Mustafa COPCU » Blog Archive » Yaşam Büfesinde kendine “Dur !” Diyebilmek

Yaşam Büfesinde kendine “Dur !” Diyebilmek

“… Bırak böyle kalalım, bir dargın bir barışık. Nasıl olsa dünyada bütün işler karışık… Sakin bir şekilde yüzüme baktı, masanın üzerindeki gözlüğünü eline alarak bana şu soruyu sordu: “Şimdi ben bu gözlüğü yukarı doğru kaldırırken üzerindeki mikroplar “aman bizi kaldırma !” diyorlar mı ?...”

Merhaba

Yukarıdaki sözlerin ilk bölümü, mavi olanlar dün sabah Bostanlı’da yürüyüş yaparken aklıma takıldı. Şöyle bir kendime baktım ve “ben ne yapmaya çalışıyorum ?” diye düşündüm. Birkaç kez ertelediğim bir yazım var. Adı “balondaki adam ve profesör“. Onu bugün yayınlayacaktım. Vazgeçtim. Erteledim. Bugün Ocak 2009 daki yazılarımın sonuncusunu sizlerle paylaşıyorum. Özümle hesaplaşmak istedim. Özellikle sevgili kızım Zeynep’ten gelen samimi eleştirilere (gece postası 2: Saat 02.51) önem verdim. Jobs’un sözlerini dinlemeye karar verdim. Yakın geçmişe baktım. Son bir ayda yaptıklarımı irdeledim. Yukarıdaki konu başlığını seçtim. Başarıların self servis olduğu yaşam büfesinde sıraya geçme önerilerimdeki odağımı değiştirmeye karar verdim. Başlığın kırmızılı ikinci kısmı ise 1967 yılında rahmetli hocam Prof.Dr.R.C.Adam‘ın sınavda bana sorduğu soruydu. Hâlâ yanıtını bilmiyorum. Yıllardır aklıma takılıdır. Bunun öyküsünü bir başka zamanda yazacağım.

Bugün son onüç yazımdan kesitler alacağım. Ne yapmaya çalıştığıma bakacağım. Yorumları dikkate alacağım. Ocak ayını özetleyeceğim. Şubat rotamı çizeceğim. Rota sözcüğü beni 2000 yılının belirsizlik koşullarına götürdü. Fırat kenarında akan gözyaşlarına götürdü. Sevgili T.Fırat o gözyaşlarının anlamını çok iyi bilir. Yazımı okursa belki yorum gönderir. Güneydoğu Anadolu seyahatemizde Havran’daki bir “cafe” nin önünde benimle rahmetli Süleyman’ın resmini görüyorsunuz. Yarınların ne göstereceği bilinmez.

Görelim Mevlam neyler; neylerse güzel eyler !

29 Aralık 2008 / Yaşam Büfesinde Başarılar Self Servis: Tüm yazılarımda “Yaşam Büfesi” kavramı var. Self servis olan başarılara ulaşmak için sürekli olarak SSTC Öğrenme Yolculuğuna çıkmayı öneriyorum. Yazılarımı üç kategoride toplamak istediğimi ifade ediyorum. Bunlar;

  1. Yetkinlik Geliştirme (SSTC Uzmanı Mustafa)
  2. Öykülerle Öğrenme (Öykücü Mustafa)
  3. Bitki Hekimliği (Bitki Hekimi Mustafa)

31 Aralık 2008 / Yaşam Büfesinde MASSGET: Hostcini sponsorluğunda yola çıkıyorum. Teşekkürler Hostcini. MASSGET logosunu oluşturuyorum. Amacım ve sloganım “kolaylaştırmak“.

2 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Sıraya Geçmek: SSTC Öğrenme Yolculuğunun dört günlük standart programını açıklıyorum. Bu yolculukta iki temel mesajım var. Bunlar,

  1. Yola çıkarken: “Ancak ölçülebilen değerler gelişir.
  2. Dördüncü gün sonunda sırada kalmak taahhüdüyle ayrılırken: “Bilmek, yapabilmektir.”

5 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Kedi Yavrusunun Sex Anlayışı: SSTC Öğrenme Yolculuğu öncesindeki sahte mutluluğumu öyküleştiriyorum. Özel sektöre geçiş öykümü dillendiriyorum.

7 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Kassandra Sendromu: Sevgili A.Şerif İzgören’den “Avucunuzdaki Kelebek” öyküsünü ve M.Sekman‘dan da “ya tozu dumanı yutarsın ya da tozu dumana katarsın” mesajlarını iletiyorum. Ardından da “pruva neta / yolumuz açık” diyorum. Deneyimlerimi öyküleştirip GAT dünyasında BBY (BeşiBirYerde) lere yöneliyorum. Bakın sevgili A.Şerif İzgören yaklaşımımı e-postasıyla nasıl yorumluyor

Date: Thu, 22 Jan 2009 09:15:47 +0200
From: A. Şerif İzgören <serif@izgorenakin.com>
To: <mustafa@copcu.com>
Mustafa Bey Dostum
Kendimi tanıdığım ve eksiklerimi yakından bildiğim için yazdıklarınızı hakketmediğimi de biliyorum.
Bana olan sevgi ve saygınızın her kelimesi için teşekkür ediyorum,yazdıklarınız benden çok sizi anlatıyor;efendiliğinizi,mütevaziliğinizi.
Ülke inşallah sizin gibi insanlarla dolar.
Yazılarınızın bir bölümünü okudum gerçekten güzeller.
Teşekkür ediyor,mutlu ailenize hürmetlerimi iletiyorum.
Dostlukla
Şerif

Teşekkürler sevgili A.Şerif izgören. Bu da sizin güzelliğiniz. Hepinize kuvvetle öneriyorum. Mutlaka sevgili A.Şerif İzgören’le birlikte olmanın yollarını bulun. Ben ve eşim onun bir seminerine katıldık. Çok sevdik. Siz de çok seveceksiniz.

9 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Damdaki Adam: Kaos Teorisi ve Kelebek Etkisine değiniyorum. Prof.Dr.D.Cüceloğlu‘ndan, Doç.Dr.Hasan Lâtif‘den mesajlar aktarıyorum. Anlamakta güçlük çektiğim kavramlarda bana yardımcı olan sayın Lâtif’e bir kez daha teşekkür ediyorum. “Biz” kavramını burada tekrar vurgulamak istiyorum.”… Evrensel boyutta bir bütün içinde herşeyin herşeyi etkilediği, herşeyin herşeye bağlı olduğu varsayımını doğrulayan “Biz” bilinci…” açıklamaları beni tekrar tekrar kelebek etkisine götürüyor. Bunun sonucunda Ocak ayı odağımda yer alan “tahrik” konusuna dalıp gittiğimi görüyorum. Ya da göremiyorum. Gösteriyorlar. Dostlarımın iş tanımlarının ötesine geçmelerini istiyorum. Rahatlık zonundan çıkmaları için şu üç soruyu sürekli kendilerine sormalarını istiyorum:

  1. Hazır mıyım ?
  2. Yetkin miyim ?
  3. İstekli miyim ?

Şimdi anlıyorum ki bir şeyin farkında değilim. Bu kavram da belki sevgili A.Ş.İzgören’dendir: “Öğretmen, öğrenci hazır olduğunda gelir” diyor. Çabalarım sonuçsuz kalıyor. Çünkü öğrenci hazır değil. Gerçek hazırlıktan söz ediyorum. Tıpkı Hz.Musa’nın sorusunda olduğu gibi…

12 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde BeşiBirYerde (BBY): Görüyorum. Anlatıyorum. Israr ediyorum. İkna edemiyorum. S.Jobs‘ın sözleri kulaklarımda çınlıyor. S.Jobs’ın videokaydının linkini veriyorum. “Strateji Devrimdir” diyen G.Hammel‘den söz ediyorum. Soruyorum:

  1. Aktivist misiniz ?
  2. Aktivist olmak istiyor musunuz ?
  3. Aktivist olma uğruna hangi bedellere razısınız ?

ve sevgili Dr.M.Demirci‘nin yorumu geliyor: “…Değer arayanlar ve bunu bizzat üretmek isteyenler için; deneyimlerin yaşam patikalarının arasından geçerken karşılaşılan herşey faydaya dönüşmüş; bu yolda herkesin yürümesini açık gönüllülükle öneririm…” teşekkürler sevgili Mehmet.

14 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Öne Geçerken: On yıl arayla yaptığım(ız) iki beyin fırtınasından esintiler veriyorum. Fırsatların gözden kaçmasından korkuyorum. Prof. M.Watkins‘in “İlk 90 Gün” kitabındaki 10 öneriye yer veriyorum. BBY lerin “kendine liderlik” etme becerisine erişmelerini istiyorum. “Herkesi hızlandırın” sözlerine dikkat çekiyorum.

16 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Küçük Beceriler: Kriz yılında rücu şiirleri okuduğumuzu öyküleştiriyorum. Mutlu etmeye çalışırken mutsuz sayısını nasıl arttırdığımızı öyküleştiriyorum. Kurumsal çerçeve çalışmalarının özlenen güzelliğine değiniyorum. Johari Penceresi‘yle “konuşma halkası“na yer veriyorum. Herkesin yazmasını istiyorum. Sevgili A.Şay’ın yorumu çabalarımı güçlendiriyor. Diyor ki “… Çok duygu yüklü olduğu kesin, biraz burdu içimi…. Yazınızda en çok hoşuma giden bölüm, edindiğiniz tecrübeleri gençlerle paylaşma girişiminiz. Yeni nesil okuma özürlü, tüm bilgi ve becerileri hap olarak almak istiyor. İşte çabanız bu yönde önemli, okuyan birkaç gencimiz kendine ders çıkarırsa bence ciddi bir başarı...” teşekkürler sevgili A.Şay. Bu yoruma bugün burada eklemek istediğim birkaç husus var.

  1. Birincisi bir güzellik. Beni umutlandırıyor. Çabalarıma güç katıyor. Geçen yıl, Eylül ayında SSTC Öğrenme Yolculuğuna çıktığım gruptan genç arkadaşım e-postasında aynen aşağıdaki gibi diyordu: Teşekkürler Ali.
    Subject: VE … MAS VE YİNE BİZİMLE…
    Date: Wed, 7 Jan 2009 23:49:54 +0100
    From: <ali.deger@……..com>
    To: <mustafa@copcu.com>

    Merhaba Mustafa Bey;

    İtiraf etmeliyimki esestisi kursunda  ve en son  Antalyadaki yıl sonu toplantısında 2008 yılı sonunda bizden ayrılacağınızı söylediğinizde üzülmüştüm. İçimden  ‘’Benim ile Mustaba bey arasındaki en büyük  farkın Benim  öğrenme yolculuğunun başında, sizin ise bu yolculuğun sonunda olduğunuzu düşünmüştüm’’. Ama bugün görüyorumki öğrenme yolculuğunda  son noktanın olmadığını, ne güzeldir ki öğrenme yolculuğunda yine beraberiz.  Bundan büyük mutluluk duyuyor, bu durumun kendim için  büyük bir şans olduğunu düşünüyorum…

    Öncelikle göndermiş olduğunuz DVD için çok teşekkür ediyorum. Defalarca izledim, her seferinde farklı bir açıdan bakmaya başladım ve keşkelerim daha da arttı.. Kurs bitiminde SSTC’nin bitmediği , tam tersine yeni başladığını öğrenmemle birlikte iş ve özel hayatımda yeni bir sayfa açılmış oldu. Nasılmı ? SSTC kursunda öğrendiğim bilgilerin  iş hayatımda, özel hayatımda ve çevremdeki her olay için uygulanabilir olduğunu öğrendim. Normal bir iş gününde o kadar çok meslektaşımızla bir arada oluyoruzki, onların yaklaşımlarına baktığımda ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha iyi anlıyorum. Bu farklılığa Kararlılık, Disiplin ve Adanmışlığı da eklediğimizde J29 yolculuğumuzda hedeflerimize ulaşacağımızı tüm içtenliğimle inanıyorum.

    Mustafa bey Sitenizdeki yazıları okudukça düşüncelerimi sizinle paylaşmaya devam edeceğim…

    Saygılarımla…

    Ali DEGER

    Agricultural Engineer

    Field Marketing Representative-GAP

  2. İkincisi ise sizinle ortak olan temel sıkıntım. Keşke sadece genç nesil okuma özürlü olsa, diğerleri de aynı. Çok yazık. Geçen hafta SSTC Öğrenme yolculuğunda bir test yaptım. Dedim ki “Tohumlarımızın pazardaki ömrü iki yıl; ilaçlarımızın da iki yıl. Peki okuldan mezun oldunuz diplomanızın geçerlilik süresi ne kadar ?”. Grubun hemen hemen tamamı “ömür boyu” dedi. Başımı taşlara vurasım geldi. Vah ki ne vah ! Bu sorunun yanıtı bence “altı ay“. Evet yanlış okumadınız. Altı ay; sadece altı ay. Her kim, son altı ay içinde bilgisine, mesleğine, işine yeni bilgiler katmamışsa o kişinin bilgisinin miadı dolmuştur. Buna inanmayanlar şöyle kendilerine bir baksınlar. Kendilerini değerlendirsinler. Şu sözümü hep anımsasınlar: “Kendinden hoşnutluk kaçınılmaz düşüşün en önemli nedenidir.” Yorumunuz ve yol göstermeniz için bir kez daha teşekkürler sevgili A.Şay.

19 Ocak 2009 /Yaşam Büfesinde Cama Konan Kırlangıç: Biraz uzak geçmişten öğretici kavramlar serisine başlıyorum. Kriz yılında “DOD” kavramıyla öncelikle ayakta kalmak / hayatta kalmak konusuna dikkat çekiyorum. Rahatlık zonundan gönüllü olarak çıkmayı anlatmaya çalışıyorum. Rahatlık zonundan çıkamayanlar aşağıdaki fotoğrafta yer almak istemediler. Yenicekent’teyiz. Müşteri mutluluğu için uğraşıyoruz. Her neyse. Konuya döneyim. Kavramlarım gittikçe çoğalıyor. BBY & TSA nını birleştirip “tatlı baş ağrısı” olmayı destekliyorum. Ravel’in Bolerası benzeri ekip etkinliğini istiyorum. Kendinize mektup yazmanızı istiyorum. Bu mektupta üç temel soruyu kendinize sıkça sormanızı istiyorum. Bunlar,

  1. Neyi miras bırakmak istiyorum ?
  2. Ne olmasını istiyorum ?
  3. Yaptıklarımla ilgili ne söylenmesini istiyorum ?

21 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Hazır Olmak: Bu kez kavramım MO oluyor. Gönüllü mecburiyet. Hz.Musa‘dan kısa bir öykü dillendiriyorum. Hz.Musa soruyor “Hendekler nerde ?”. Bursalı Terzi Sadık fıkrasını anlatamasam da bunu beden diliyle bağdaştırıyorum. Johari Penceresi ve Kolaylaştırıcı Koçluk‘taki kankalığı ilişkilendiriyorum. Ve sevgili Dr.M.D. den bu kez bir gece postası geliyor (gece postası 1). Diyor ki …”

Subject: RE: Kargoya verilen CD ler (3)
Date: Tue, 27 Jan 2009 02:04:47 +0200
From:
To: ‘Mustafa COPCU’ <mustafa@copcu.com>
References: <497DB6A9.4000705@copcu.com>

Mustafa bey,

Her yöndeki çabalarınız için teşekkürler.

Bazen insanlar yabancı bir ekolojide bir meyve ağacı ve meyvelerini görür.

Ama tereddüt eder. Yenir mi yenmez mi ?

İşte birisinin çıkıp bu meyve yenir hatta şöyle yenir demesi gerekir.

Bizler nasıl yendiğinin ötesinde nasıl ilaç olduğunu anlatma misyonunu edinmeliyiz sanırım.

Birikimleri, insan ya da misyon veya şirketlerin yararına nasıl şifa olduklarını anlatmak demek istiyorum.

Bu cevabı gece 02:03 te yazdım. Hatam varsa lütfet affedin.

Tekrar teşekkürler.

Mehmet

Teşekkürler Mehmet. Ne güzel yazmışsın. Elinde gönlüne sağlık. İnşallah SSTC Öğrenme Yolculuklarında buluşacağız. Meyvelerin nasıl şifa niyetine yendiğini birlikte öğrenip, birlikte öğreteceğiz.

23 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde DOD ve MAS : Bugünün MAS ıyla 2001 in DOD u arasında yolculuk yapıyorum. Kendine liderlik için “yazmak” konusunu ele alıyorum. Yazdıklarınıza hayallerinizi de katmanızı istiyorum. Dağı delen karınca öykümle aktivist olmayı ve adanmayı vurguluyorum. Sonunda da ünlü latince kavramı kullanıyorum: “acta non verba”.

26 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Performans: SSTC Öğrenme Yolculuğundan dönüyorum. Yaptıklarımla yapmak istediklerim iç dünyamda çatışıyor. Sitemlerim artıyor. Spartaküs Sendromunu örnekliyorum. Johari Penceresinde buluşmaya davet ederken ana mesajım “dürüst geribildirim isteyen önce güven sağlamalı” oluyor. Sevgili T.Er’in yorumunu seviyorum. Diyor ki “…. Sizi anlıyorum ve beklentim birikimlerinizi genelin paylaşımına sunmanız…. Sizdeki bu enerji, birçok beyinde farklı kıvılcımlar çıkaracaktır. Farklılaşmayı uyandıracaktır...” Teşekkürler sevgili T.Er. Şubat ayında bu rotada olmaya çalışacağım.

28 Ocak 2009 / Yaşam Büfesinde Terkeden Müşteri: “Müşteri bizi neden terkeder ?” anketimi geçen hafta yineliyorum. Yedi yıl önce Çeşme’de yaptığım anketten pasajlar veriyorum. “İlgisizlik” seçeneğine takılıyorum. Sitemlerim somutlaşarak artıyor. Bu kez MAS ın anlamı farklı. “Mükemmeli Arayış Sempozyumu” anılarımı öykülendiriyorum. Prof.M.Yunus‘un öyküsü beni yine “kelebek etkisi“ne götürüyor. Kavramlarım içiçe giriyor. Hata yapma riskim  yükseliyor. Kavram bolluğunda karışan akıllar adına “kendime dur” demeye çalışiyorum.

Rahibeyi sırtımdan indirmeye karar veriyorum. Bunu bir sonraki yazımda öykülendireceğim.

Bu kararımda yol göstericim olan sevgili Zeynep ve Kerem’e teşekkürlerimle.

Hepinizin yolu aydınlık olsun.

Öykücü (mustafa@copcu.com)