Yaşam Büfesinde “MACUNKÖY 2″

“…Kapıdan içeri girdim. Sınav korkusuyla sağıma soluma bakındım. Bu sözlü sınavları hiç sevmiyorum. Dersle ilgili soruyu anımsamıyorum; yanıtımı da… Aklımda kalan hocanın şu soru sözleri oldu “Şimdi ben bu gözlüğü masanın üzerinden yukarı doğru kaldırsam üzerindeki mikroplar aman bizi kaldırma ! derler mi ?”. Şaşırıp kalmıştım. Bana neden böyle bir soru sormuştu hoca ? Ben bu soru karşısında neler mırıldanmıştım ? Anımsamıyorum ve bu sorunun yanıtını elli senedir bilmiyorum. Bu anının silinmez etkileriyle SSTC öğrenme ve ustalık yolculuklarımda soru sormaya çok önem veririm…”

Merhaba

İki gündür pencereden dışarı bakınca pırıl pırıl bir güneş görüyorum. Sakin Bostanlı sahilinde yürüyüşe biraz geç çıkıyorum. İki defadır üşüyorum. İlk defa kapşon takıyorum. Nezuş gelmiyor; gelemiyor. Öksürüğü iki aydır geçmedi. Her an zatürreye dönebilir korkusuyla korunuyor. Geçen gece öylesine korkuttu ki Eray’ı apar topar bize getirdi benim paniklemem. Ertesi gün de Ülkü Hocaya konuk olduk. Hocanın “dost-usta hekim” yaklaşımlı çözüm paketine daha sonra değineceğim. Hızlı bir anı akışıyla bu ilişki beni altmışlı yıllarda oğlumun ayağındaki egzemaya (!) özgünce çözüm bulan Dr.Oktay Dikmen’i canlandı gözümde. Değişimli sürülecek iki yapma ilaç için güvenilecek eczacı ve eczane arayışımlarımız Eşrefpaşa Bayramyerine uzanmıştı. Sanırım Ödemiş Eczanesiydi. Cuma günü de Ülkü hocanın çözüm paketindeki ilacın ikisi ilk anda karşıt etkilere sahip gibi görünüyordu. Biri bırak öksürsün kü bu savunma mekanizması ile vücud içindeki safraları atmaya çalışsın ve atsın. Öksürüğü maskeleme ! İkincisi bu denli öksürük vücudu yıpratır ve bunu azıcık da olsa baskı altına alalım. İşte reçetedeki dört ilaçla tam bir “ERIC Programı”. Hem artır (Increase by N…) hem azalt (Decrease by F…) hem de yok et (Eliminate by Z…t) hem de yarat (Create by K lı G….e). Hüner nerede ? > Denge

“Ger…-K” nın içeriğine bakınca bir de ne göreyim yıllarca benim tek çözüm paketim olan “at bir tablet, yat yorganın altına, terle ve ertesi gün ferahlık” olan “Kamyoncu İlacı” mıymış. Yaklaşık yirmi yıl önceydi. Nevşehir’den arabayla dönüyordum. Yorgundum. Başım ağrıyordu. Eklemlerim dökülüyordu. Arabayı zor kullanıyordum. Belli ki vücud direncim düşüyor ve yatağa doğru gidiyordum. Yol kenarındaki köy bakkalına uğrayıp iki tane Gr… aldım. Birini yuttum. Diğerini İzmir’e bıraktım. İkinciye gerek kalmadı. Tek doz yetti. Ülkü hoca da benim kamyoncu ilacımın plus and plus’ını vermişmiş  >> “Plus”ların ikisi de kafa buldurucu benzeri “Kafein & Kodein”miş… Meğer “K” gelince bizim bildiğimiz ağrı kesici ve ateş düşürücü ilacımız öksürüğe de iyi geliyormuş… Bir de ITP geçmişimiz olunca bu etken madde bence seçilebilecekler içinde en masum olanlarından olsa gerek. Şimdilik etkileri beklendiği gibi gelişiyor; çok şükür. Ne var ki iki haftadır Çeşme’ye gidemiyoruz.

Sahilde böylesi güzel, parlak güneş varken neden böyle üşüyorum diye düşünürken çocukluğum ve rahmetli annemin sözleri çınladı kulağımda. Çocuktum. Her koşulda sokaktı özlediğim. Şimdiki kuşak gibi masa başında  sanal ortam bağımlısı değildim. Olamazdım da. Tek haftalık beklentimiz Cumartesi akşamları radyodaki “dinleyici istekleri”ni dinlemekti. Eğer “bir yaz sabahı gözlerimin ufkuna doğdun güzelim” çalarsa sınıf arkadaşım rahmetli Süleyman’ın çıraklık döneminde ustasının karısına aşık olması (çocukluk) na gülüşürdük. Ne öğrendimse sokakta ve sokağın dayatmalarından öğrendim. Ellili yılların başlarında soğuklar bir başkaydı. Kar, buz bir yana çatı saçaklarından sarkıtlar uzayıp giderdi. Güneş çıktığında anama yalvarırdım “Ne olur sokağa çıkayım, Şu güneşe baksana”  derdim. Annem de “O eşek donduran güneşi” derdi. Demek istediği “bakma parlaklığına ısıtmaz” ise de ben yine de çıkardım. Ellerim donar, çatlardı. Eve gelince ev yapımı “limon+gliserin” karışımı (!) sürerdim.

Yazımın girişindeki öykü 1967 yılında sütçülük sınavında Prof.Dr.Rauf Cemil Adam’ın sorusuydu. Amerika’dan yeni gelmişti. Sanırım markası Nack (!) olan tank gibi kahverengi bir arabası vardı. Çok renkli bir kişiliği vardı. O yıllarda yeşil pantalon, kırmızı kadife ceket, mavi kravat takacak kadar çok renkliydi. Çok sosyal bir kişiliği vardı. Ne var ki benim için yaklaşılması zor biriydi. Çünkü çerçevesi olan didaktik derslere alışkın ve yatkın olan benim için o yıllarda böylesi sosyal açılımlı sorulara, yaklaşımlara verecek yanıtlarım pek yoktu. Kimbilir ne tür bir saçmalık yaptım da hoca bana o soruyu sordu. Bilmiyorum. Elli yıldır zaman zaman aklıma takılır ve neden bu soruyu sordu ve bu sorunun beklenen yanıtı neydi hâla merak ederim. Yaşam büfesinde sıraya girerken, sırada kalırken ya da sırada ilerlerken kimbilir daha ne absürdlüklerimiz, saçmalamalarımız oluyor ve biz ıskalayıp geçiyoruz. Iskalamasak daha mı iyi ? Sanmıyorum. Yoksa öylesine takıntılar oluşuyor ki geceler uykusuz geçiyor.

Geçen yılın sonbaharında PLN eğitim paketi yavaş yavaş oluşurken otorite, otoriteyi bugünlere eriştiren kıdemli etkileyici, yeni devreye giren profesyonel eğitmen ve seçilmiş bir konuda başlama vuruşu yapacak olan ben dörtlü bir beraberlik şekillenmişti kavram üretme merkezimde. Kişilerin ad ve soyadlarının ilk harfeleriyle “MACUNKÖY” sözcüğünü oluşturmuştum. Bu dörtlünün ilk AK sı gruptan çıktı şimdi yine bir AK katıldı ve MACUNKÖY 2 oldu. İlk AK ı biraz daha açacak olsaydım (iki yerine dört harf alınca) AKUT oluyordu; şimdi AKAR oluyor. Diğer üçünde bir değişiklik yok.

MACUNKÖY’ün orta yerindeki uzmana sordum: “SSTC den YBGE de AKAR’a DANS etmeyi öğrettiniz mi ?” Yanıtının evet olduğunu duydum. Ancak algıladığım kadarıyla bu evet cılız çıktı. Sanırım öylesine geçiştirildi. Halbuki Allah’ın bahşettiği yürüme yetkinliğini dans etme becerisine dönüştürüp bir de bunu “DANS” laştırabilmek için en önemli konunun “Ben dili” ve “Geribildirim” konusu olduğunu bakalım AKAR anımsayıp yapabilecek mi ? Bize düşen görev TTTC (tiripıltisi) den TTTS (tiripılties) e geçebilmek için DANS konusunu 26.01.2016 günü ağırlıkla olarak uygulamalarla ele almak olacak.

Adına Eğiticin Eğitimi Programı da dediğimiz yoğun bir gün beraberliği için hazırladığım film ve textin ana mesajı başlarken “mum dibine ışık vermeli” olacaktır. Öğleye doğru bu mesaj “mum dibine ışık verebilir” e dönüşecektir. Ayrılmazdan önce “sırada kalma” adımına dikkat çekecek, bağlantı kuracak şekilde “mum dibine ışı verecek mi ?” sözleri ile gün bitecektir. Bunun için AKAR (ve biz de ve hatta otorite da online katılırsa MACUNKÖY2 olarak dördümüz) önce kendi SWOT‘unu hazırlayacaktır. Daha sonra MASlaşabilmek için kendi STRATEJİ TUVALİni hazırlayacaktır. Bu tuval ile yapmayacağı, artıracağı, azaltacağı ve yeniden yapılandıracağı şeyleri taahhüt edecektir. Çünkü beraberliğimiz bir yatırımdır (zaman, emek, para) ve yatırımın geri dönüşü (ROI) AKARın VIP-ERIC dediğim strateji tuvalinde yazıya dökülmüş olacaktır.

TTTC den TTTS e uzanan ustalık yolculuğunun ilk görselinde Dr.Abraham Maslow’un bir sözü vardır: “Tüm yaşam eğitimdir. Herkes öğretmendir. Herkes sürekli öğrencidir.” Dr.Maslow’u ben “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi” ile tanımıştım. tesadüfe bakın ki Sayın Ege Cansen de bugün Sözcü’deki köşesinde bu piramitten bahsetmekte ve hatta renki bir görsel olarak bunu yazısına eklemiştir. Beklentim bu yazımı MACUNKÖY2 dörtlüsünün okuması ve (kendiliğinden) ön bilgilere sahip olarak özellikle AKAR’ın Netdirekt’e gelmesidir.

Ocak ayı hep böyle yapıyor. Yeni yıldan birkaç gün yaşamalarına izin veriyor ve iyileri alıveriyor. Birkaç yıl önce rahmetli M.Ali Birand da böyle gidivermişti. O gün bugündür haberleri izleme keyfim kaçtı. İki gün önce de genç Mustafa Koç ile hep sevdiğim Kamer Genç yine Ocak ayının sürprizleri olarak aramızdan ayrıldı. Mekanları cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

Soğuk günlerde doğumuzun çatışmlaı ortamında bizim rahatlıklarımız için gecesi gündüzüne karışan iyilerimizin korunması için sürekli dudaklarımı tyitreten yürekten gelen dualarımla yolunuz hep açık ve aydınlık olsun.

Öykücü

NOT: Şimdi ben yazıma ne ekleyeyim ki…