Yaşam Büfesinde “Bohçam (TLG)”

“…”Zenginlik bağırır, servet fısıldar” der bir İngiliz atasözü. Piramidin tepesindeki “beşinci düzey lider, zenginlik değil servettir” der Acar Hoca ve devam eder: “Beşinci düzey lider, ortaya koyduğu değer sistemiyle kararlar için pusula oluşturur ve böylece kendisinden sonra atılacak adımlar için temel ilkeleri belirler” ve bu açıklamalarla beşinci düzey lidere “mimar lider“der…Bilimin bulgularıyla iş aleminin uygulamaları arasındaki uyumsuzluğa bakınca lider görünümlü “sosyopatlar“ın şu özellikleri bana çok tanıdık geliyor: “Bencillik / Kendini aşırı önemsemek / İnsanları kullanmak / Patolojik yalancılık ve yalanlarına kendisinin de inanması / Yaptıklarından sorumluluk duymamak / Gerçekdışı amaçlar edinmek”…Bugün gözümüzün içine baka baka prim verilen, bize yaşatılan ve artık yadırgamaz olduğumuz görüntüler değil lideri lider yapan. Lideri lider yapan 3 temel özellik vardır…”

Toplum Liderleri Geliyor (TLG / 04.03.2017) ve “Kendini Sorgulamak”

Merhaba

Nasipten gayrisi olmazmış ! Dün akşam saatlerinde gelen bir vefat haberi üzerine bugünün programını yaptım. Meslektaşım (EÜZF-1967) ve sevgili arkadaşım Prof.Dr.Ayhan Çıkın vefat etmiş. Daha düne kadar sosyal medyada güncel haberleriyle köylerde, kentlerde kooperatifçilik üzerine ve şiir söyleşilerinde, sosyal sorumluluk projelerinde yer alan sevgili Çıkın 2000 yılında kalp nakli olmuştu. Aynı yıl benim de by-pass’la kader yoldaşlığı yaptığım dostum ne yazık ki 71 yaşında yaşam gölünün karşı kıyısına ulaştı (Benden bir yaş küçüktü ve benden bir sınıf öndeydi. Ben hiç sınıfta kalmadım. Buna rağmen bu açık fark acaba yaşamı hızlı yaşamaktan mı geliyor ?). Bornova’da öğle namazını müteakip cenaze törenine katılacağım ve daha sonra Netdirekt’e gidip Cumartesi için konuşma programımı yeniden dizayn edeceğim diye düşünerek yola çıktım. Internetten düşen habere göre camiinin adı belliydi ve tam konum öğrenmeye çalışırken telefonda yeğenim yeri tarif etti. Çapraz kontrolu gerek görmedim. Zar zor otopark buldum. Yürüdüm. Camie vardım. Öğle namazı saati yaklaşmıştı ve ne yazık ki cami adresi yanlıştı. Doğrusu ise bir hayli uzaktaydı. Cenaze namazı kılmak nasip olmadı. Kimi zaman nasipsizlik için bu sözün arkasına sığınsak da aslında gerekli önlemleri almamak ya da doğru hazırlanmamak esas neden amaca, hedefe ulaşamamakta. Gün böyle başladı.

Cumartesi gününün konusu “Kendini Sorgulamak” idi ve ben de ekli filmde görüldüğü gibi bir yol haritası çizdim kendime. Bu aralarda Çeşme-Çatıdan uzak kalınca İzmir’de masamın yanındaki raftan Acar Hocanın kitabı düştü kucağıma. Bir sayfasını açtığımda yine bir piramide yerleştirilmiş beş düzey liderlik (aslında her düzey lider gibi görünmese de ben S.Covey’le buluşturup L1 den L4 e uzanan bir süreç olarak kabullendim zihnimin kıvrımlarında) anılarımı depreştirdi. Oniki yıl önce güneşli bir Mayıs haftası için Paris’e çağrıldığımda “Jim Collins’in Good To Great kitabını oku da gel” uyarısı da yapılmıştı. Birazcık öğrenme yolculuğu öncesinde daha çok yolculuk sonrası arşivime giren “Jim Amcanın 4 Metaforu” bende daha çok “Değişim ve Dönüşümde Liderin Rolü” olarak yer etti. Beşinci Düzey Liderlik olarak “alçak gönüllülük ile tevazu” yu “Liderin profesyonel İradesi” olarak düşünürken “ilgi odağı olmaktan kaçınır ve asla övünmez” dese de yazar ben daha çok “beklentilerin ötesine geçer, iyiden mükemmele uzanan yolda aracı rolü üstlenir” ile doksanlı yıllardaki “Bir Dakika Yöneticisi”kitabı öğretilerinde Dr.Blanchard ile bağdaştırdım anlatılanları. Bu nedenle beşinci düzey liderin “en başarılı ve uzun dönemli sonuçları elde etmek için gereken her şeyi yapma azmini sergilerken” yumurtadan civciv çıkışıyla değişimin nasıl olmadığını, otuz tonluk volana el atacak bireyin umutsuzluğunu kırmada “17 Deve” öyküsüyle “Kolaylaştırıcı Koçluğunu” ve “Kirpi” ile “basitleştirme becerisini” ve önemlisi “otobüs” metaforu ile yoldaşlarını doğru seçmesini hep önemsedim. Bu dört metaforu da “Yaşam Bohçam” a ekledim 2005 yılından sonra.

Yazımın girişindeki mavi ve kırmızı; bir yanda umutlar, diğer yanda medyatik kirlenmenin sistematik yerleşimi…Akıl yorgunluklarım. Yetmiş ikiyi doldurup da yetmiş üçten bir ayı aşkın süreyi de harcamış olmanın hoyratlığında şükürlerle dolu güncel yaşamım. Uyurken ya da uyanık mutlu olmanın, doyumlu olmanın hazzı ile şükürler ve odak noktamın çevresindeki etki alanımdaki açılımlarla belirsizliklerin heyecanı ve ilgi alanımdaki sosyopatlar, savaş ve yalanlar. Tam silkineyim diyorum, daha bir beter batar oluyorum aklıma baskın olmaya çalışan zararlı etkileşimler ve asıl önemli olan da “değiştiremeyeceklerimin esiri olmam”. Halbuki hep söylüyorum Kral Arthur’un duasındaki üç isteği: Akıl, irade ve güç ya da “cesaret, sabır ve bilgelik”.

Yazıma eklediğim dört dakikalık montaj filmin amacı “yol haritası verip sohbet öncesi kabul kapılarını açabilmek”. İçine “HAGEM1″ den koyduğum birkaç kareden beklentim “kendini sorgulamak kavramının sadece bu beraberlik için türetilmiş yapay bir çerçeve olmadığı” mesajını vurgulamak. Netdirekt kurucu ortağı Kerem Copcu’nun dört yıl önce “Teknoloji Zirvesi-Fark Yaratan Şirketler Paneli”ndeki kapanış konuşması ise yaşam bohçamda son otuz yılda birikenlerin doğal iş yaşamına nasıl aktarıldığını gösterebilmek. Asıl değinmek istediğim ise Karşıyaka-Bostanlı’da keyifli bir yemekte üç oğlumun “Karşıyakalı” şarkısını söylerken verdiğim resmin mesajına dikkat çekebilmektir. Bu kare neler anlatıyor ?

Öncelikle “satrançta bir taş olsaydınız, hangi taş olmak isterdiniz ?” test soruma verilen yanıtlardaki ana fikri tam olarak destekleyen bir görüntü. Arabaların arkasına yazılan “babam sağolsun” sözlerinin tam tersi bir yaklaşımla gerçekten de “no gain without pain / acı yoksa kazanç da yok” yargısıyla erişilmiş bir “piyon” olmanın yaşam büfesindeki “self servis başarılara erişme”de ne denli gerçekleşebilir olduğudur. Büyük oğlum Ümit 25 yıl önce bir Amerikan şirketine başvurduğunda rakipleri ODTÜ ve Boğaziçi gibi seçkin üniversitelerdendi; Ümit ise Dokuz Eylül-Makina Mühendisliği. Kazandı ve bugün Pakistan sonrası Tacikistan’da fabrika ve verimlilik inşa ediyor. Sıradan bir üniversiteden mezundu. Ne var ki; gerek Dalyanda tursitlere lokum satmak, gerek kuyumcuda çalışmak, gerek gazetede spor muhabirliği yapmak ve hatta Kemalpaşa-Kavaklıdere’deki tesislerinin tünellerinde ıslak gecelerde çalışmak gibi okul dönemi çalışmalarında “Acı ve Haz” dengesini kurmuştu. Yaşamı, yaşayıp öğrenmişti, bedel ödeyerek. Ortanca oğlum Eray (Prof.Dr.E.Copcu) bugün Alsancak Vapur İskelesinin hemen karşısında özel muayenehanesinde başarılı, estetik operasyonlara imza atıyorsa, soyadımızla anılan bir meme operasyonu tekniğini tıp literatürüne kazandırmışsa, talebeyken gittiği İngiltere çilek toplama çiftliğinde pekiştirdiği dayanma gücüyle, ABD deki Cincinatti’de yanık tedavi ünitesinde kazandığı ek becerilerde ve Kanada’ya uzanan akademik öğrenme yolculuklarında hep ödeddiği ek bedeller vardır. O da sıradan bir üniversite (EÜTF) mezunuydu; ben de. Ben ve ilk iki oğlum “devlet memuru babanın” İzmir Atatürk Lisesi mezunu çocuklarıydı. Ben ve üç oğlum, hepimiz birer piyonduk. Kendi gücümüzden başka bir desteğimiz yoktu. Her üç oğlum da bugün beni aşan başarılarında sadece ve sadece kendi bilgi, beceri ve emeklerini ortaya koydular. Çok şükür ki şimdi dördümüz de (toplam 13 Copcu) Mavişehir’liyiz. Yok aslında birbirimizden farkımız ve biz Copcu olarak gerçekten “Gestalt” düşünce tarzını yansıtıyoruz (Bütün parçaların toplamından farklıdır). İçimizden sadece Kerem özel sektör çocuğudur ve bu nedenle kolejlidir. Koleji (ve Karşıyakalı) olması da ona özel sektörlü olma yolunda yine sadece kendi olanaklarıyla ilerleme olasılığı yaratmıştır (olsa gerektir). O da sahip olduğu herşeyi kendi bilgi, becerisi ve emeği ile kazanmıştır. Tıpkı panelde dediği gibi “Uykusuz gecelerde pusulaya, ayak izlerine ve saate bakıp, yönü, sonuçları ve hızını belirlemiştir”. Demem o ki pekçoğunuzun şah, vezir ve hatta kale, fil ve at olma şansınız yoktur; sıradan okullardan mezun olmuş rekabet arenasında birer piyonsunuzdur çoğunuz; tıpkı ben ve oğullarım gibi. Ancak çıktığınız yoldaki engeller sizi pişirecektir, olgunlaştıracaktır ve değişim ve dönüşüm sonunda hedeflerinize mutlaka ulaşacaksınızdır. Bunun için,

* Olgunluk nedir ? sorusuna doğru yanıtı bulup Kral Arthur’un duası gibi uygulamalısınız.

…ve hedeflerinizden önce hayalleriniz olmalı ve hayallerinizi TOMBUL laştırmalısınız (A.Şerif İzgören). Bunun için kendinizi sorgulayın.

Yola çıkarken kendinizi sorgulayın (GAT/MAS/RAW). Yolda ilerlerken, soluklanırken kendinizi sorgulayın (GODID). Üstlendiğiniz görev, rol ve sorumluklarda kendinizi sorgulayın (AW&AW). Sorgulamayı ve  soru sormayı öğrenin (SSTC).

Unutmayın ki; size hiç bir dilek verilmemiştir ki gerçekleştirmek için gerekli güç de beraberinde verilmemiş olsun. Bilgeye siz sordunuz “Avucunuzdaki kelebek ölü mü diri mi ?” diye ve yanıt yine sizde…Yeter ki isteyin ve isteğinizi inanca, tutkuya çevirirken gerekli olan alt yapı için de elinizden geleni(n bir adım ötesini) yapın, yapmaya söz verin ve bunu şimdi ve burada (NON) yapın; ertelemeyin. Hepsi sizin ellerinizde. Yolunuz hep açık ve aydınlık olsun.

Öykücü