları Özetleri” idi. Bu özetlere daha çok “Harvard İş Okulu“nun seçmeleri de eşlik ediyordu. Ne zaman ki bu ekler verilmemeye başlandı, ben de aboneliklerimi sonlandırdım. İşte yitirdiğim o sayıda şu kitapların özetlendiğini anımsıyorum:

1.Kalıcı olmak (ki sunum becerileri olarak ele alıyordum ki elimden uçtu gitti; sağlık olsun; https://www.amazon.com/Made-Stick-Ideas-Survive-Others/dp/1400064287)

2.Obama Gibi Konuşmak (ki konuşma becerileri olarak bakıyorsam da bu kitabın anlatımından ne kaybettiğimi pek bilmiyorum).

3.Outfluence (ki “influence” e karşılık yeni bir kavram olarak anlamaya çalışıyordum; anlayamamıştım. Şimdi internette aradığımda böyle bir sözcüğe ait hiçbir bilgi kırıntısı göremiyorum. İlginç… Şimdi daha çok üzüldüm).

Sözün özü; günlerdir sehpanın üstünde duran, rüzgardan uçmasın diye fesleğen saksısı ile sıkıştırılan, zaman zaman fesleğeni sularken ıslanan bu dergi eki kaybolunca badem gözlü kör oldu. Bundan bir ders çıkar mı ? Takma kafana tokadan başka bir şey.

Çeşme’de Ağustosun ikinci yarısı her zaman Eylül’e dönüyor ve şimdi de gerçekten hava mükemmel. Serin. Esintili. Hafif puslu. Geceleri örtünmek şart. Hava ince mi ince; hani ipek gibi derler ya, işte öyle bir şey. Filme “öyle bir geçer zaman ki…” sözleriyle Erkin Koray’dan fon müziği yaptım. Duru’nun yalancıktan, mahsuscuktan ağlama gösterisinin altında “Savignon Blanc” yatsa da “Karşıyakalı” şarkısında masada herkesin, her sesin önüne geçmeye çalışıyordu. Her zaman dua ettiğim gibi başta ABİDE’miz olmak üzere Allah tüm çocukları her türlü kazadan, beladan, hastalıktan, felaketten korusun. Amin.

KIDZ Dörtlüsünün ev sahipliğinde Cumartesi gecesi yaza veda gibi oldu. Yarından sonra Ümit yine Tacikistan yollarında. Eray daha bugünden yoğun ameliyat programında, Netgillerin Yunt Dağındaki kanatlarında bir adım daha ilerleme olasılığının umutlarında çok şükür ki 2017 yazını güzelliklerle kapatmaya hazırlanıyoruz. Bu ayın sonunda okul hazırlıkları için eve dönüşler başlar. Biz de soğuklar bastırıncaya kadar Çeşme’nin güz güzelliklerini yaşarken özlemlerimizi artırırız ve dualarımıza sığınırız.

Dualarımın odağında “…istediklerimizden hak ettiklerimize ve bizler için hayırlı olacak olanlara kavuşma…” dileği baskın olup bu yöndeki tüm gayretlerin hep aydınlık ve açık yollarda olması dileği ile esen kalınız.

Öykücü