Yaşam Büfesinde “Donanım & Yazılım”

“…Yiğit bir subay eskiden öğrenciyken bir bostandan hırsızlık yaptığı için dayak yemişti. İlk çıktığı askeri seferde bir düşman sancağını ele geçirdi. İleriki yıllarda generalliğe terfi etti. Diyelim ki sancağı ele geçirirken yediği dayağı hâla hatırlıyordu, ama generalliğe terfi ettiğinde sancağı ele geçirişini hatırlasa da yediği dayağı unutmuştu…”

PLN-D&D > Birey ve Kurumun ortak motivasyonu için “Arefenin Etkisi”

Merhaba

Çocukluğumda (Soma ve ellili yıllar) bol güneşli ve fakat soğuk kış günlerinde güneşi kanıt göstererek sokağa çıkma, sokakta oynama isteğime karşı koyan rahmetli annem güneşe bakıp “eşek donduran güneşi” derdi. Haklıydı da; ne zaman çıksam ellerim çatlardı ve “limon+gliserin” karışımından ev yapımı (hand made) el kremi sürerdik. Bugün de her nedense (belki de azıcık da olsun içsel faktörlerdir !) bol güneşli Bostanlı sahilindeki yürüyüşte ellerim dondu (ama çatlamadı çok şükür). Kitaplar, PLN-Antalya kayıtları, WhatsApp diyalog notları derken ve günler hızlı akarken bugün için kendime sordum odağımda ne var diye. Ne olabilir ki ?

“…Beni ben yapanın ne olduğunu değerlendirirken önemli olan, belli bir gri madde kütlesinden oluşan “donanım” değil, deneyimler, hatıralar, inançlar, vb.den oluşan “yazılım” dır…” Bu paragraf ve yazımın girişindeki mavili kısım “50 Felsefe Fikri” kitabının “Zihin Problemleri” bölümündeki “Theseus’un Gemisi” başlıklı yazıdandır. O yazının giriş kısmı da bir başka güzeldir. Şöyle ki;

“Joe’nun galerisinden aldığı şu otomobil yüzünden Theo’nun çekmediği sıkıntı kalmadı. Başlardaki sorunlar ufak tefekti- kapılardan birinin kilidini değiştirmesi gerekti, arka süspansiyondaki bazı parçalar yerinden çıktı, alışıldık hikayeler. Ama sonra daha ciddi sıkıntılar çıktı- önce debriyaj, sonra şanzıman, en sonunda da tüm vites sistemi. Bu arada daha ufak bir sürü terslik çıktı. Dolayısıyla araba yoldan çok tamircide gibiydi (şu andaki THY uçaklarının durumu gibi. Basındaki haber doğruysa THY nın 48 uçağı gidecek alan, binecek yolcu yokluğundan dolayı hangarlarda bağlıymış. Bay Branson’a danışsalar belki bir yol bulurlar. Herneyse biz yazıya dönelim). Hep böyle sürdü gitti… Akıl almaz şey doğrusu. “Asıl akıl almaz şeyse…” diye hayıflandı Theo “Arabayı alalı daha iki sene bile olmadı ama her parçası değişti. Ama bir de iyi tarafından bakalım, galiba yeni bir arabam var artık”…” Theo kendini aldatıyor mu ? Theo bizden daha mı akıllı (düşünüyor) ? Theo hayata pembe tarafından mı bakıyor ? Bu durum sadece otomobillerle ilgili bir durum mu ?

İnsanlar için de aynı. Ömürleri boyunca pek çok değişikliğe uğrarlar. Ağızdaki implantlar, kalçadaki protez, kalpteki stent, gözdeki lens gibi. Filozofları meşgul eden bu konuya “Kimlik Sorunu” adı verilmiş. Bir kimsenin belli bir andaki halinin bir başka zamanki haliyle aynı kişi olması için gerekli ve yeterli koşullar nelerdir ? sorusuna net bir yanıt verilebilir mi ? Bazıları bu soruya yanıt ararken bedenden beyne yönelmişler. Onlara göre kimlik bedene değil beyne bağlı olmalıymış. Bu durumda beyne fiziksel bir organ olarak değil de ondan yayıldığını düşündüğümüz şey (!)le ilgili bakmalı demişler. Bilince ve zihinsel etkinliğe nasıl yol açtığını bilmesek de beynin bu güce sahip olduğunu biliyoruz. Biliyoruz da ne değişiyor, doğruya, güzele ve iyiye ulaşma gayretlerimizde ? Bu gayretlerde amacımız ve yöntemimiz doğru mu ? Biri doğru diğeri yanlış olursa ne olur ?

Bu sorunun yanıtını (kendince) veren Lev Troçki (1936) “Amaç yöntemi haklı çıkarabilir, yeter ki amacı haklı çıkaracak bir şey olsun“. Demek ki amaca hizmet eden, hedefe yönelik her yol (şey) mübah değil söyleyenin adı Lev ya da Troçki bile olsa (bu “bile” de bir küçümseme mi var ?).

Elimdeki stok kayıtlarına yoğunlaşınca fazla derinlere dalar oldum (deepdiving hoşuma gitse de dikkatli olmak gerek 72 e az kala). Başlangıca bakıyorum, ACA ile süslenmiş gülen gözlere ve sevimli yüzü görüyorum ve ardından da “Değişim&Dönüşüm” için “Donanım&Yazılım” sözcüklerini kullanan otoriteden kalan izlerde “Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı “İlerle”. Bin atlı ilerledik kafilelerle…” dizeleri yankılanıyor. Yine de “Kendinizi Sorgulayın” odağında “Ne yapmalı > Farkındalık; Nasıl yapmalı > Özgüven ve Neden yapmalı > Motivason” aşamalarına doğru ilerlerken sanırım Ankara Esenboğa Havalimanındaydım(k)…Ne oldu 22 Mayıs 2002 tarihinde ?

Hani arabaların arkasında yazar ya “Babam sağolsun” ya da “O şimdi asker”; işte bunlardan ikincisini anımsatan bir “deja vu” durumundayım. Geçen hafta Antalya’da dördüncü grupla birlikteyim. Bir anlamda 1998-Afyon sloganım olan “Papağanlaşma Sendromuna” benzetsem de dördü de birbirinden farklı olan ikişer saatlik sohbetimin son turundayım. Katılımcılardan öğrenme meraklısı genç Doğa’nınbir sözüm üzerine not aldığını gördüm. Kabul, kabullenme ya da diğer taraftan bakınca “ikna” süreçlerinde etkili olan ve “Haz vs Acı” olmak üzere iki ana grupta kutuplaşabilen “Altı Satın Alma Dürtüsüne” kaynak gösterirken “Bay Strong” sözlerimi not ettiğini gördüm. Daha sonra sordum ve “internetten arayıp inceleyeceğim” yanıtını aldım. O kısacık zaman diliminde aldığı notla doğruya ulaşması zor olabilir diye düşünüp kolaylaştırmayı istedim. İki gün önce Çeşme’ye gittiğimde bi koşu çatıya çıktım ve Bay Neil Rackham’ın “S.P.I.N. Selling” kitabına hızlıca göz attım. Bay “E.K.Strong 1926” referansını görüp internette buldum ve Doğa’ya gönderdim. Bir de bay Strong’a dayanan Türkçe bir yayının pdf sayfasını ekledim iletime. Meğer Bay Strong doksan yıl önce “İlgi Envanteri” diye bir kavram oluşturmuşmuş. Bu da bizim SSTC Öğrenme Yolculuklarımızdaki “Müşteri neden satın alsın ? Çalışanlar neden değişimi istesin ? Patron değişme ve dönüşme yolculuğunda ısrarcı olunca neden gönüllü olsunlar ? Hazza yaklaşmak mı yoksa acıdan uzaklaşmak mı ? Ya da “Ben böyle polemiklere bakmam s…r geçerim” diyen horozun yolu mu ?

Çeşme çatıya çıkmışken bir başka kitap gözüme çarptı: Chris Roebuck 1998 de yazmış: “Effective Delegation: The Essential Guide to Thinking and Working Smarter ve kitap 2000 yılında Hürriyet İK tarafından derlenip Türkçeleştirilmiş. Buraya kadar normal. Ne var ki 22 Mayıs 2002 de Esenboğa Havalimanındayken (belki de İstanbul Yeşilköy’de) yanımdaki arkadaşımın elinde gördüm bu kitabı. Biraz göz gezdirdim. Çok beğendiğimi belli ettim. Arkadaşım daha önce de yaptığı gibi kitaba şöyle bir not yazıp anında bana hediye etti:

Mustafa Bey, Bu eser vasıtasıyla engin deneyim deryanıza bir damla da ben katabilirsem, kendimi bahtiyar hissedeceğim. Saygılarımla (imza) İrfan Arslan 22/5/02

Teşekkürler İrfan. “O şimdi asker” sözcüklerini rastgele söylemedim. İrfan beyle beraberliğimiz 2000 yılından sonra rakip olmaktan aynı çatı altında buluşmaya dönmüştü. Bunu CINOS’un üçüncü evresi olan “Synleşme” ile yaşadık 2009 yılına kadar. Yedi yıl önce ben emekli olup Syngillerden ayrıldım; İrfan bey önce aynı kurumda üst yönetim kadrosuna kadar yükseldi ve daha sonra istifa edip aynı sektördeki bir yabancı rakip şirketin genel müdürü oldu. Nasıl 1986 yılında iki omuzunda iki küfe üzüm taşıyan sevgili ÖY nın fotoğrafının altına yazdıysam İrfan bey için de “Adam olacak çocuk…” deyimini kullanmam tam yerinde olur. Bunu gördüğüm için ilk amiri kabul etmemekte direnmiş ise de SSTC Öğrenme Yolculuklarında hem yardımcı eğitmen olması ve hem de kariyer yolculuğundaki engelleri aşmasında yardımcı olması için ısrarlarıma dayanamamışlar ve 2006 yılında İsviçre’de Küschnacht ‘taki tazeleme eğitimine birlikte katılmamıza izin vermişlerdi. Yolu hep açık ve aydınlık olsun.

Öğrenme ve ustalık yolculuklarınızdaki hangi dönemeçlerin sizi nerelere götüreceği pek belli değilse de “amaç ve yönteme”inancınızla ya da “niyet ve zihniyet”in netliğiyle ve kısacası “niyetin safiyeti”yle işiniz kolaylaşacaktır. Yolunuz açık ve aydınlık olsun; sağlık ve esenlik içinde.

Şimdi ben bu yazıma uygun bir film bulup koymalıyım ki… (koydum ve umarım sünnetçinin vitrinindeki çalar saat gibi olmamıştır).

Öykücü